Güzeldi Geçmiş Günler

JAPON MÜHENDİS VE BİZİM MÜSLÜMAN BİLİNENLERİMİZ.

Akşam haberlerinde yine olumsuz örnekler vardı. Cinnet geçiren anne iki masumuna kıymış, Allah bilir tetikleyici unsur neymiş. Biri hamile eşini öldürüp saklanmış aç kalınca yakalanmış. Şehir eşkiyalarının yol verme tartışmaları kanlı bitmiş. Malatyada insanlık dışı davranış tesbit edilmiş; bakım evinde kalan ruh sağlığı yerinde olmayan Allah’ın masum kullarına, çalışanlarca eziyet ve zorbalık edilmiş. Uyuşturucuyla mücadele merkezine uyuşturucu operasyonu düzenlenmiş. Reklamı yapılarak satılan ballar, mallar sahteymiş. Bunlar hep bizim Müslüman bilinen ülkemizde oluyor, daha izlense neler neler oluyor.  Ve bizim ülkemizde bir japon mühendis mezarlıkta ölü bulunuyor. Ölümün nerede, nasıl insanı bulacağına bir örnek daha… Onca yıl oku mühendis ol, başarılı işler yap, bu sayede Türkiye’de köprü inşaatı sorumlusu ol, sonrada git kendini öldür. Türkiye’de böyle bir sonla hayatını noktala…

Sebep? Japon mühendis aldığı paranın hakkını veremediğini düşünmüş olmalı. Bizim insanımızda aldığı paranın hakkını vermediği gibi, hakka ihanet etmesi çok yadırganmalı bence. Bizim ülkemizde yanlışlarla yaşamayı marifet sayanlar Müslüman geçiniyor. Öteki yani Japon mühendis, neye inanıyordu, bilmiyorum. Fakat hakka riayet ettiği kesin… Mühendisin sonuna üzüldüm aslında böyle sonlar hoş değil. Köprünün halatı kopabilir. İnsanlık hali, hiçbir şey hayattan daha değerli değil. Japon mühendis başarısızlığını onur meselesi yapmış, harakiri yapıp kendini öldürmüş.  Bizim haksız yere kazanç sağlayanlarımız tabi ki kendini öldürmesin, ama onurdan biraz nasiplenseler ne iyi olacak. Müslüman bilinmelerine bir nebze yakışır davranış olacak.

Devamını oku...

Güzeldi Geçmiş Günler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 24 Aralık 2013 12:36

 

Eskiden Öyle Güzel Cahildik ki...

altalt

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hamur yoğurup mayalardı annemiz…

Kuzinenin fırınında ne güzel börek pişirir ve mis gibi de bir çay demlerdi.

Televizyon yoktu, gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! 

Dışarıda kar... Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.

Kuzinenin üzerinde demir maşa... Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.

Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...

Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi...

Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

Dışarıda kar... İçeride kanaat... İçeride huzur... Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.

Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu. Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar... Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası... Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?

Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Çay da kokardı... Domates de... Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.

Dışarıda kar... İçeride huzur... Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda... Ne güzel cahildik. Ne güzel mutluluğun resmini çiziyorduk .

 
 

Turkish Arabic English