HAYAT BU KADARCIK İŞTE...

HAYAT BU KADARCIK İŞTE...
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 19 Ocak 2013 16:18

GİDERKEN NASIL UĞURLANDIĞIN DEĞİL,

GİTTİĞİN MEKANDA NASIL KARŞILANDIĞIN ÖNEMLİDİR.

altYeryüzünde her gün binlerce canlı doğuyor, ölüyor. Çark durmadan dönüyor.alt 

Bizler ancak kendi yakınlarımızda görürsek ölümü tanıyoruz, akla getiriyor, nasılını merak ediyoruz. Bir de ünlü bir ismi ‘ölmüş’ diye duyduğumuzda, (onlar ölmezlermiş gibi yaşadıklarından) mıdır ne?  Biraz şaşırıyor, sarsılıyoruz. Oysa her gün ne kıymetli canlar gidiyor, bilmiyoruz. Üç- beş kişinin vedasıyla uğurlanan, hiç vedacısı bile bulunmayan nice canlar vardır ki, Allah’ın huzurunda bahtiyarlığa erişir. Bu dünyadan giderken uğurlayanları bulunmayanlar, “Şöyle üstattı, böyle şatafatlı yaşadı. Geride ne eserleri bıraktı. Onu hiç unutmayacağız” diyeni olmamışsa da hiç önemli değil, buradan nasıl göçtüğün ve nalte şekil gönderildiğinde; zira gidilen yerde Gel bakalım ünlü kişi, senin şanına yaraşır bir karşılama töreni yapıyoruz" demiyorlar, denilmiyor. Bu durumda dünya da ünlü olmak hiç önemli değildir. Önemli olan gidilen yerde göreceğimiz muameledir. Karşılanma şeklimiz, uğurlanmaktan çok daha anlamlı ve ebed yurdundaki hayat biçimi için önemlidir.

Kıymetli olmak bu dünya içinse hiç önemi yok. Dünyalık ederiniz kaç okka olursa olsun unutulmaya mahkûmdur. Bugün sizin ardınızdan ağıt yakanlar, gözyaşı dökenler evlerine döndüklerinde yemek yemeden, uyumadan günlerini geçirebilirler mi? 

NE ÜNLÜLER, ÜNVANLILAR GELDİ GEÇTİ. HER BİRİSİ TOPRAĞA KARIŞMIŞ HALDE ŞİMDİ... KİM BİLİYOR, MERAK EDİYOR İKİ NESİL ÖNCESİNİ?

 Ne kadar acılı olsanız da nihayetinde dünyalıksınız, acıkan yerinizle acıkan yeriniz ayrı işlev sürdürdüğünden hangisi baskın geliyorsa, ister istemez ona itaat etme durumunda kalıyorsunuz. Üzüntü ölen kişinin kabre konulmasının ardından en yakınlarınca bile iki- üç gün devam eder, sonrasında unutulur. İnsanlar unutulurlar, ne yapmış olurlarsa olsunlar, ünleri arşı aşmış olsa da takvim yaprakları eskidikçe unutulmaları daha kolaylaştırıyor.

“Filanca ölmez” dediklerimiz, hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşayanları gördüklerimiz, adlarına üzüldüğümüz veyahut kızdığımız kişiler vardır ya; bilhassa ünlülerden böyle bilinenleri aslında ölümün gerçeğini bizden iyi biliyorlar ki, bu yüzden günlerini gün ediyorlar. Böylesi de doğru değil elbet, doğru şekil, bir gün huzuruna mutlak varacağımız yaratanının istediği şekil bir hayat sürmüşsek hem buranın, hem ahretinin mürüvvetini görmüş oluruz. Bugünün tekrarı yok. ömür çok kısa. En uzun sanılan hayat bile hiç ummadığın bir anda, hiç akla gelmez bir sebeple bir günde toprağa düşüyor, bir avuç toprak oluyor. Uzun sanılan ömür hiç yaşanmamışa dönüyor. Geri de kalanlarından gayrisi onu hiç hatırlamıyor. En yakınları, kanla bağlantılı olanları bile ara sıra yâd ediyor. Sonraki nesiller onu da etmiyor... Hayat bu kadar işte, bu kadarcık...

altEy insan evlatları, yani bizler… Sen, ben, o, onlar, hepimiz… Aşk meşk eğlence karın doyurmuyor. Sadece size vakit geçirtiyor.  Hakikatte böyle yapanlar vakit geçirmek için yaşıyorlar gibi. Amaçsız, bilinçsiz.. . Böylelerimiz boş işlerle uğraşacağınıza gidip biraz dolaşın. Nerede muhtaç ve çaresiz varsa bulun da yardım edin. Paylaşmanın zevkini tadın. Dünyaya saçılmış mutluluktan payınızı alın. İnsanlığınızı hatırlayın. Güzellikler manadadır, madde de değildir.
ÖMÜR DEDİĞİN ÜÇ GÜNDÜR...
DÜN GELDİ GEÇTİ,YARIN MECHULDÜR... 

Hayattaki güzellikleri arayıp bulun, ardınızda kalıp ziyan olmasın. Hayat sadece eğlenmekten ibaret değildir…

Paralı insanlar insanlığı düşünecek vakitleri olmadığını düşünürler. Bilmezler ki, en iyi yapılacak iş başka insanları da düşünüyor olmak, elde olandan onlara da bir şeyler sunmaktır."Dünya hayatı çok kısadır. Ahiret azapları pek acı ve sonsuzdur. Bu ikisi arasındaki farkı iyi düşünüp ona göre hazılanmalıdır." Eğer bunu yapamıyorsak çok paralı olmanın ne önemi vardır. Orta şekerli bir hayat bu dünyalık ömür için yeterlidir. “Keşke herkesin bu dünyada da bir evi olsa, keşke herkesler aynı seviyede mutlu olsa” diyoruz bazen. Haşa günaha giriyoruz, o zaman paylaşma zevkini nasıl tanıyacaktık. Gözleri gülümsediği için çevresine mücevher saçan insanların gülücüğün de mutluluğun varlığını nasıl hissedecektik. Dahası imtihan sürecini amelsiz nasıl geçirecektik?


İmam-ı Rabbani (k.s)...”Hadi kalk! Daha ne kadar amel etmeden duracaksın? Aç bir amel defterine bak ne durumdasın? Yarın Mizan kurulur.Salih amel etmeye bak,lazım olur bilesin!” diyerek bizlere uyarıda bulunmuş.


Seyyid Abdulkadir Geylani Hz.leri(k.s) “Kıyamet Gününde Nereye Gitmek İstiyorsanız Hazırlığınızı Ona Göre Yapınız!” ikazıyla bu dünyalık değil, ebediyet alemine yönelik yaşamamız gerektiğini beyan etmiş…