Duyarsız Milletiz

Duyarsız Milletiz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 20 Aralık 2012 00:00

   "Aç doymam, tok acıkmam sanırmış" zaman geçip,yaşlar olgunluğa erişince gerçek anlaşılırmış...

Biz aslında birbirini seven, insana değer veren Milletiz. Yaratılanı severiz Yaratan'dan ötürü; bunu yüreğimizde biliriz, uygulamada beceremeyiz. "Komşumuz açken tok uyunmaz" ın anlamını da yüreğimiz idrak eder, Peygamberimizin (s.a.s) sünnetidir, uygulayalım isteriz. Lakin beynimizle yüreğimiz arasındaki dengeyi kuramadığımızdan komşumuzun varlığından bile bihaber geziniriz... Beynimizi genelde nefsimiz yönetir. nefsimiz de maddi olana daha çok önem verir. Yani dünyalık olan ne varsa, ona eğilimli, meyillidir. Hal ve gidiş böyle olunca biz, bizler, pekçoğumuz yüreğimizle, beynimiz arasında denge sağlayamama problemi yaşıyor olmuşuz...

   Dilde sever milletiz. Yüreğe inemiyoruz. Sadece sevgi de değil. Her konuda öyleyiz. Dertliyle dertlenmeyiz, düşeni kaldırmayız, insanlık hali demeyiz; paylaşmayı bilmeyiz, kendimizden başkasını dinlemeyiz, dikkate almayız...

   Dilde söyleriz, söylediğimizle  kalırız. Dediğimizin arkasında duramayız, dediğimizi uygulamaya koyamayız. İşimize geleni kolay unuturuz. İşimize gelmedi mi, herkesi uyuturuz. Konuştuk mu sesimizin gürlüğünden, kararlılığından, netliğinden mangalda kül bırakmayız. Konuştuklarımızı yapmaya gelince tozumuz görülmez. Herkes biz ne demişsek dinlesin, dediğimize uysun isteriz. Biz kimseyi umursamayız. Kendimize saygı bekleriz, kimseye saygı göstermeyiz. Davranışlarımıza, başkalarının hakkına, hukukuna dikkat etmeyiz. kendimizden başkasını önemsemeyiz. Böyle bir milletiz. Duyarsız olmuşuz, oldurmuşlar.

   Aslında bir şeyler yapmak isteyenlerimiz de vardır. Aranırlarsa bulunurlar. Fakat o yapmak isteyenlerin yapmak istediklerine de bir engel, bir bahane, bir sebep bulunur, uydurulur. Biz Türk Milleti olarak yapmak istediğimiz her şeye bir kılıf buluruz. Herşeye farklı bir izahatımız, ikna yeteneğimiz vardır.

   Lafa gelince vatan millet aşkıyla yanıp tutuştuğumuza yürekler dayanmaz. Vatanla ilgili bir görev verildiğinde bahaneler, çareler aramaya koyuluruz. Yetmediğimiz, tıkandığımız noktada dayımızı öne çıkarırız.

   Konuşmakla Olmuyor.

   Bilenler biliyordur; sosyal paylaşım sitelerinde en büyük milliyetçi geçinenler meslekleri gereği atanma yapılacakları zaman, uzak iller çıkınca kabullenmezler. "Nimete kavuştuk" deyip, şükre sarılmazlar. "Torpil mekanizmasını" sokarlar devreye... Kendi iline, ilçesine, hatta mahallesine yakın yerlere rotanın ibresini kaydırtırlar. Bu daha çok öğretmen , savcı, hakim mesleklerinde sıkca görülmektedir. Hele öğretmenler kendi iline atanmayı sağlamışsa yetinmez, bir de iş yerim mahallemde, evimin karşısındaki okulda olsun ister. Bu tür insanların ne gözleri doyar, ne nefisleri... Kendi arzularını karşılatmak için araya koyduğu hatırlıların hatırına, nice dayısı olmayanın hakkını yemekte, geleceğine tecavüz etmektedir. Bunun bilincinde olmayan öğretmenin öğrettiğinden ne olur ki? Şöyle bir söz vardır. Bu sözü yeni mezun olmuş, atanma bekleyen pek çok genç bilmez. Söyleyelim de belki dillerinden dökülenler, yürek derinliklerine inerek, vicdanlarını sızlatır, en doğru neyse onu yapmaya koyulurlar. "Zalimin  gelecekle olan bağını yürekten çıkan bir 'Ahhh!' keser. Rızka mâni olanın rızkını da Allah keser."

 Güzellikler yürekten söylensin, dil ucundan dökülen yalan yanlış olabiliyor...