Saray Çocuğu Krallar, Savaşçı Pâdişâhlar

Saray Çocuğu Krallar, Savaşçı Pâdişâhlar
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 26 Nisan 2012 17:59

      Son iki üç bin senelik zaman dilimi içinde cereyân eden tüm muhârebeler teker teker incelendiği takdirde ortaya -birazdan sözünü edeceğim- enteresan neticeler çıkıyor.

      İstikbalde nasib u müyesser olursa tüm bu hususları daha tafsilâtlı şekillerde ele alıp kitaplaştıracağım için şimdilik özet ifâdelerle yetinerek vaziyeti beyân eyleyeceğim.

      Anlatacaklarımı iki üç bin yıllık dallı budaklı bir kapsama alanına yayıp konuyu fazla genişletmeksizin, şimdilik “Osmanlı ve diğerleri” mukâyesesi üzerinden tezimi îzâh etmeye başlıyorum.

      Gerek Batı’da gerekse Doğu’da olsun, bir devletin sâdece âtıl bir sembolü olma hüviyetinden öteye geçemeyen; dünyevî keyiflere müptelâ, nefsâni haz ve lezzetlere tutkun hükümdârların (kralların, şâhların, şunların, bunların) tam zıddı olarak, bizzât ordusunun başında harp meydanlarına çıkıp küffardan muazzam topraklar, kâşâneler, beldeler alan savaşçı hükümdârlar (beyler, pâdişâhlar) da var.  Dünyâda son bin yıla bakarsak bunların büyük bir kısmını Selçuklu, Osmanlı ve kimi Arab devletlerinin (Emevî, Abbasî gibi) hükümdârları oluşturuyor.

      Yine aynı zaman aralığında Batı ve Doğu’daki pek çok diğer devlete projektörü tuttuğumuzda, -bilhâssa Avrupa’da ve Rusya ile Çin dâhil doğu ve Uzakdoğu’da bunu görüyorum- sâir devletlerin hükümdârları devletin sâdece “simge ismi” ve “ananevî lideri” konumunda olup, sırf bu konum itibariyle de otoriteyi temsil etmekteler. Adları ve sanları yok. Otoriteyi tesis edebilmek nâmına da hânedânlar arası mücâdele ve savaşlar Avrupalının âşinâsı olduğu bir şey.  

      Avrupa ve Asya kralları ile sâir saray efrâdının ömürleri zevk, sefâ ve işret âlemlerinde şarap içerek, kumar oynayarak, esrar çekerek, kadınlarla –tıpkı birer bez bebeklermişçesine– oynayarak geçip gitmiş. Her gün verilen davet ve balolarla, ziyâfet ve danslarla, yiyip içmelerle, kahkaha basmalarla, cilâlı lafların çokça âlet edildiği övme ve övülmelerle şişirilen egolar kendini ilâh ilân etme küstahlığı ve gafletiyle sarhoş olmakta iken, tıpkı açık arazide yayılan sığırların sanki hiç doymayacakmış gibi otlayıp karınlarını açgözlülükle şişirdiklerine benzer bir şekilde nefislerini ve bedenlerini zevkçilik esasına külluhum perestâr ederek kocamanlaştırmışlar, heykelleştirip hiçbir yere sığmaz hâllere getirmişler.

      Öte yandan ehl-i ilim, ehl-i tevhid ve dolayısıyla ehl-i cihâd olan birçok Osmanlı pâdişâhı; yani, pek çoğu sofrasında iki çeşit –birden fazla– yemek görmeye dahî tahammül edemeyen (sahâbî hayatına düşkün ve tutkun) bu mübârekler, başkomutan sıfatında, at sırtında aynı kendi akıl, his ve ruh yapısındaki askerlerinden müteşekkil pehlivanlar pehlivanı ordusuyla akından akına koşuyorlar ve bu akınların neticesinde de Cenâb-ı Allah’ın izni, keremi, ikram ve ihsânıyla muzaffer oluyorlardı.

      Yine son bin yıllık dönemde Rusya’nın çarları, Avrupa’nın saymakla bitmez ancak adları sanları yüzde doksan dokuz bilinmez kralları ipekli giysiler, ipekli mefruşat, altın ve gümüş kâseler, türlü türlü renkte porselenler, her bir yanı bin bir gayret, meşakkat ve masrafla işlenip süslenmiş saraylar, kâşâneler içinde yüzerek, “soylu” sıfatı verdikleri çeşit çeşit hânedânların ileri gelen mensuplarıyla, devlet ricâli ve sermâye sâhipleriyle “vur patlasın, çal oynasın” tarzında bir hayatı benimsedikleri için, târih içinde esâmîleri hiç yer tutmaz. Amma Muhteşem Süleyman (the Magnificent) denildi mi, Sultan 2. Muhammed (the Conqueror) denildi mi tanımayan bir dünyâlı neredeyse yoktur.

      Batı’da kral olmanın ve kralın yamacında bir yerlerde bulunmanın karakteristik husûsiyetleri; zevk için hayvan avlamak, şelâle gibi içki akıtmak, süs eşyalarına boğdukları kadınlarla raks etmek, kör gözleri kamaştırıcı balolar tertipleyerek harcanılan yüksek paralar üzerine güyâ "ihtişâm" binâ etmekten geçiyor ekseriyetle.

Bütün bir Batı dünyâsı incelendiğinde ordusunun başında bizzât bulunan hükümdârların nisbeti yukarıda zikrettiğim devletlere oranla gayet sınırlı. İlk akla gelen isimler de Makedonya Kralı Büyük İskender ile Fransa ve İtalya Kralı Napolyon olsa gerek.

      Bundan aylar evvel "Nataşa’nın Dansı" ismindeki bir eseri inceleme fırsatım olmuştu. Siz de bir yarım saat kadar olsun söz konusu kitabın çeşitli sayfalarını muayene edecek olursanız dudaklarınızın uçuklamasına kesin gözüyle baktığım debdebeli manzaralar ve şaşaalı portrelerle karşılaşacaksınız. Karşı karşıya kaldığınız bu vaziyet eminim ki hayret deryâsına dalmanızı da sağlayacak.

      Eğlencenin, masrafın, israfın, pahalı zevklerin ve dahası nefsi okşayarak kendine çeken bütün unsurların gırla gittiği dev bir tımarhâne karşısında insan küçük dilini yutuveriyor. 

      Bilhâssa Şeremetevo hânedânının başı çektiği, lüksün damgasını vurduğu, israfın okyanuslar kadar olduğu hayatlara şâhid olduğunuzda; bu insanların kendi nefisleriyle, zevk ve lezzet olarak gördüğü şeylere sinek gibi yapışmak için neler de neler yapmış olduklarını öğrendiğinizde cidden günümüz sosyal hayâtı ile târihe bakışınızdaki nokta-i nazarınız çeşitlenecek ve menziliniz epey artacaktır.

      Eğlenmek, eğlendirmek gerçekten muazzam derecede pahalı olduğu için iktisâdî olarak yüklüce bir sarfiyatı da berâberinde getirdiğinden kimi devletlerin ve ülke içindeki sermâye ve saltanat sâhiplerinin bu işe önemli ölçüde bütçe ayırmaları halklarının da tepkisini çekmekte, ordularının da zâfiyetine zemin hazırlamakta.

      Bir misâl olarak Rusya'nın 18. asırdaki en meşhûr hânedânlarından olan Şeremetevoların tek kalemde yaptığı bir alışveriş listesini aşağıya yazacağım. Genellikle simsarlar vâsıtasıyla Avrupa'dan temin edilen bu mallar o zamanki Rus zenginlerinin gözde tüketim maddeleridir de aynı zamanda.

 

Sırf giysi kısmı:

- 10 takım tek, 18 takım çift düğmeli frak

- Biri kutup ayısı, diğeri beyaz kurt kürkünden yapılma 2 beyaz kürk palto

- 6 kahverengi kürk palto

- 17 yün ceket

- 119 pantolon (siyah ve beyaz)

- 14 ipek gecelik

- Maskeli balolarda giyilmek üzere pembe taftadan yapılmış iki adet kukuletalı uzun giysi

- Tüy gibi yumuşak malzemeden kaftan

-Altın ve inci ile dikilmiş kaşkorse

- Patlıcan moru ipek pantolon, kaftan ve sarı kaşkorse

- Her iki tarafından mavi şeritler olan pamuktan kırmızı kaftan

- Altınla dikilmiş mavi ipek kaşkorse

- Altın ve gümüşle dikilmiş frambuaz rengi ipek kaşkorse ve pantolon

- Yeşil kadifeden kaşkorse ile çikolata rengi kaftan ve pantolon

- Benekli siyah kadifeden frak

- Gümüş düğmeli 24 frak

- Altın ve gümüşle dikilmiş 2 kabartmalı pamuklu kumaştan kaşkorse

- Kaşkorse için 7 arşın Fransız ipeği

- Gecelikler için dantelden 24 çift manşet

- Pantolon için 12 arşın siyah kumaş ve 3 arşın siyah kadife

- Çeşitli kurdela

 

Diğer kısım:

- 67.5 kilo iyi kalite tütün

- 27 kilo normal kalite tütün

- 36 teneke briyantin

- 6 düzine kan yapıcı şurup

- Altın enfiye kutusu

- 2 varil mercimek

- 1 kilo vanilya

- 27 kilo yermantarı (yağ içinde)

- 90 kilo İtalyan makarnası

- 108 kilo parmesan peynir

- 150 şişe ançüez

- Martinik'ten 5.5 kilo kahve

- 10.8 kilo karabiber

- 9 kilo beyaz biber

- 2.7 kilo kakule

- 36 kilo kuru üzüm

- 72 kilo kuşüzümü

- 12 şişe İngiliz kuru hardalı

- Çeşitli türlerde jambon, domuz pastırması, sosis

- Sütlü pelte kalıpları

- 600 şişe beyaz Burgondy şarabı

- 600 şişe kırmızı Burgondy şarabı

- 200 şişe köpüklü şampanya

- 100 şişe köpüksüz şampanya

- 100 şişe pembe şampanya

 

      Yukarı bahsi geçen liste tek bir alışverişin listesidir. Bunun haricinde sürekli bu tip listelerle abartılı alışverişler yapılmakta, ihtiyaçlar değişik ve çeşitli olmaktadır. Bira, köpek, araba, tahıl, mücevher gibi malzemeler de listelerde kendisine sıklıkla yer bulabilen mal ve malzemelerden.

      Bizim hükümdârlarımızın, devlet ve siyâset ricâlimizin yüksek bir çoğunluğu bir mürşidin önünde diz çöküp nefislerini terbiye ve tezkiye için benlik tesliminde bulunmuşlar. Şeytan misâli benlik öne sürmemek, devlet idâresinde nefsin irâdesine uymamak için ilim-irfan kesbinden sonra, nefsin kötü huy ve hasletlerinden kurtulabilme savaşı da (büyük cihad) vermişler. Ancak bu şekilde ordusunun başında cepheye gitmek imkânı hâsıl olabilirdi zâten. Ve bütün bu kazanımları da İslâm’a îmâna borçludurlar. Deminki krallar pâdişâhlar ise tüm kazandıklarını nefislerine borçlular. Bir taraf hayır kazanırken, diğer taraf şer kazanıyor işte böyle. Neticeten ikisi de bir kazançtır. Ancak her iki kazancın doğuracağı iki farklı sonuç ve varılacak iki farklı adres var ma’lûmunuz. 

      Bu yazımda Osmanlı sultanlarına da fazlaca yer vermek arzusunda idim, ancak ne yazık ki teferruat ve tafsilat işin içine girince maalesef buna imkân ve fırsat bulamadım. Bir dahaki yazımda bu konuyu tekrar ele almayı plânladığımı belirterek sözlerimi bağlıyorum. Tüm kârilerimize (yazılarımızı kıraat eden/okuyan dostlarımıza) selâm, hürmet ve muhabbet duygularımı bildiririm.

 

Târık İleri

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir