Yurtlarda Yetişenler
Yurtlarda Yetişenler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 15 Haziran 2021 05:10

altKİMİNİN BEYNİNE YER ETMİŞ TRAVMALAR VAR, KİMİNİN YÜREĞİNDE ONULMAZ DERİN YARALAR. 

NE KADAR İYİ YETİŞTİRİLSELERDE  SEVGİDEN, İLGİDEN UZAKTA O KADAR MUTSUZ VE SIKINTILILAR.
NİYETLER SALİH OLDUKTAN SONRA AKIBETİ HAYIR OLUR ELBET. OKUYAN DEVLET MEMURU OLUYOR.
Yetiştirme yurtları ve çocuk yuvalarında yetişen çocukların ruh halleri nasıldır? Bu sorunun cevabını vermeden evvel, ilk önce yurt ve yuvaların niçin açılmış olduğuna değinelim. Bu kurumlar, öncelikle savaşlar esnasında öksüz ve yetim kalmış çocukların devlet korumasında bakımına yönelik kurulmuşlardır. Savaşlar sonrasında, fakirlik döneminin aşılması esnasında da dar gelirli ailenin çocuklarına kucak açmıştır bu yurt ve yuvalar. Günümüzde de gayri meşru ilişki sonrası dünyaya gelen çocuklar koruma altına alındığı gibi, ailesi tarafından geçiminin sağlanamadığı gerekçesiyle yurtlara bırakılan, "bakamayız" denilerek terk edilen çocukların sayıları hiç de küçümsenmeyecek sayıdadır.
 
İnsanoğlu bakamayacağı çocuğu dünyaya getirmemelidir. Devlete güvenerek çocuk yapmak doğru değildir. Çocuğun yediğinden, giydiğinden ne olacak? Sen ne versen onu tüketecek, Allah ömür vermişse bir şekil yaşayacak. Fakat iş bu kadar kolay değil, çocuk yaşıyor yaşamasına da sevgisiz, ilgisiz yaşantıyla dünyası mutsuz oluyor. Her günü kahır doluyor. Aile ortamından uzak kalmak, hak ettiği sevgiden, ilgiden mahrum kalmak kendilerine çok koyuyor. Çoğu yarınlara güvensiz oluyor, beyinlerine travmalar doluyor. Belki az birazı hayat şartlarına zorunlu uyuyor, kaderini aşmak için çabalıyor, okuyup geleceğini iyi yolda yönlendiriyor. 
 
Devlet okuyan çocuğu başından atmıyor, omuzuna boyacı sandığı asıp sokaklarda çalıştırmıyor. Nereye kadar okuyorsa, arkasında duruyor. Okulunu bitirene öncelik hakkı tanıyıp memur kadrosuna alıyor. Bazı aileler ondan sonra ortaya çıkarak "Çocuğumuz devlet de memur" belleyip sanki üzerinde emeği varmış gibi, çocuğun imkanlarından yararlanıyor. Bunların nasılı, niçini tartışmaya açık uzun konular. Burada vurguladığımız; yurtlarda sevgisiz büyüyen çocukların, ne kadar zengin bir hayata kavuşsalar da yüreklerinin hep fakir kaldığı, hep sevgiyle sarmalanmış aile özlemi çekiyor olmaları...Sevgisiz büyüyor yurt çocukları, sevgi insan hayatında çok önemli. Işıksız evler gibidir sevgisiz kalpler. Kendi yarattıkları kopkoyu karanlık içinde kaybolur giderler... Böyle büyüyen çocuklar insanlara karşı güvensizler, dünyaya karşı ümitsizler.
 
Yanlış yaşantılardan, yoksulluk sebebiyle, zorunlu nedenlerden terk edilmiş çocukların arkalarının aranmıyor olması, terk edilmiş olmaktan daha ıstırap vericidir. Zira buralarda büyüyen, yetişen çocukların ruhlarında sevgi eksikliği bulunmaktadır. Çoğu korkunun esiridir, pek çoğu insanlara karşı güven duyma problemleri yaşar. Çünkü neden, bu çocukları kendi anne babası yerine hiç tanımadıkları insanlar yetiştirmeye çalışmaktadır. Nasıl bir yetiştirme tarzı derseniz, askeri disiplin çerçevesinde... Saatinde uyku, saatinde yemek, saatinde ve sınırlı alanda oyun oynamak, verilen komutla kitap okumak, denilen saatte ranzaya yatmak... Uykun var mı, yok mu, bir şey istiyor musun, seninle oyun oynayalım mı, sana masal anlatayım mı, diyenin bulunmadığı odalarda yaşıtlarınla aynı kaderi paylaşmak...
 
Devletin atadığı kimselerin elinde şekil alıyor yurt ve yuvalarda barınan çocuklar. Devletin atadığı görevlilerde vicdanları, merhametleri oranında ilgi gösteriyorlar çocuklara... Yurt ve yuvaların müdürleri genellikle iktidar partisinin atamasıyla görevlendirilmiştir. İktidar partisi sol kesimse, çocuğa farklı öğretiler sunulur. Sağ görüşteyse farklı anlatılarda bulunulur. Çocuk sağı solu bir büyüğü öğretmeden ne bilsin? Sağ sarımsak, sol soğan desen inanır. İdareciler çocuğa göre değil de, baştaki idare şekline göre çocuğu yönlendirir. 
 
Misal: Gazetecilik mesleğim gereği çok kez 0-6 yaş ve 6-18 yaş arası çocuk esirgeme ve yetiştirme yurtlarına ziyaretlerim olmuştu. Bir dönem Ecevit ikdidarı vardı. Tüm yurt yönetimi çocuklara şiir okutmaya, bale yapmaya zorluyordu. Erbakan dönemindeyse, beyinlere yerleştirilenler sil baştan ediliyor, çocuklar sabahın köründe namaza kaldırılıyordu. Yani çocuğun ne istediği hiç sorulmuyor, insan oluşuna, birey oluşuna değer verilmiyordu. Şimdi durum nasıldır bilmem, hayli zaman oldu oralara gidemez oldum. Zaten çocukların yanlarına gittiğim zamanlarda da gelip kucaklamalarından içim bir tuhaf olurdu. Her birinin gözleri bizi kurtar, "biz burada anlaşılmadan büyüyoruz. Sevgiyi, saygıyı öğrenemiyoruz" der gibi bakıyorlardı.
 
Devlet milletinin çocuğuna sahip çıkıyor, onu sokaklardan koruyor çok şükür. Allah devletimize zeval vermesin. lakin buralara gönderdiği idarecilere, çocuklarla ilgilenecek personele partimden ayrıcalığı yapmasın. Önce merhametli mi, görevlendirilecek kişinin içinde çocuk sevgisi var mı, çocuğun hangi yaşta, nasıl huyları olur, bunları anlar mı, yardımcı olabilir mi? Dahası analık, babalık vasfı bulunuyor mu bu insanlarda onlara bakmalı, sağ- sol hepsi bu vatanın insanı... Kimi sağ sistemi beğenmemiş soldan yana olmuş; kimi solu yanlış görüp sağa yanaşmış. Saygı duymak lazım. Biz koyun sürüsü değiliz ki hep aynı görüşte olalım. Yerine göre ana babamızın idare şekline bile asilik yaptığımız oluyor, lakin ana babaların çoğunluğu bizleri her halimizle seviyor. Devletimizde, milletini her haliyle kabul etmeli, kimseyi kimseden ayırt etmemeli,,, Özellikle çocukları yetiştirirken bu hususa çok dikkat etmeli...Çocuklar geleceğimizse, geleceği doğru, güzel şekillendirmeli...
 
Görünürdeki bir yaradan akan kanı durdurmak kolay,(bir travma- terkedilme nedeniyle) kanayan bir kalpten akan kanı durdurmak zordur. Bu manada yuvada yetişen her bir çocuğun  kalbi bir ömür kanamakta; (güvensizlik nedeniyle) ne kendileri, ne de ileride yanında yer alacaklar hiç bir zaman mutlu olamamaktadır. Nasretten Hoca'nın, damdan düştüğünde söylediği sözü bilirsiniz. "Bana hekim değil, damdan düşen birini bulun." Bu çocuklaın yaşadıkları acıları bilmeyenlerin onlara bakıcı-yardımcı olmaları mümkün değildir.
 
Bu çocuklarla ilgilenmek hem gönül, hem de -rıza-vakıf işidir. Burada yetişenlerin çoğu su üzerinde akan bir çöp misali yaşam denizinde akarak bir sazlıkta ömür tamamlamaktadır.
 
 
Ayfer AYTAÇ