Doktorlarım da Doktorluk

Doktorlarım da Doktorluk
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 28 Ağustos 2019 16:41
İLAÇ MÜMESSİLİ GİBİLER ve GÜLÜMSEMEYİ BİLMİYORLAR BİRBİRLERİYLE PASLAŞIP DURUYORLAR
 
altBir günde üçü özel biri devlet denetiminde olduğunu bildiğim tıp fakültesi hastanesi olmak üzere tam dört hastane dolaştım ve bu hastanelere toplamda bin lirayı aşkın para ödemesinde bulundum...
Geçmiş zamana dahil olan bu yıl ki Kurban Bayramının son günüydü; birden sağ gözüm zonklamaya ve şiddetle kaşınmaya başladı. 
Soğuk suyla yüzümü gözümü yıkadım. Sağ gözüm üzerine siyah bant çektim. Olmadı, ne yapsam başlayan olumsuzluğu durduramıyordum. Gelen giden misafirlerden duyduğum huzurun yerini, aniden telaş korku almıştı. Bir gün süresince çektim bu hali, ertesi sabah iyiye yönelik bir ifade belirmeyince, çocuklardan biri dayanamadı durumuma, derhal beni özel bir göz hastanesine götürdü.
Bayram tatili bitmesine rağmen, koskoca göz hastanesinde bir tek göz doktoru nöbetçi olarak bulunuyormuş. Hasta kaydı yapan ve bunun karşılığı sizden para alan genç kız,"bayram tatili bitti niçin başka doktor yok?" soruma, "Hanfendi doktorların yıllık izni de oluyor" cevabı veriyor. 
"Hepsi mi birden yıllık izine ayrıldı? Bu durumda tercih hakkımız bulunmuyor mu?" diyorum. 
Sesimi yükseltmekten kaçınarak tabi ki, çünkü daha önceden göründüğüm doktorların dediğine göre ben tam beş yıldır kalp damar ve hipertansiyon hastasıyım. En ufak yükseltinin bana zararı dokunacak. Bu durumda susuyorum, zaten son sözlerime cevabı surat asıklığıyla almış oluyorum. Refakatçimin de rızasıyla ve başka seçme şansımız olmadığından ve de durumumun aciliyetinden, çaresiz o doktora olur verdik. Sosyal güvencem bulunmasına rağmen kayıt ücreti olarak da 45 lira ödedik.
Göz doktorum genç bir hanımdı. Beni asistanının ismimi seslenmesiyle odasına aldı. Bir takım harfler okutarak detaylı muayene etti. Gözümün filmini çekti. Bu işlem için de hasta kabule 70 lira ödeme yaptık. Gözlük numaralarımın acilen değişmesi gerektiğini söyledi. Yeni numaraları reçete etti. "Yüksek tansiyonun gözüne vurmuş" deyip, bir kaç ilaç yazdı. Verdiği ilaçlardan ikisini günde dört defa gözüme damlatmamı istedi. Birde krem verdi. kremi de günde bir kez gözümün içine girecek şekilde sürmemi istedi. Ayrıca bir dahiliyeciye görünmem gerektiğini söyleyerek tanıdığı bir dahiliyeci önerdi. Ve bu önerisini isimsiz rapor etti. Dahiliyeden şahsımla ilgilenip kan sulandırıcı başlatmasını rica ettiği yazısının altına imzasını attı.
Yanımdaki yakınım benden fazla telaşlandı. Derhal hastaneden ayrıldık. Sonra Göz hastanesinin tam karşısında açık bulunan gözlükçüye girdik. Göz doktorumuzun verdiği yeni numaraları uzattık. Biraz beklettikten sonra seçtiğimiz bir çerçeve içine yeni gözlükler yapılmış olarak tarafıma teslim edildi. Bir kaç yıl öncesine kadar bu işlem için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Aferin, gelişme güzel şey doğrusu...
Yeni gözlüklerim için emekli maaşımın yarısına yakın bir para ödedik. Zira sigortanın ödediği çerçeveler benim özel yapım camları taşımazmış. Özel derken, kuş falan kondurmadılar, sadece dışarıya çıkınca koyulaşan camlardan taktılar. Yakınım: "sağlığın her şeyden önemli" diyordu. Bana itiraz hakkı tanımıyordu.
Gözlükçü de işimiz bitince yakınımla birlikte, ismen tarafıma beyan edilen doktora gittik. Bu doktorda bir başka özel hastanede görev yapıyordu. Kendisine ulaşmadan evvel hastaneye giriş kayıt ücreti olarak bu defa 60 lira ödeme yaptık. Muayene sıramızı beklemeye koyulduk.
Dahiliye uzmanı doktor bey, benim verdiğim selam ve hatır sormama cevap verme tenezzülünde bulunmadan, bakışlarıyla rahatsızlığımı sordu.  Gönderildiğimiz doktorun adını verince ve gelme nedenimizi öğrenince hastaneye girişte verdiğimiz 60 lira karşılığı 6 saniye kadar bir muayene etti. Sırtımı dinledi ve bana bir kan sulandırıcı yazdı. Şöyle de bir kalbimi dinledi. Daha sonra üniversite hastanesinde falanca kalp doktoruna acilen görünmemi istedi.
Acaba, diyorum. Ben ilk baştan, beş yıldan beri tansiyon ve kalp ilaçları kullandığımı ve bir türlü iyileşemediğimi söylememiş olsaydım. Belki doktor bey bana böyle bir öneride bulunmamış olacaktı. Dahiliyeden aldığımız yeni ilaç reçetesiyle birlikte hastaneden çıkıp, hemen karşısındaki eczaneye daldık. Elimizde iki reçete birden olduğunu gören hanım eczacı gülümseyerek"Buyurun" demeyi ihmal etmedi.
İlaçlarımın bir kısmı depodan gelecekmiş, biraz beklememiz istendi. Başka eczaneye gidecek mecalim olmadığından beklemeye gönüllü olduk. Fakat bu süreci tıp fakültesi hastanesini telefonla arayarak, dahiliyeci doktorunun önerdiği kalp uzmanına ulaşma sürecine koyulduk. Yakınım demişti ki, "tıp kalabalık olur, gitmeden doktordan randevu alalım."
Dakikalarca uğraşmanın ve aynı müziği aynı kulağımla defalarca dinlemenin neticesinde pes etmememizin mükafatını aldık. Tıp fakültesi santraline ulaştık. Görevlinin bağladığı hasta kayıt kabulden görünmek istediğimiz kalp mütehassısının adını verdik. Bu bölümde çalışan biri dedi ki, "filanca gün sabah 8.30 da burada olmanız gerekiyor."
"Daha geç bir vakit olsa, hastane bize hayli uzak, arabamızda yok" diye meramımızı dile getirmeye çabaladık.Sesiyle muhatap olduğumuz kişi: 
"Bu bizim sorunumuz değil hanfendi, her saat başı otobüs geçiyor." diyerek bize aklınca yardımcı oldu. Sonra da ekledi. "Gelince hemen görüşeceğinizi sanmayın, ne zaman çağrılırsanız o zaman içeriye girersiniz. Sonra bizimle tartışma yaşamayın."
"Yok, niye tartışma yaşayalım. Koca gün bekler otururuz, dedim."
Sonra telefondakini yakalamışken benim için önemli bir soru sordum.
"Peki muayene için para pul isteniyor mu? Hani tedbirsiz gelmeyelim diye."
Görünmek istediğimiz doktorun muayene ücreti 139 liraymış. "Ama, ama" diye konuya girecek oldum. Başka doktor istiyorsam daha uyguna, yahut daha pahalıya muayene olabilirmişim. Seçmece, parana göre beğenmece! 
Parana göre muayene nasıl oluyordu acaba?
"Peki" dedik, doktor kendi mi muayene ediyor?"
Telefondaki görevli sorularımdan sıkıldığını belirtir bir ses tonuyla "hanfendi sizin doktor dediğiniz kişi hoca oluyor. Asistanları muayene eder, gerek görürlerse hocaya durumu iletirler."
"Anladım. Hoca dediğiniz prof yani; hım, asistanlar gerek görülürse hocaya görünmemiz halinde ücret farkı oluyor mu acaba?"
Bu soruma görevlinin cevabı "hanfendi haftada bir ücretsiz muayenede var, isterseniz o gün gelin. Ama çok kalabalık oluyor, sıraya girebilir misiniz bilmem." Oluyor. 
Sonra benim teşekkür etmemle, yüzüme telefonun kapanması aynı ana denk geliyor. Kasıt aramıyor, hat düşmüş farzediyorum. Fazla mı meşgul ettim, gibisine kendime kızıp duruyorum.
Ben Tıp Fakültesi hastanesinin bu şekil işliyor olduğunu bilmiyordum. Vatandaş olarak sorup öğrenmek en doğal hakkım biliyordum.
Tıp fakültesi hastanesiyle iletişimimiz sağlıksız olunca eczaneden ilaçlarımızı alıp, başka özel bir hastanenin, Doç. Dr. kalpcisine görünmeyi uygun buldum. Buraya giriş kayıt parası olarak da 55 lira ödeyip elimizi butona koyduk, kimliğimizi doğrulatıp sıramızı aldık.
Bu kalp uzmanına daha önceden de gelmiş, görünmüştüm. Şimdi de durumum hakkında bilgi verip, görüşünü almak istedim. Sıram gelince odasına girdim. Ve başıma geleni anlattım. "Gözümden rahatsızlandım. Göz hastanesi doktoru, dahiliyeciye yönlendirdi. Dahiliyeci kalpci bir doktor önerdi. Kan sulandırıcı yazdı. Ama bunu aslında göz doktoru istedi." deyip durdum. 
Adamcağız beni dinlemiyor gibi görünmesine karşın anlattıklarımı kolayca anlamış olacak ki, bana:" Gözün tansiyon yükselmesinden olmamış, kalp damarın pıhtı atmış olmalı. Bir bakalım" dedi. Yaptığı muayene sonrası, kalp ilacımı, tansiyon ilacımı değiştirdi. Günlük dozlarını artırdı. Bir de kendi kan sulandırıcı yazdı. Ben dahiliyecinin yazdığı kırmızı renkli kutulu kan sulandırıcı ilacı aldığımı söyledim. O mavi kutulusunu reçeteye yazmış. "Sen bunu kullan" dedi. 
 
Hayda! Şimdi ben ne yapacağım?
 
Yine yeni bir reçeteyle çıktık kalp merkezinden yine hemen karşısındaki eczaneye girdik ve reçetedeki tüm ilaçları aldık. 20 lirayı aşkın bir fark ödedik. Emekli maşımdan ne kadar ilaç gideri olarak kesecekler, Allah bilir. "Çok şükür emekliyim. İyi ki emekliyim. Yoksa bu hastanelerde koşuşmalarımda, doktorlar arası paslaşmalarda, eczaneler arası yorulmalarımda halim nice olurdu?" deyip duruyorum. 
Sonra kalp merkezindeki doktorun değiştirdiği ilaçlarımın nedenini öğrenmeye bu defa şehir hastanesine gidiyorum. Eyvah, hastane çok kalabalık, adım atacak yer yok. Sabahtan gelmediğimden doktor önleri hastalarca yığın olduğundan muayene sırası alamıyorum. Sıra bekleyen hastanın biri yaklaşıyor yanıma: "Kardeş paran varsa burda sıra bekleme, ilaç yazıp gönderiyorlar" diyor. 
"Sanki özeller farklı muamele ediyorlar." diyorum.
Cevap olarak: "Neyin var senin?" sorusuyla karşılaşıyorum.
"Tansiyon falan" diye geçiştiriyorum. O da bana: "Seninki de bir şey mi, ben ameliyatlıyım." diyor. Kendi sağlığının ciddiyetinden söz etmeye koyuluyor. ben geçmiş olsun, derken o: "Dizilerde bağır cağır konuşuyorlar, kimsenin bir şey olduğu yok. Hep bizi bulur bu hastalıklar" diyor."
Ben televizyon izlemediğimi belirtmeye çalışırken, o son izlediği diziyi anlatmaya koyuluyor. İyi günler dileyip yanından uzaklaşıyorum. Yakınımın ısrarıyla tıp fakültesi hastanesinin aciline gitmek için taksiyle yola koyuluyorum. 
Görevine yeni başladığını gençliğine bakıp tahmin ettiğim kalpci doktor, bu defa bana özel hastanedeki uzman kalp doktorunun verdiği ilaçları kullanmamam gerektiğini söyleyerek "sen beş yıldır hangi ilaçları kullanıyorsan aynılarına devam et" diyor. Sonra o da başka bir göz doktoruna daha görünmemi istiyor. Falanca doçent gözde çok iyidir, bir de ona gidin diyor. Ona da gidiyoruz. yine 45 lira ödeyip yanına girdiğimiz bu başka göz doktoru, bana göz anjiyosu yapılması gerektiğini söylüyor. Hasta kabule yönlendiriyor. hasta kabul bu işlem için 70 lira vermem gerektiğini söylüyor. "Vallahi tansiyonum çıktı. Bu halde anjiyo falan olamam, şimdilik kalsın" diyerek  hızla hastane dışına atıyorum kendimi...
Cebimde param bitti, kredi kartımda limit tükendi. Doktorların birbiriyle paslaşması sonucu yediğim maddi manevi gollerin haddi sabrımı aştı. Sağlığım hepten bozuldu. 
Gün boyu acaba muayene ücretine ve çekilen filmlere kaç lira ödedim dersiniz? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bir günde bin lirayı geçti harcadığım para, gün boyu oradan oraya koşturmamız cabası; neticesi, üç torba ilaçla eve dönüş. 
Bu ilaçları yazan doktorlara verdikleri ilaçların nedenini, niçinini sorduğumda, sadece "Bunları kullan" demekle yetiniyorlar. Anlamadım gitti.
Allah'ım benim şansıma mı ne, göründüğüm doktorlar hem gülümsemekten sakınıyorlar, hem de konuşmaya üşeniyorlar. Acaba okudukları okullarda bunlara sadece kitap mı okutuluyor, hasta doktor davranışlarından söz edilmiyor mu? 
Ya branşına göre parayı almayı doktorlara kim öğretiyor? 
Paraya göre muayene tıp fakültelerinin kaçıncı ders konusu acaba?
Bir zahmet biri bana söylesin, sağlık sistemimizin eskiden ne farkı var? 
Eskiden sabahın köründen itibaren kuyruğa giriş vardı. Doktorların iki tıktıkla bir dolu ilaç yazmaları oluyordu. Günümüzde çok hastane var, çok fazla doktor bulunuyor. Paranla istediğin hastaneye kolay giriş yapılıyor. Ama bizde Avrupa ülkelerindeki gibi detaylı muayene yapılmıyor. Yine iki tıktık, bir derin nefes, bolca ilaç adı döşenmiş reçete yazımı. Tekrardan şikayetleriniz azıp gitmezseniz, Avrupa'daki, Amerika'daki gibi sonrasında hasta takibi yapılmıyor. 
Maalesef rahatsızlık şikayetinize göre ilaç yaz gönder, sistemi hala geçmişe takılı.
Doktorlarımızın hastadan bezmiş gibi halleri de ilgiye muhtaç;  hangi hastaneye gitseniz, medyatikler dışında her biri hastalarına donuk ifadelerle bıkkınlıklarını, bitkinliklerini yansıtıyorlar. 
Sanki ben istedim sizin doktor olmanızı ve size hasta olmayı. Beş yıl öncesine kadar sağlıklıydım ben, öksürüyorum, diye gittiğim bir doktor "gizli kalp krizi geçirmişsin" dedi ilacı dayadı. O gün bugün hangi tıpçı doktorum olduysa, sözüm onlaradır. "Verdiğiniz ilaçlar bitip tükenmiyor, kullanıp duruyorum ama iyileşmiyorum. Sayenizde ne ondum, ne de öldüm. Lakin elinize her düşüşümde maddi manevi süründüm durdum. Hasılı geride bıraktığımız kurban bayramından bu yana istirahattayım. Gözümü, gönlümü dinlendiriyorum. Doktorların verdiği ilaçları mahallemin sağlık ocağına verdim. Birinin işine yararsa diye, ben eski ilaçlarıma devam etmekteyim. Yalnız bu davranışım sorun olur mu bilmem. Neden derseniz, doktorların yazdıkları ilaçları alıyorum, kullanmayıp sağlık ocağına veriyorum. Fakat Allah muhafaza ani bir rahatsızlık geçirip acile götürülsem ve buradaki doktor dikkatli biri olup bilgisayar sistemlerinden kullandığım ilaçlara baksa, hapı işte o zaman yuttarım. "Ne kadar ilaç kullanmış" deyip yanlış tedaviye kalkışırlarsa vay halime... Allah doktorların eline düşürmesin inşallah... Eksikte olmasınlar tabi, zira Allah'ın verdiği doktorlar şifaya vesile olabiliyorlar. Her neyse, ellerine düşmemek için sağlığım konusunda daha dikkatli olmalıyım.
Gözüm mü, biraz daha iyi, tansiyonumun yükselmemesi için yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. 
Doktorlarım mı, ne onlarsız oluyor, ne de onlarla misali...
Beni ilaca boğan doktorlarımın, her yanlarına gidişimde ilaç mümessili gibi davranmalarından arınmalarına yönelik iyi bir sağlık sistemine ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Bir de gülümsemeyi öğrenseler, hepimiz öğrensek, hep birbirimize gülümsesek ne iyi olacak. Belki o zaman hiç birimizin doktora ihtiyacı kalmayacak.
Benim bir günlük hastaneler ve doktorlar arasında yaşadıklarımdan gözlemim o doğrultuda, sizi bilemem...
 
Ayfer AYTAÇ