Aferin Afyon'a

Aferin Afyon'a
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Temmuz 2019 09:48
KÜÇÜKTÜ BÜYÜDÜ GELİŞTİ YÜRÜDÜ
 
altAfyon otogarı...(Afyonkarahisar) Vakit sabahın seheri. Ankara istikametine giden otobüsümüz Afyon'dan binecek yolcuları almak için 30 dakika mola verdi. Otobüsün muavini bagajları yerleştirmek adına koşuşturdu. Kaptanımız ayaküstü başka kaptanlarla sigara eşliğinde sohbete durdu. Otogardaki kalabalıktan tedirgin olanlar otobüs içinde beklemeyi uygun buldu. Bir an önce yola koyulmayı isteyenlerin, sıkıntısı yüzlerinden okunuyordu. 
Bu otogara kaçıncı gelişim, Afyon'dan kaçıncı geçişim acaba? Başımı otobüsün camına yasladım. Sanki geçmişle geleceği aynı anda yaşadım. Afyon'un dünü bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Dünü sakindi. Durgundu, ama yorgun değildi. İnsanları birbiriyle dosttu.
Bugünkü Afyon dününden gün geçtikçe uzaklaşan, büyük olma yolunda kararlı ve koşar adımlar atan bir şehir görünümünde. Üzerinden durgunluğunu atmış, ayağa kalkmış, atılım yapmış,  kalkınmış, geleceğe zenginlik diye bakmış. Afyon' da bütün herkes adeta bu kalkınmadan payına düşeni almış. Bunca gelişim ve değişimde beni en çok sevindiren Afyon kaymağının hâlâ üretiliyor olması, sucuğunun nostaljik kokusunun bölge sınırları dışına yayılması. 
Bir şehrin gelişmesi için öncelikle yer altı ve yer üstü servetleriyle sanayi tesislerine sahip bulunması gerekir. Bunun yanında üretilenlerin büyük kentlere ulaştırılması için bağlantı sağlayan yolların olması çok önemlidir. Afyon'da bunlar mevcut. Anadolu'nun bağrında bir yer, nereye gitmek, nereden nereye ulaşmak isterseniz çoğunlukla önce Afyon'dan geçersiniz.
Bugünkü durumunu iyi öğrenmek için illerin dününü iyi bilmek gerekir. Afyon ili, günümüzde tarihi değerinden çok mermeri ile anılıyor. Afyon'da mermercilik, lokumunu, sucuğunu, kaymağını sollamış durumda...
Mermerden kazanılan paralarla Afyonlular lüks yaşantılarında; her birinin evi, arabası var. Bazısının kapısında arabalar çifter çifter... Şehir büyüdükçe büyümüş, endamı ovaları aşmış yürümüş. Yüksekliğiyle adeta göğe değmeye çalışan binalar şehrin dört bir yanını bürümüş.
Sevmiyorum ben şehirlerdeki bu betonarme yağmurunu, insanların birbiri üstüne yığılmalarını... Apartman katları bana bunaltıcı geliyor, kalkınmanın göstergesi bu betonların çoğalmasıyla mı biliniyor?
Afyon'un dününde sükunet vardı. İnsanları samimiyet içerisinde yaşardı. Kaplıca mekanları ormanlık alanlardı. Afyon halkının geçimi bağdan bostandandı. Evleri çoğunlukla bahçeli, ahşap yapılardı. Esnaflık, zanaatkârlık ailelerin geçim kaynağıydı. Afyon'un köklü ailelerinde bir Osmanlı ruhu vardı. Evin anneleri, ev idaresini, babaları çarşı pazar ihtiyaçlarını temin gibi dış işlerini yürütürdü. Gelinler, oğullar genelde büyükleriyle beraber otururlardı. Sabahları büyüklerinden önce kalkarlardı. Oğullar Allah'ın her günü işe giderlerken mutlaka analarının elini öper helalleşir öyle evden çıkarlardı.
Afyon'un gelinleri hamur işlerinde çok maharetliydiler. Haşhaşlı bükme, mercimekli ağzı açık en sık yaptıkları çöreklerdi. El emekleriyle evlerinin mutfaklarını donatan, çoğunluğu başları örtülü kadınlar rejim yapmak nedir, bilmezlerdi. Tadı doyumsuz Afyon kaymağı ve sarma lokumlarına rağmen hanımların kilo sorunları da yoktu. Galiba o zamanlar televizyon ekranlarında diyetisyen diye bir meslek tanımı ve onun uydurduğu "Şunu yerseniz zayıflarsınız, bunu yemezseniz şişmanlamazsınız" gibi kafa karıştırıcılık yapılmıyordu.
Sene 1972, aylardan Ekim. Afyon ilinden bir aile evlenme çağına giren tek oğullarına bizim ilden bir kıza görücü geldi. Afyon'un yerlisi bir aileydi. Kokucu derlermiş kendilerine, dedelerden beri attarlık yapmaktalarmış, oğulları ise askeriyede sivil memur olarak çalışmaktaymış. Bizim ilden kızı nasıl bulmuş derseniz, Afyon'da görev yapan bizim aile dostunun astsubay oğlunun düğününde görüyor kızı kokucuların oğlu; sonra illa bu kızı bana alın diye ana babasına tutturuyor. O yıllarda bizim ilde halıcılık yaygın, halı ticareti vesilesiyle şehrimiz her yönden çevre şehirlerinden hayli üst düzeyde; lakin analar ve kızları en önemli gelir kaynakları olan halı dokumacılığından hoşnut değiller. yıllar yılı nineden toruna tezgah başında ömür tüketmekten bıkmış usanmışlar.
Bu sebepten dolayıdır ki analar kızlarının kendi kaderlerini yaşamasını istemezlerdi. "Halı dokunmayan bir yerden kızlarını biri talip oldu muydu, damat nasıldır, soyu-sopu kimlerdir, araştırmaya gerek duyulmadan kız ilk istemede verilirdi. Hele dışarıdan kıza talip olan kişi devlet memuruysa, bu fırsat kaçırılmazdı. "Damadım memur olsun, isterse kambur olsun" sözü, anaların dilindeydi. Devlete dayanan kıç, soğuk almaz fikriyle karar verilirdi. 
Halı dokumaktan kurtulacak, denilerek Afyonlu delikanlıya kız veriliyor. Allah'ta nasip etmiş, bu evlilik gerçek oluyor.
Halıdan kurtuldum sevinciyle zil takıp oynamadığı kalan bu kızcağızı gelin götürme kafilesiyle ilk kez Afyon'a 1972 senesinde giriş yapmış ve orada kaldığımız zaman süresince ev sahiplerinin ilgisiyle ilk kez şehrin her yerini detaylı görmüştüm. 
Kasaba görünümündeydi daha emekleme belirtileri bile görünmüyordu. Daracık sokaklarından atlı araba geçse, iki kişi yanyana yürünmüyordu. Ve İmaret Caminin bulunduğu mevkiden başka yerleri şehir merkezi olarak bilinmiyordu. Afyonkarahisar Kalesi, çok uzakta görünüyordu. İki turlamayla uzun çarşısı geziliyor, anı fotoğrafları zafer anıtının önünde çekiliyordu.
Afyon'a gelin gelen kızımıza "şehirden kalkıp da kasabaya gelin gidilir mi, bu küçük vilayette ömür tüketilir mi" diyerek epeyce bir moral bozucu konuşmuştuk. Kendisi buna aldırmıyordu. Halı dokumaktan kurtulmuş olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Çok şükür eşiyle de saadet dolu uzun bir evlilik sürdürdü. Bu süreçte Afyon (Afyonkarahisar) ili büyüdü, gelişti, yürüdü. Şimdilerde koşuyor, yorulmuyor, tökezlemiyor. Ama eskinin samimiyeti insanlarında görünmüyor. Dostluklarda sıcaklık bulunmuyor. 
Bizim şehrin tüm kadınları, kızları artık halı dokumuyor. Bu sebeple evliliklerinde memur, işçi, köylü, kentli ayırımı yapmıyor. Lakin bizim şehrin evlerinden ne yazık ki, gayri halı bereketi akmıyor. Çıkmaz sokak gibi, küçük şehir görünümünde kaldı. Emeklilerin dinlenme mekanı oldu. Yeni yetişenlerce dünü unutuldu.
Sonraki yıllarda da Afyon'a çok gitmişliğim oldu. Her gidişimde Afyon daha bir gelişti. Lakin ergenlik çağı sancıları yaşamadan büyüdü, gürbüzleşti. Şimdilerde daha bir hızla ve hırsla ileriye koşuyor Afyon. Mermeri bu yürümede itekleyici güç oldu. Nüfusu arttı. Her ilde görüldüğü gibi kadını kızı iş hayatına atıldı. Geleneksel yemekleri turizme konu oldu. Dünleri benim yaştakilere ara sıra hatırlanacak anı oldu.
Umarım Afyon büyüdükçe böbürlenmez, ilerde kaybettikleri değerleri arayanlardan olmaz.
Özetle anlatılan bu kadar oluyor, dinlemek isteyene Afyonla ilgili daha neler neler bulunuyor. Yeri geldikçe, nasip olursa değiniriz.
Otobüsümüzün mola saati bitti. Göz önüne gelen film şeridi yitti. Yeniden yola koyulunca ve Afyon'u gerimizde bırakınca Ankara'ya ne zaman varırız, diye düşünmeye başladım. Düşüncem "Su ister misiniz?" sorusuyla dağıldı. Yedek şoförün muavinlik yaptığı sırada ikramı olan suyu içtim. Sonra başımı koltuğuma yaslanıp dışarları seyre koyuldum. Yol akıyordu. Yolcular yeniden uyumaya çalışıyordu. Hayırlısıyla Ankara'ya'da varırız inşallah duasıyla bende gözlerimi kapadım. Bu defa Ankara'nın dünlerine daldım.
 
Nasipse onu da yazarız, umuduyla...
 
Ayfer AYTAÇ