Komşularım Konuştu

Komşularım Konuştu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
altGeçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğim Karadeniz gezime yönelik yazımı yazmaya bilgisayar başına oturdum. Nasıl başlasam diye düşünüyorum. Zil sesiyle düşüncem bölündü. Kapıyı açtım, alt kattaki komşum gelmiş. Beni bir süredir görememişde nerdeymişim merak etmiş. Sevindim ilgisine, içeriye buyur ettim. Bilgisayarımı açık görünce "haber mi yazıyodun, yeni başkan demirköprü yanındaki kaldırımları yeniledi onu yazsana; eski başkan gitmeden az evvel döşettiydi o yolu. Bunların işi gücü israf anam, ne olacak, taşların hesabı yapılmıyor tabi, kaldırımla kandırıp malı ordan götürüyordur bu adamlar.
Konuyu değiştirmek için "boş  ber, günahları boynuna. Yanlarına kalmaz nasılsa"" diyorum. Hırçınlaşıyor:
-"Boş ver olur mu, sen gasteci değil misin? Şöyle vurucu bir yazı patlat tatlım, baştakiler yaptıklarını bilmiyoruz sanmasın. Ama bunu benden duyduğunu yazma sakın, malum daha biz emekli olmadık, bir haber uğruna işimizden olmayalım." dedi. 
Hani beni merak edip gelmişti. Daha halimi hatırımı bile sormadı. Ben mi önce ona sormalıydım, fırsat bırakmadı ki sorayım. Hemen şunu yaz, bunu yaz girişti talimata. İki sözün birinde de "aman benden bahsetme" diyor.
Komşuma "Merak etme, senden bahsetmem, yolun yeni halini oradan geçtiğimde görürüm nasılsa. Ben zaten genel yazmak istiyorum" diyorum. "Yerel demek istediklerimi bazen bütün gün konuştuğum her insana söylüyorum. Şehrimin menfaati neyi gerektiriyorsa, bireysel uyarılarımı yapıyorum çevremdeki herkese..." Komşum tavrımdan memnun, gülümsüyerek koltuğa kuruluyor. ikramım olan kahveyi yudumluyor. 
Ülkemde genelde de, yerelde de, yazacak konu çok aslında. Ne de olsa gün boyunca pek çok kişiyle konuşuyorum. Her birinden duyduklarımı yazsam, sayfalar dolar taşar. Velhasıl yazılacak konu çokta, yazmaya bazen takat yok. Ömür biter, kalemler tükenir, lakin konular bitmez. Ama insanımız bir garip. “Bizim ismimizi kayda geçirmeden yaz,” dediler mi? İnanın hiç bir şey yazasım gelmiyor. Hem konuşacaksın, hem konuştuğumuzu el bilmesin, sen kendinden bir şeyler karala diyeceksin. Bunun adına ödleklik denir, cesaret denmez. 
Akıllı deliye söyletir misali, aklınca beni maşa olarak kullanacaklar. Pışık, yani.
Vatandaştan bazıları beni gördükleri yerde diyorlar ki "mangalda kül bırakma, başkanı valiyi eleştir." Sonra da: “Benden duymuş olma, sen kendin görmüş gibi yaz.”
Olacak iş mi? Gördümle yazı yazan biri değilim ki ben. Araştırmadan, karşıya söz hakkı tanımadan atmasyon yazı iftira olur, vebali gelir bir gün seni bulur. Anlatamıyorsunuz işte, gazeteciysen her dediklerini diyenden bahsetmeden yazasın istiyorlar. 
Bazıları bana sitem de ediyor. “Sen artık vurucu yazılar yazamıyorsun” diyerekten. 
Onlara,”Ben neyi, nasıl yazacağımı bilirim, kalemim körelmedi merak etmeyin” diyorum. Bu sebepledir ki, bugün bu gibilerin inadına ne yerel, ne de genel hiçbir konuya değinmeyeceğim. 
Komşum dikkatimi dağıtmazsa, fitneleriyle ilhamımı yanımdan ayırmazsa gezi anılarımı aktaracağım. 
Ama malesef bu isteğim bugün mümkün olmuyor. Komşumda konu çok birikmiş, kocasının eve geç gelmelerinden, yan dairedekilerin eve köpek almalarından içinde yığılı ne varsa virgülsüz anlattıkça anlatıyor. O rahatlıyor, benim kafam şişiyor, beynimin dinleme kapasitesi dolup taşıyor, yorgun düşüyorum.
Betim benzim sararmış olacak, komşum halimi iyi görmüyor. "Hadi diyor, ne zamandır yoktun, çıkıp bir çarşı pazar dolaşalım.Hava alalım, dondurma falan yeriz açılırız." Dondurma yemekle durulup açılacağımızı sanmıyorum, ama komşum çenesinin kuvvetiyle beni ikna ediyor. 
Çarşı tarafına gitmek için otobüs durağına geliyoruz. Bir süre güneş altında bekledikten sonra otobüsteyiz.
Yanımda komşumla otobüstede birlikteyiz. Yan yana iki koltuğa oturduk. Şoförümüz kel başlı, siyah gözlüklü, fıstık yeşili gömlekli, sert görünümlü bir tip. Ama inanamayacağınız kadar kibar. Ben böyle bir otobüs şoförüne ilk kez rastlıyorum. Adam her otobüs müşterisine binişlerinde ve inişlerinde “ iyi günler, sağ olun” diyor, karşılık verenlere teşekkür ediyor. Güler yüzü olmasa da, dilinden bal damlıyor. Zaten kara güneş gözlüklerinden, yüzünün sertliği dikkat çekmiyor. Şoföre hayret ifademle çakıldım kaldım. Adam da ukalalığın zerresi yok. Ya babasından öğüt aldı “müşteri velinimetimdir felsefesi uyguluyor, ya da Avrupa ülkelerinin birinde uzun yıllar yaşadı bu adam, yolcuya nasıl davranılması gerektiğini çok iyi öğrenmiş, uyguluyor. 
Şehrimdeki ki tüm halk otobüsleri sürücüleri arasında (Benim bir zamanlar Isparta Gazetesinde çalışırken yaptığım, şoförler arası centilmenlik yarışması) bugün de düzenlense, favorim kesinlikle bu şoför, kendisini buradan tebrik ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum. Gerçekten böyle insanlarla hayatın keyifli yönleri anlam buluyor. 
Bu centilmen ve çok nazik şoförümüzle seyir halindeyken yanımdaki komşuma: “Hiç inmesek, böyle bir şoför bir daha denk gelmez” diyorum. O da bana:
“Hakikaten medeni insanın hali başka oluyor, şekilde görüldüğü gibi” diyerek muziplik yapıyor. 
Bu arada bir duraktayız, orta yaşlı koyu renk etek bluzlu, başı örtülü bir hanım bindi.  Her halinden belli bizim şehre yerleşmiş, giyimiyle şehre uyum sağlamış, köy göçerli bir hanım. 
Şoförün: “İyi günler hanımefendi” deyişine terslercesine bakıp, cevap vermeden arka tarafa geçti. Bize yakın oturan arkadaşını gördü, selamlaştılar. Arkadaşına hemen sordu. 
-Ne diiyon gı, nere gidiyon? Gızını sattın mı? 
Karşılık beklemeden ardı ardına aynen bunları sordu. 
Kadın cevap verdi. 
-Hayır satmadım. Evde. 
İkinci soru geldi. 
-Oğlunu everdin mi? 
Cevap anında geldi. 
-Evlendirdim, memleketten kız aldık. 
Ağlayayım mı güleyim mi anlayamadım. Neyi satıyorsun, neyi satın alıyorsun. Kızlar sebze meyve sanki. Sulandı, büyüdü, pazara getir sat… 
 
2000’li yıllardayız ve hala kızlar için sattım cümlesi kullanılıyor. Erkekler evlendiriliyor kızlar satılıyor. Aradaki farkı biri açıklasa da öğrensek. İkisi de evlat, ama biri kız sonuçta deniyor adeta, neden peki?
 
Çocuklara karşı her zaman şefkat ve merhamet dolu olan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), dışarıda bir çocuk gördüğü zaman mübarek yüzünü ayrı bir mutluluk kaplar ve çocuğu kız ya da erkek olmaksızın ayrım yapmadan sevgi göstererek kucaklarmış.Kız çocuklarını hor görmenin yanlış bir tutum olduğunu belirten Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), evlatlarında ayırım yapan kişilerin, bu davranışlarının Allah (celle celaluhu)'un takdirine razı olmadıklarından dolayı yaptıklarını buyurmuş. Biz ilim cahili olduğumuzdan neyin nasıl olduğunu bilmeden yaşamış olmak için yaşıyoruz işte...
 
NE TATLI ŞEY ŞU DEDİKODU
 
Saati, yeri yok. Saat gece 12’ ye geliyor. Dün akşamda evimin balkonunda oturmuşum serinlik içinde yıldızları seyrediyorum. Karşı apartmandaki dördüncü kattaki komşu kadın da benim gibi balkon sefası yapmakta. Beni farkedince bir heyecanlı bir heyecanlı ki sormayın gitsin. Sanıyorum ki çok özlemiş, yokluğumdan hüzünlenmiş. Korkuluklara abanıp evinin balkonundan bana laf yetiştiriyor. “Ayfer Hanım gördün mü az önce gelen karşıdaki dairemde oturan adamı, karısı çocuklarla memlekette adam eve kız attı, sarı bir şey. Ar damarları çatlamış vallahi." 
Aslında söylenecek tek şey “Sana ne komşu” demek. Ama bunu diyemiyorum tabi ki, komşu sonuçta. 
Daha yumuşatarak söylemek lazım. “Arkadaşıdır, akrabasıdır” filan demeye çalışıyorum, o ısrarında diretiyor. "Yok canım arkadaşı falan değil, kesin sevgilisi."
Sinirleniyorum ve “Sevgilisi olsa kime ne kardeşim. Geçiş iznini komşular mı verecek. Zabıta mıyız, asayiş polisi miyiz?” demek istiyorum, onu da diyemiyorum komşu sonuçta. 
Konuşurken kelimeleri biraz daha dikkatli seçmek lazım. Ne demek ya eve kız atmış. Bu kız atılacak bir meta mıdır, bu nasıl bir konuşmadır. Bize ne. Adamın İster erkek arkadaşı gelir, ister kız arkadaşı, ister oturur film seyrederler, ister konuşurlar. 
Öğrenemeyeceğiz. Özel hayata saygı göstermeyi öğrenemeyeceğiz. 
Bu tür dedikoduları yapan kişiye dikkatinizi çekerim. Bu komşumun sosyal hayatı hiç yok, çevresinde arkadaşları, evine gelip giden dostları yok. Hayatını yaşamak ister ama ailesinin veya çevresinin baskısı yüzünden yaşayamaz. Kocası çalışır para getirir, o bütün gün evde temizlik yapar, yemek pişirir. Kocası akşam yemeğinden sonra çıkar kahveye gider, balkonda kocasının döneceği saati bekler. Bu yaşanmamışlığını da bu tür tepkiyle verir. 
Başkalarının özel hayatına karışınca rahatlar kendince. Fırsat verseler kim bilir kaç kız-kaç erkek atacak kendisi eve. Kocası dışarıda ne haltlar karıştırıyor onu bilmez. Koluna takmış on kadar bilezik “Benim adam, bana iyi bakıyor, bir dediğimi iki etmiyor” diyerek balkonlarda havasını atar. O bilezikler neyin sus payı acaba? 
Bu da biraz dedi kodu oldu değil mi? Biraz ayıp ve günah da oldu. Ee insanız, konuşmadan duramıyoruz. Meraklıyız işte. 
 
Ayfer AYTAÇ