Ramazan'ın Hatırına

Ramazan'ın Hatırına
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 15 Mayıs 2019 09:44
Makale İçeriği
Ramazan'ın Hatırına
Ramazan'ın hatırına
Tüm Sayfalar
MÜBAREK RAMAZAN’DA BARİ İNSANA BİRAZ SAYGI LÜTFEN
BAZILARI DÜNYA YALNIZCA KENDİLERİNİN SANIYOR YANILIYOR
altRamazan ayı mübarek bir aydır, bu ayda şeytanlar bile bağlanır. İnsanlar Ramazan ayının faziletine uygun yaşamaya yönelirler. Her konuda pür dikkat olmamız gereken ayda insanın insana ettiği eziyeti başka hiçbir mahlûkat etmiyor. Bir kaç sene evveline kadar, Ramazan ayı öncesi geceleri belli bir saatten sonra sokaklar köpeklere kalıyordu. İnsanlar inzivaya çekiliyordu adeta. 
İnsanların evlerine çekildikleri vakit sonrası, sokaklardan tek yükselen ses köpek havlamaları oluyordu. Şimdilerde ne olduysa, bu mübarek aya hürmeten köpeklerin bile sesi duyulmazken başka seslerle insanları rahatsız etmenin anlamı var mı?
Yok, ama oluyor. Bakın size birkaç örnek: 
Gecenin tamamen karanlığa gömüldüğü anlar, çoğu insanlar iftar sonrası teravih namazını kılmışlar, evlerinde ya hatim dinlemişler, ya Yasin okumuşlar, ya da televizyon izlemişler ve uyku saatleri gelmiş, sahura kalkmak için yataklarına çekilmişler. Kafada bin bir düşünce, zira ertesi gün işine gidecek, belki borcunu harcını temin için dolaşacak. “Ali'ye, Veli'ye bir de evdekilere ne verilecek, aman aman!Hangisi için ne yapayım, bu ayı sıkıntısız nasıl atlatayım?”sancısıyla uyuma zorluğu çekilmekte. 
Binbir düşünceye rağmen bir şekilde ağırlaşan gözler tam uykuya teslim olmuşluğun da, komşu daireden feryat figan. Evin kadınının tiz sesi "Yapma, etme!" diye çığlıklar atıyor. Gecenin kör karanlık bir vakti korkuya kapılıp "Ne oluyor?" endişesiyle dış kapıya yöneliyorsunuz. Yardıma koşmak için tam kapıyı açacakken, bu kez gür erkek sesi giriyor devreye: "Ne demek yapma? Sokağa attığın 325 lira, o kadar para uyduruk bir giysiye verilir mi be insafsız kadın? Nereye gidiyorsun, nerde giyeceksin, parayı kolay mı kazanılıyor sanıyorsun?"
Kadının kocasından yükselen bu sese karşılık, kavgalarının aralarına girmeye çekiniyorsunuz. Konuşulanlardan belli ki şiddete uğrayan bir çaput parçası ve kadın buna izin vermek istemiyor. Kavgaya yol açan konuyu duymazdan gelip kendi evinizde sessizce bir kenara çekiliyorsunuz. Sıklıkla duyulan hane halkı tartışmalarının gündüzü ıskalayıp geceye taşmasıydı sıkıntı veren, keşke hiç olmasa dedirten...
Karı koca kavgasına dahil olmaktan uzaklaşılıp tekrardan uykuya uymaya çalışılıyor. Bu defa sokaktan acı bir fren sesi duyuluyor. İrkilip yatağında doğruluyorsun “Bu da neydi?” diye yeni bir korkuya kapılıp kafa yorarken, bu defa sokaktan çok kötü sesli motosiklet geçiyor. Ne bitmez bir sestir öyle, kilometrelerce uzaklaşsa motosiklet sesi hala kulağınızda yankılanır.
Bu moral bozucu sesle sinir kat sayınız yükselmiş olarak uykunuzun içine giriyor. Tarumar edip bir kenara çekiliyor. Zorlanıyorsunuz, yeniden uykuya dalmak için koyun, kuzu ağılına girip onları birer ikişer çitten atlatıp, kontrol altında tutuyorsunuz ki, bu sayede uykunuz yeniden gelsin. Pek yararı olmasa da esnemeleriniz, uykunun size yakınlaştığını müjdeliyor, yeniden yatağa gömülüyorsunuz. Ve bu defa hiçbir sesten etkilenmemek için de yorganı kafanıza çekiyorsunuz. 
Uykunun derinliğine daldınız artık, top atılsa duymaz hallerdesiniz ki; bu defa da yeri göğü sarsan, size deprem oluyor korkusu yaşatan ve ağırdan gelen bir sesle sıçrayıp kalkıyorsunuz. 
Ev ahalisinin en küçük bireyini bile uyandırıyorsunuz deprem oluyor endişesiyle. Hane halkının haksız yere bulduğunuz tavırlarla da karşılaşıyorsunuz. Ve kendinizi haklı çıkarmak için dil dökerken o ürpertici ve gecenin karanlığını bastırıcı sesin size doğru daha süratle yaklaşmakta olduğunu fark edip, pencereye koşuyorsunuz. “Acaba kıyametin kopuşu mu başladı” sorusu geliyor aklınıza, son fırsat deyip tövbe etmeye koyuluyorsunuz. Korkudan ilikleriniz bile titrerken, pencereden gördüğünüz kadarıyla yaklaşan sesin, belediyenin caddeleri süpürmekte kullandığı büyük aracın çalışan motorunun sesi olduğunu anlıyorsunuz. “Be Allah’ın adamı gündüz hangi ağaç gölgesinde uyudun da, gecenin tam ortasında sokak süpürmeye koyuldun” diyorsunuz camdan. Ama direksiyondaki adamın sizi duyduğu yok. Yakmış sigarasını, açmış müziğin de sesini keyfini yetiriyor. Kimse umurunda değil ki, yalnız kendinin rahatına odaklanmış. Allah’tan müzik sesi motor sesinden baskın değil. Ferdi Tayfur’un nameleri ara sıra yakınlaşıyor.
Bu saygısızlığı görünce hemen telefona sarılıp bir belediye yetkilisine ulaşmayı akıl ediyorsunuz. Onlara “gecenin bir yarısında saatin ikiyi geçtiği bir vakitte bu temizlik neyin nesi, insana biraz saygı lütfen.” deme gereği duyuyorsunuz. Ancak kimi aradınızsa boşuna, karşınıza konuşacak bir muhatap çıkmıyor. Sizde bu düşüncesizliğe ağzınıza gelen küfürü gecenin boşluğuna boşaltmaya başlıyorsunuz. Mübarek ramazan ayında, düşüncesizler yüzünden günaha girmenin anlamının olmadığına kanaat getirip, tövbelerinizi bu defa küfürlerinize yönelik yapıyorsunuz.
 
SIRADAN DAVUL SESİ OLMASIN DAHA İYİ
 
Tövbenin ardından kendinizi kötülüklerden arınmış hissetmenin rahatlığıyla, yeniden enerji bulup yatağa giriyorsunuz. O hep rahat sandığınız yatak sanki kemiklerinizi sızlatıyor. Vücudunuz hala stresin etkisinde, bu yoğun stresten kurtulmanın yolu ise maneviyatta gizli. Maneviyatınızı güçlendirmek için bildiğiniz bütün duaları okuyarak, sağa sola döne döne, yeniden uykunuzu davet ediyorsunuz. Davetiniz karşılıksız kalmıyor. Uyku gözlerinizin konuğu oluveriyor. Derin uykuya daldınız artık, derken bu defa sıradan davul sesi sokakları inletiyor. Oysa saati sahur vaktine kurmuşsunuz, davula ihtiyacınız yok. Hem ne o öyle “Dom dom dom” sadece tokmağın sesi, başka faaliyet yok. “Eski Ramazanlarda durum böyle miydi”yi aklınıza getiriveriyorsunuz o anda. 
Eskiden Ramazan’ın kendine özgü asil bir yaşanılanları vardı. Davulcular gecenin bir yarısı geçerlerken ev halkının tepkisini olumluluğa çevirmek için maniler söylerlerdi. Mesela: 
 
-“ Ramazan geldi hoş geldi, evlere şenlik verdi, bugün herkes oruçlu sahur yemeği yendi." 
-"Bu aya hürmet gerek, nimete şükür gerek, Mübarek Ramazan’da Hakk’a ibadet gerek…" -"Hoşafın suyu boldur, bir kepçe daha doldur, sahura köfte varmış, ne olur erken kaldır." 
-"Dere coşmuş çağlıyor, dağı duman bağlıyor, zengin olsan ne fayda fakir kardeş ağlıyor." 
 
Ya da: 
-"Ulu cami direk ister, söylemeye yürek ister. Benim karnım toktur amma arkadaşım börek ister."
 
Geçmişi yad etmeniz, bu lüzumsuz davulun rahatsız edici sesiyle iyiden iyiye asap bozduruyor. Şimdiki davulcularda Ramazan ruhu yok. İşlerini aşkla yapmıyorlar. Gelenek yerine gelsin gibisine, sıradan bir “Dom dom dom" gürültülü geçiş. İnsanı huzursuz etmekten başka bir vericilikleri yok. Ama davulcular Ramazan yarıya geldi miydi? Ev ev dolaşıp para tahsili yaparlar. Verdikleri his ne ki ne isterler? 
Kaldı ki, kapıya geldiklerin de de durum değişmiyor. Sadece “Dom, dom, dom” ve parayı alıp çekip gitmek. Her şey ne kadar yozlaşmış ve sıradanlaşmış günümüzde.
Eskiye özlem duyarak ve kendi kendinize konuşmalarla yeniden uykunuzun geldiğini anlayıp, davulcuyu dikkate almadan “Birazcık bari uyuyayım.” düşüncesiyle yeniden uykunun koynuna giriyorsunuz. Ve bu giriş öyle bir ağır oluyor ki, koma hallerindesiniz. Gerçekten top atılıyor, ama siz duymuyorsunuz. Gözlerinizi açtığınızda kulağınıza ezan sesi geliyor. İçiniz rahata ermişlikle fırlıyorsunuz yataktan ve “Sahuru kaçırdım, bari sabah namazımı kılayım.” diyorsunuz. Pencereden baktığınız da ise güneşin tüm ışıkları gözünüzün içine doluyor. Anlıyorsunuz ki, vakit öğle olmuş, okunan ezan öğle namazı çağrısı…
Artık ne yapsanız nafile, sahurla birlikte sabah namazı vakti de kaçmış. Aç karnına oruç tutup tutmamakta tereddüt ediyorsunuz. Bunun vebalinin kime olacağını sorguluyorsunuz kendi aklınızla, cevap veremiyorsunuz.
Evet, bu anlatılanlarla benim bir günlük orucum feda oldu. Ne uğruna? Bir takım kendini bilmez, saygısız adına. Orucumu saygısızlıklarıyla gasp eden bu kişilerden uykusuzluğumun hesabınıysa hiç sormuyorum. Ama bir günlük orucumun atlatılmasına sebep olanlardan, ahrette davacı olduğumun bilinmesini isterim. Bu dünya da böyle kişilerden istediklerimse, yapılamayası, zor şeyler değil. Lütfen dünyayı tek size özel sanmayın, şu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine insana biraz saygı gösterin. Kendinize yapılmamasını istediklerinizi, siz de başkalarına yapmayın. 
İnsanlığımıza saygıyı öğrenemedikçe biz daha çok günah işler ve de karşımızdakilere de işletiriz. Tekrar ediyorum, şu mübarek günün hatırına olsun, ne olur biraz daha dikkatli saygı... Lütfen, insaniyet adına…