Altın Bilezik Lazım

Altın Bilezik Lazım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 30 Nisan 2019 08:42
altİnsanlar ergen yaşa erişmeye başlayınca gezmeye, harcamaya kafa yoruyorlar, hayatlarını maddi açıdan garantiye almak adına altın bilezik edinmeyi düşünmüyorlar. Anne babalar da çocukları adına yönlendirme yaparken altın bileziğin her zaman geçerli olduğunu, hiç bir zaman aç- açık bırakmayacağını evvelden akıllarına getiremiyorlar. "Oku da devlet memuru ol." Mantığıyla akıllarını yürüttüklerinden günümüz insanlarının pek çoğu diploma sahibi olmak ve devlete memur olabilmek için okuyorlar. Oysa ki hayat okulundan eğitim alanlar, iki üniversite bitirmişten daha çok kazanabiliyorlar. Lakin bunun için kolunda çocukluğundan edindiğin altın bileziğin olacak. 
Parasız olunmuyorsa rahat, parayı hedef alıp çocuk yaşta yönünü belirleyeceksin. Seçtiğin mesleğinde ustasından yetişeceksin, işi öğrendiğinde hayatın keyfini süreceksin. Hem kendi işinin patronu olup, kimseye emir kulluğu yapmayacaksın. Su tesisatçısı veya oto kaportacısı misali.
Üniversite bitireyim, devlete memur olarak gireyim, diye düşünenlerin çoğu beklemekle kalıyorlar. Ama bir su tesisatçısı öyle mi? Çeşmen mi bozuldu, klozetin şamandırasımı su kaçırıyor, çağır tesisatçıyı yarım saate alsın 150 liranı.
Spor öğretmeniysen, güzel sanatlarda resim bölümü bitirmişsen, ziraat veya jeoloji mühendisiysen, atanmayı bekle dur. Ne diye öğrenci bolluğu olan bölüme gidersiniz ki, üniversiteli denilmesi için mi?
Benim ülkemde iki yıllığı bitirende üniversiteliyim diyor, sorarsan eğitimine yönelik bir şey bilmiyor. Okumuş olmak için, okumuş.
Sınav öncesi iki gün çalışıp ezberinden dersini geçmiş, diploma edinmiş. Çok çalışarak iyi bir bölümü bitirenle kendini aynı kefeye koymuş, üniversiteli olmuş. Kolayca nam bulmuş. Gerçi enseli bir dayısı olana ülkemde her şey kolay. Ehil değilsen bile, uyduruk bölümde okumuş bir diploma edinmişsen işsizlikten korkma, dayın sayesinde en iyi mevkilere gelebilirsin.
Dediği dinlenen dayın yoksa vay haline! En iyi fakülteyi en yüksek derece ile bitirmiş olsanda nafile, aklın fikrin çok olsa da işsiz güçsüz kalabilir, inzivaya çekilebilirsin. 
"Kolay yoldan iş bulayım, devlete memur olayım, diploma edinmek için okumuş olayım." diye düşünenlerin niceleri arkalığı varsa bir yere bir telefon edilmeyle memurluğa atanıveriyor. dayısı olmayan uzun yolda yaya kalabiliyor.
Devlete (kolay kapağı atanlar) atananlar için devlet memurluğu da doğrusu çok ihya edici oluyor. Sabah 08. akşam beş mesaisi, öğle tatilinde yemek ekstrası. Karşılığında al 4,5 beş bin lirayı, "Memurum ben" de yan gel yat.İstersen abuda kalk, devletten gizli ek iş bile yap.Kimse ses etmez, varsa vicdanından gayrı... Vicdanı olan da hak yemez hani, vicdan nedir? Bence vicdan eğitim üstü bir değerdir.
Yüksek okulları iyi derece ile bitirip, üstüne bir de mastır yapan, hatta doktorasını tamamlamış olan sınavlarda yüksek not almasına rağmen iş, aş bulamazken; evden oturduğu yerden etkili bir dayıya telefon ederek, sınavsız mülakatsız üniversite hocalığını kapanı gördü bu gözlerim. Hak yiyene, hukuku çiğneyene çoktur edilecek sözlerim, lakin çeremesine takat yetiremem ve de bu torpil işini bireysel çabamla maalesef bitiremem. İki üniversite bitirenler ve işsizlikten bunalanlar, simit satarak geçimini sağlayanlar var bu ülkede ve torpilli olduğu için rektörün keyfiyle üç öğrenci verilerek sınıf açılan, emeksiz hocalık ünvanına ulaşanlar da var bu ülkede...
 (Hakkıyla bir yere gelmiş, işini hakka riayet ederek yapana başarı dilemekten başka yoktur sözümüz.)
Komşum var, karı koca öğretmenler. Biri özel kolejde, öteki devletin okulunda. Siyasi yakınları yardım etmiş, karı koca iyi iş edinmiş. Her ikisinin aylık toplam geliri 10 bin lirayı aşıyormuş. Her ikisinde de son model araba, banka kredisiyle alınma dubleks evleri modern mobilyalarla dolu. Dünyalıkları kıyak velhasıl. Lakin hırs bürümüş hallerini; alınan maaşlar yüklü de olsa, aileyi kesmiyor. Aldıkları paralar bir türlü harcamalarına yetmiyor. Dahası doyumsuzluklarını tatmin etmiyor. Bu sebepten olsa gerek, evlerinde devletten saklı öğrencilere özel ders veriyorlar. Öğretmenlerin mesai saatleri haftanın belli günlerinde, belli saatler içinde. Dolayısıyla boş vakitlerinde de günde en az on öğrenciye ders vererek, gelirlerine gelir ekliyorlar. Yine de "vah vah" diyerek hayıflanıyorlar. Aniden ölseler, hiç bir şey götüremeyeceklerini belki de bilmiyorlar. Ya da şeytan hırsla gölgelemiş gözlerini, akıllarına hakikat olanı getiremiyorlar.
Ülkemde dayılı olana, işini bilene, harama, helale kafa yormayana dünya kıyak velhasıl.