Kriz Vız Gelir Tırıs Gider

Kriz Vız Gelir Tırıs Gider
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 29 Kasım 2018 10:08
altKriz bahane insanların yaşantısı şahane. Bu klasik başlığı bizim basıncılar sıklıkla manşete çekerler. Örneğin bir yemekli toplantı mı var. Gazetecinin o gün manşete çektiği haber başlığı şöyledir.  “Yemek Bahane Dostluk Şahane..."
Okur merak eder, bu şahane dostluk da neyin nesi diye. Habere göz atmadan geçemez. Aradığı dostluk emarelerini  satırlar arasında bulup seçemez. Gösteriştir gördükleri, okuduğuyla kalır bildikleri...
Ben de daha bu sabah, seher vakti sonrasında, şöyle bir çevreme bakmadan geçemeyecek şekilde geniş bir caddesi üzerinde kaldırım boyunca yürüyorum. Gördüklerim gözlerimi kamaştırdı. Caddenin iki tarafı lüks arabaların park yeri olmuş. Yol resmen lüks işgaline uğramış. Yayaların geçeceği kaldırımlarda bile sıfır arabalar, model model, renk renk sıralanmışlar. İçlerinde büyük cipler bile var. 
Düne kadar dağ arabası, arazi arabası bildiğimiz cipler, şimdinin gösteriş belgesi. Kapıların önünde park halinde duruyor. Üstelik hanımın ayrı, erkeğin ayrı marka arabası; oğlanının ki en havalısı, yoktur hiç kiri pası...
Kriz vardı değil mi? Ee, o da ülkemiz üzerinde duruyor, henüz kalkmışlığı yok. Bu krizin kalkma ihtimali bulunmadığı gibi, yılbaşından sonra, sanırım Nisan ayından itibaren deprem etkisi şekliyle gümleyecek bu kriz, görürsünüz siz. Ekonomik tedbirler falan sarılanacak ip değil. Lakin çoğunluğun bunlar umurunda değil. Gördüklerime göre  bu lüks araba sahiplerinde keyifler gıcır. Borçları, dertleri var mıdır? Bunlar bilinmiyor. Evleri güzel, arabaları güzel, ya yaşantıları? Zenginlikte yaşantıda güzeldir her halde bilemiyorum. 
Vay garibanın haline?! 
İşin ilginç yanı gariban sesini çıkartamıyor, şikayet etmeden gününü geldiği gibi yaşayıp geçiyor. Zengin olan, böyle lüks arabalarda dünyalık saltanat sürenler krizden, ekonominin darlığından etkilendiklerinden yakınıyorlar. 
Sanırım onların etkilenişleri lükslerini gözler önüne serecek kadar tam sağlayamadıklarından olsa gerek. ‘Ne olur, ne olmaz’ı dikkate alarak, lüks tüketimi biraz kısıtladılar gibime geliyor ve rahatsız oluşları bundan dolayı. Her gün alışkın oldukları savurganlıklarını gözümüzün içine sokarcasına yapamıyorlar. 
Ben bu hükumetin başkanı olsam, bütün lüks arabalara benzin alma yasağı getirtirim. Bisiklete falan binin, derim. Ama önce bunun örneğini kendim gösteririm. Biraz gaddarca mı buldunuz bu fikrimi, yanlış mı söyledim, niye? Korumalarım koşturamaz mı yanımda? Merak etmeyin başkanlık hayali yok yarınlarımda. Hem siz yanlış da bulsanız fikrimi beyan ettim. Demokrasi ülkesinde değil miyiz? Yanlış bulduğumuzu söyleyebilmeliyiz.
 
İç sesim devreye giriyor: "Hadi canım, bizim ülkemizde demokrasi sadece milletvekilleri için var. Onlar istediklerini söyleyebilirler. Hatta meclis çatısı altında kavga dövüş ederek kötüye örnek olabilirler. Onların asili olarak bizler dokunulmazlığımız olmadığından, konuşmaktan bile kaçınırız. O yüzden sesini yükseltme" diyor iç sesim.
İç sesimle cebelleşiyorum: "Lüks evler, lüks arabalar, nerede bu yoğurdun bolluğu? Az biraz biz de nasiplensek. Biz de bu milletin asil evladıyız. Ne işten yararlanabiliyoruz, ne bol kepçe aştan! Dayı, emmi de yok ki arka çıksın; gözümüzü karnımızı tıksırasıya doyursun. 
Havada pus, Ayfer hadi sen bi sus. Tâ baştan, yürüyelim mi yavaştan?"
İç sesim tansiyonumu yükseltici sinyal verdi. Sesimi yükseltmekten öte, ağzımı hiç açmamam,  gerekiyordu. Tansiyonum yükselirse sonra halim nice olur?
Ama lüks tüketim sevdalıları ülkemi de tüketir hale geldiler, bunu nasıl görmezlikten gelebiliriz?  Sessiz kaldıkça sesimiz daha kısık olmuyor mu? 
Gelin devletimize bu konuda yardımcı olalım. Bu ülke bizim. Bu ülkeyi yönetenlerde bizim içimizden birileri. Onların idareciliğine omuz vermemiz, yön göstermemiz gerekirken. “Onlarda var, bende niye yok” zihniyetiyle iki üç çeşit araba birden almanın ülke ekonomisine karşıda israflıktan başka bir yararı olmaz.
Alış veriş merkezleri insan kalabalığı ve önleri araba kuyruğu. “Bu insanlar soğuktan korunmak için mi bu merkezlere doluşuyorlar” diye olumlu düşünmeye çalışıyorum. Herkesin elinde içi dolu torbalarla marketi terk ediyorlar. Krizin tokadı, şimdilik acıtıcı olmamış gibi. 
Zannedersem, bizim il öğrenciyle, askerin getirisiyle beslendiğinden krizden falan gocunmuyor.
“Koskoca üniversitenin kapanacak hali yok ya. Kışlada bir yere götürülmez, o halde bizim gelirler değişmez” sanılıyor. Zenginin tavuğu zaten her dem çift sarılı yumurtluyor.
Olan ülkenin geneline oluyorsa da, herkes başının çaresine baksın durumları söz konusu. Ama ‘komşuda pişen bize de düşer’ diye bir laf vardır. Bir gün payımıza düşeni taşıyamazsak, işte o gün ‘Keşke’ krizine yakalanırız da, o ‘keşke’lerin geri dönüşümü yoktur. 
Millet olarak derdi bugünden görelim. Dermanını beraberce verelim.
 
Ayfer Aytaç - ayferaytac.com