Ölüm Âni

Ölüm Âni
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 27 Kasım 2018 10:18
altGünün bir vaktindeyiz. Tasamız, kaygımız yok. Sabah güzel başlamışız güne, keyifliyiz. Yaşımız henüz genç; yahut yaş almışız, ama hayat doluyuz, yaşlandığımızı hissetmiyoruz. 
Günün tadı doyumsuz. Pencere önüne gidip camdan sokağı seyrediyoruz. Gelen geçen hakkında yürüyüşlerinden fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Yüzümüze istem dışı bir gülümseme yayılıyor. Ve... Tam o anda birden gözlerimiz kararıyor. Yaşam enerjimiz sönüyor. Hayat bizim için duruyor. Olduğumuz yere yığılıyoruz. O saatten sonrası mühim değil. Kimseyi görmez, kimseye seslenemez olunuyor. Dünyayla irtibatımızı kesmiş, âniden ölmüş bulunuyoruz. Yapılacak bir şey kalmıyor, kimse bir daha öleni hayata döndüremiyor. Ölüme hiç bir kul söz geçiremiyor. Rüşvet yetiremiyor. Bu dünya ezelden ebede bir geçiş güzergahı; gelen geçer, konan göçer. Vaade dolunca Hayat Biter.
"Ey Yorgun Yolcu Dikkatli Ol Bu Yol Hakk'ın Yoludur. Bu Yolda İstikametten Sapmamak, Çamura Batmamak Gereklidir. Gelip Geçici Bir Fânîdir Dünya. Kimseyi Üzmeye, Kalpleri Kırmaya Değmez. Bu Gerçeği Ölüm Gelmeden Bilseydik, Nefret Yerine Birbirimize Sevgi Verseydik."
Öldüğümüzü anlayan yakınlarımız yakınıyor, "daha gençti, hayat doluydu" diye yorumlarda bulunuyorlar. Her ölüm gençtir ve her ölüm gerçektir. Çünkü dünya her sıkıntısına rağmen yaşanılacak bir yerdir. Öte âleme gidip de dönen yok ki, oranın nasılını bilmiyoruz. Bilmediğimizden gitmeye korkuyoruz. Dünyaya gelirkende ağlıyoruz, sanırım tekrardan gideceğimizi o günlerden biliyoruz.  Evden çıkıp imtihan salonuna girip çıkma süreci bu dünya, ölünce dünyada bir kuşluk vakti kadar kaldığımızı anlayacağız, ama şimdi farkında değiliz geçen sürecin, zira çoğumuz yaşarken ölümü aklımıza getirmiyoruz. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa dün sağ gördüğümüzü, bugün ölmüş duyuyoruz.
Daha bu sabah bir insan capcanlıyken, güle oynaya evin içinde dolanırken; daha bu sabah kahvaltıyı beraberce ediyorken, nasıl ölüm gelir, canlı can nasıl alınır? Konuşurken nasıl susup kalır insan, bakar dururken nasıl gözler birden kapanır, bir daha açılmaz olur? 
O anı bilemiyoruz işte. Hazreti Azrail hakkımızdaki kararı Hakk'tan alınca, vaademiz dolmuş olunca; bakan mıyız, bakkal mıyız dinlemeden canımızı alıveriyor. Hayatla bağımızı koparıyor, ömür süremizi bitiriyor. Dünyanın en gerçeğidir ölüm.
 
Kadın bugün ev temizleyecekti, akşama yemek yapacaktı. Yeni elbiseler almıştı. Çocukların yanına ziyarete gidecekti. Komşularıyla görüşecekti. Sevdiğine kazak örecekti. Adam iş çıkışı kahveye uğramıştı. Okey masasında ölüvermişti. Dağda, bayırda, yolda, sporda, karada, havada, denizde, havuzda, oda da , uyku da, otururken, kalkarken, ötede, beride... 
Nerde, ne şekilde olursak olalım, âniden geliveriyor ölüm. Sahip olduğun her şeyi geride bırakıp gidveriyorsun.
"Hasta yatağında acı çeken biri değildi, daha gençti, nasıl öldü?" Dediğimiz niceleri bir anda aramızdan ayrılıverdiler. Ölüm bir anlık, ama bazıları için o bir an saatler sürebiliyor. Kişi azap trenine binmiş gibi, o vakitlerde kıvranıp duruyor. Çıkmadık canda umut var bellemişiz, bir anlık zaman öncesi ölümü kimseye konduramıyoruz. Ama işte ansızın geliyor ölüm. Hiç beklenmedik bir anda, hiç konduramadığımıza. Bana da, sana da, o na da yaşayan herkese bir gün apansız gelecek...
Ben en çok öldükten sonramı merak etmekteyim. Hani yıkayıp, kefenleyip, camiden namaz sonrası alıp götürüyorlar, sonra derin kazılmış bir çukurun içine yan yatırp koyuyorlar ya. Defin işlemi bittikten, herkes gittikten sonra uyanırsam, ya ölmemişsem. Yerimden kalkmak istersem ve etrafımı karanlık görürsem, dar yerde kıpırdayamazsam ne olurum? Endişesini yaşıyorum hep. Allah muhafaza eylesin, hakkımızda hayırlısını versin.
Kilometre kısaldıkça insan ölüme karşı daha bir telaşlanıyor. Korkuyla kuşanıyor. Elbette ölüm haktır. Konuk olduğumuz bu hayattan, ebediyet âlemine, esas mekanımıza geçiş yoludur ölüm. İnançlı müslümanlar olarak Allah'ın emriyle geldiğimiz bu dünyadan, yine Allah'ın emriyle gideceğiz. Hazırlıksız gidersek vay halimize. Ebedi mekanımızda, yanımızda azık namına bir şey yoksa, ne yaparız ki? Allah'ın sonsuz merhametine sığınırız elbet. Lakin o merhameti hak etmek gerek. Hem Rabbimizin huzuruna çıkma aşaması öncesi, kabir âleminde konaklayacağız. Orada bizi beklemeye aldıklarında azıksız ne yapacağız? İşte orası karanlık, kapkaranlık. Bu karanlık ortamında azap çekmekte var, selamaetle cennet bahçelerini seyretmekte...
Karanlık kabirde kıyamet gününü bekleme sürecimizde, ışığımız bu dünyada yaptığımız iyilikler, zorluklara gösterdiğimiz sabırlar ve çevremize dağıttığımız sevgiler, hoşgörüler olacak. Yoksa hiç bir makamımız, mevkimiz tolerans görmeyecek. Kötü huya, bencil ruha sahipsek vay halimize... 
Yaşarken yanlışımızı bilmeli, doğru istikamete yönelmeli. Henüz nefes alıyorken, öte tarafa biraz daha azık hazırlamaya bakmalı, etrafımıza bolca iyilik yapmalı.Az yaşa, uz yaşa, akıbet gelecek başa, hakikatten korkmamalı...
 
Ayfer AYTAç - ayferaytac.com