Tansiyonum Tetikte

Tansiyonum Tetikte
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 08 Ekim 2018 08:52
İnsanlar Kanserden Korkuyorlar
Hipertansiyondan Korkmuyorlar.
Oysa Tansiyon Daha Tehlikelidir.
 
altKanserde erken teşhis hayat kurtarıyor, ama tansiyon aniden öldürebiliyor.
Öldürmedğini de süründürüyor.
Yaşadıklarımdan biliyorum, çevremdekileri bilgilendiriyorum.
"Sağlıklı olmak bedava, hasta olmak çok pahalı. Sağlığınıza sonradan değil, kaybetmeden önce çok dikkat edin" diye nasihatler ediyorum.
En büyük zenginlik sağlık, bunu sağlığını kaybedince çok iyi anlıyor insan. Yüce Mevlâm bedavadan sağlık bahşetmiş, bedenimizi hor kullanarak sağlığımızı yitiriyoruz. Sonrasında bedelini maddi manevi ağır ödüyoruz.
Hipertansiyonum peydah olalı tuza hasretim. Sabah kahvaltılarında tuzlu olduğu için zeytin yiyemiyorum. Yine tuzlu oluşundan peynir çeşitlerini ağzıma süremiyorum. Nefsimin sesine uyup bir parça alsam, 'hop' tansiyonum fırlıyor.
Böreklere, çöreklere özlem doluyum. Sarımsaklı, bol yoğurtlu, üzeri domates soslu biber, patlıcan kızartmalarına hasretim. Hamur işi tatlılara, bol köpüklü ayrana bile hasretim. Mantıya hasretim, çiğ böreğe, gözlemeye hasretim. Turşu eşliğinde sevdiğim sucuklu, salçalı kuru fasulyeye, pilava hasretim.Daha dolu yiyemediklerim var. Pek çok lezzete göz atmakla yetiniyorum.
Tansiyonla birlikte kalp rahatsızlığım da olduğundan, en sevdiğim hamur işi çeşitleri kalbimi yorar oldu. Bana özel yapılan tuzsuz makarnayı bile yiyemiyorum. Tuzsuz ekmek canım çekiyor bazen, domatesi katık ederek yiyeyim diyorum. Tansiyon izin vermiyor. Ensemde ağrı hissiyle kendini belli ediveriyor.(Tuzsuz da hiç bir şeyin tadı olmuyor. Ama tuzda sağlığımı bozuyor. Ya herro ya merro)
Sağlığımı bozan sadece yediklerim değil elbet. Birisi yüksek sesle konuşsun, yine artıveriyor tansiyon kat sayım. Strese dikkat etmeye de çalışıyorum, ama tansiyon geldi gitmiyor. Daha çok, yediklerimle canımı yakıyor.
Bazen misafirliklerimde ev sahibi zorla israr ediyor:
-"Bu su böreğini senin için yaptım."
-"Eline sağlık çok da severim"
"Öyleyse biraz ye ne olursun, hatırım için. Senin için çok emek verdim." 
Kıramıyorum melül bakan gözleri, hatır için, hastanelik oluyorum.  Tansiyon 19-20'lere fırlıyor.
Ölümün kıyısına gidip geliyorsunuz o anlarda. Acilde doktorlar müdahale etmese bu durumda felç olmanız yüksek ihtimal. 
Bakacak kimseniz yoksa, vay halinize, ölene dek sürünür insan. 
Kolay mı, kıpırdamadan hep yatmak, başkalarının eline bakmak, hatta konuşamamak, dört duvar arasında yatağa bağımlı olmak. Özel ihtiyaçlarını bile kendin görememek, için için ağlatır insanı. 
Bu durumdaki bazı hastalar çekmektense, ölmeyi istiyor. Lakin vade dolmadan ölünmüyor. 
Yatan hastaya bakanlar bazen bıkarlar. Çünkü insanın eti, insana ağır gelir. Kaldıramaz uzun süre; o yüzden derler: "Yatana da zor, bakana da" diye. 
Hastalığı da, hastaya bakmanın zorluğunu da çeken bilir. İnanın öyle bir durumda dünyanın en güzel yerinde, şen şakrak insanlarla birlikte olsanız bile, mutlu olamaz, huzur bulamaz insan. 
Huzur sağlıkta.
 
Büyük bir hastalık geçirmeyenler, hayatta her şeyin boş olduğunu, dünyanın yalan olduğunu anlayamazlar. 
Evet, büyük hastalıklar, idrâk arttırır. Onun için belki bazı arifler "derdim derman imiş bana" demişlerdir.
Cihan padişahımız Kanuni Sultan Süleyman: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi.” diyerek sağlığın önemine dikkat çekmiş. 
Hasta yaşlanmak var, bir de sağlıklı yaş almak var. İkincisi tercih sebebimiz tabi. Ne yazık ki bunu hasta olmadan anlayamıyoruz.
 
Ayfer AYTAç