Basın Mesleği

Basın Mesleği
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 14 Ocak 2018 10:49

altBasın müessesesi, sahipleri açısından sektör, çalışanları açısından ise bir meslektir. Her meslek gibi basın mesleği de, çalışanları için bir işyeri, bir ekmek kapısı ve korunması gereken namustur.

Basın mesleği, yerine getirdiği işlev bakımından ve kamuoyunun hizmetinde olmasından dolayı seçkin bir yere sahiptir. Toplumda, haber iletişiminde ilk sıralarda yer alan bu müesseseye hemen her meslekten insan hem gıptayla, hem saygıyla bakmaktadır. Şüphesiz duyulan saygı, hizmetinde olunan toplum adınadır.

Basın mensuplarının en mukaddes görevi, doğru haber ve yorum ile devlet ve milletin yararına davranmaktır. Yazdıklarıyla eğitici, öğretici, ülkenin çağdaşlaşmasına, ilerlemesine katkıda bulunucu olmalıdır. Yani bir ülkenin tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi gibi kitapların en doğru ve en güvenilir öğreticisi ve kalıcılığını sağlayıcıları, kalemi sağlam gazeteciler olmalıdır. Basın mensubu vatansever olmak kadar, vazife sever de olmalıdır. (Günümüz basın çalışanlarına bunların ne kadarı öğretiliyor ve tatbik ettiriliyor, bunları ayrıca irdelemek gerekir.)

Basın mesleği bu kadar değerli ve seçkin yere sahip olduğuna göre, çalışanları da basının değerli birer elemanı olmalıdır. Bu seçkin müessesenin saygınlığını korumak ve en küçük olumsuz söz ettirmemek, çalışanlarına düşer. Böylesine büyük sorumluluğu taşıyanlar, şüphesiz halen çoğunluktadır.

Basın mensupları, katıldıkları ya da bulundukları toplantılarda kendilerinden bahsettirirken, “Sayın Basın” sözünden –kerhen- değil, gerçek saygınlıkla, samimiyetle ve ciddiyetle bahsettirmelidirler. Bunu başarabildiğimiz zaman topluma, basını ve kendimizi eleştirme fırsatı vermemiş oluruz. Dolayısıyla onurumuz zedelenmez. Hâl böyle olunca mesleğimizi daha bir şevkle yapar, ekmeğimizi hak etmiş olarak helalinden yemiş oluruz.

Bir şey daha; burada, ukalalık ettiğimiz düşünmezseniz ve bir gazetecilik dersi verdiğimi kabul etmezseniz, tamamen kendi düşüncem olan şu sözü etmek istiyorum. “ Türkiye’de ve dünyanın hiçbir yerinde büyük gazete ve ünlü gazeteci yoktur. Fakat iyi bir gazete ve iyi bir gazeteci her zaman, her yerde vardır. İyi bir gazeteci olmanın yolu da önce iyi bir insan olmaktan geçer.

Gazeteci Örnek Olmak Durumundadır

Toplumun tüm kesimlerini, tüm kurumlarını yeri geldikçe yorumluyoruz. Bu bazen güzel bir eleştiri sınırları içerisinde, bazen de tenkit biçiminde oluyor. Yorumlayıp eleştirdiğimiz kişi veya kurumlar bizi çoğu zaman haklı buluyorlar. Kimi zaman da eleştirmemizi eleştiriyorlar. Bunlar şayet haklı bir eleştiri sınırı içerisinde olursa mesele yok. Ancak, eleştiride kişisellik söz konusuysa veya amacının dışına çıkılıyorsa, işte bu yanlıştır. Bu yanlışlık her zaman tamire muhtaçtır.

Gazeteci, yazdığı yazılardan dolayı hep haklı olmak durumunda değildir. Gazeteci bazen bir saplantı içerisinde olabilir. O da insandır, hata yapabilir. Düşüncesini, fikriyatını tam manasıyla yorumlayamayabilir veya kasıtlı yorumlamayabilir de. Bütün mesele gazetecinin mesleki sorumluluk bilincinde olması, hatasını anlayabilmesi ve hatasında inatlaşmamasındadır. Gazeteci öncelikle Hâk taraflı olmak durumundadır. Ve halkın iyiliğine kalemini kullanmalıdır. Kendi menfaatlerini gözeten olmamalıdır.

Bazen gazeteci yorumunda ve eleştirisinde yüzde yüz haklıda olabilir. Ne var ki haklı olunan konu şayet bir memleket veya millet menfaatini, hatta kişinin itibarını zedeliyorsa, işte o noktada gazeteci geri adım atmasını ve kendinden ödün vermesini bilmelidir.

Gördüklerimden biliyorum. Bazen öyle oluyor ki, gazetecinin geri adım atması veya ödün vermesi şöyle dursun “Ben bunu kamuya duyuracağım, ortalığı ne biçim karıştıracağım” diye direniyor. Birilerine bilenenler yahut şakşak gözetenler böyle yapıyor… Bunların dışında meslek itibarını küçük düşürücü, zedeleyici ve mesleğe söz getirici davranışlara neden olunuyor. Bu çeşit gazetecilere ne yazık ki sıklıkla rastlıyoruz.

Aslında, gazeteciliği özümsemiş olan kişi, kendine ve mesleğine, hatta meslektaşlarına söz getirmemek suretiyle hem kendisinin, hem de mesleğinin itibarını korumuş olur.  

Ne var ki “Gazeteciyim, Basın Mesleğindenim” deyip de, gazetecilik mesleğinin nasıl olduğunu idrak edemeyen, dolayısıyla mesleği icra sırasında büyük gaflara sebebiyet veren gazetecicikler ile bu mesleği bilenlerden olup da gazetecilik mesleğinin itibarını zedeleyenleri, istenilen çizgide tutabilmek için zaman zaman kendimizi de yorumlamak ve eleştirmek zorunda kalıyoruz. Çünkü olumsuzluklardan son derece rahatsızlık duyuyoruz.

Gazeteci, sözüyle ve özüyle, davranışlarıyla ve hatta oturuşuyla ve kalkışıyla da toplumda örnek bir kişi olmak mecburiyetindedir. Gazetecilik mesleği, yapılan iş gereği, toplumun her kesimin de ve birçok kurumda saygın bir meslek olarak yerini almalıdır. Bu bakımdan gazeteci, her yerde ve her zaman o saygınlığa lâyık olmak gibi bir yükümlülüğün altındadır. Çünkü toplum gazeteciyi böyle bir çerçevenin içerisinde, kusursuz bir resim gibi görmek istemektedir. İşte bu kusursuzluğu resme yansıtacak olan da yine gazeteci olmalıdır.