Abdülhamid’le Aldatmak

Abdülhamid’le Aldatmak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 23 Aralık 2017 17:57

altTelevizyon ekranlarından duyduklarımızın, gördüklerimizin hiç biri anlatıldığı, filmlerle aktarıldığı gibi değildir. İnsan hayalinin sınırı yok, ilhamında buna itirazı yok. Dolayısıyla konuyu uzat uzattığınca, marifetin yettiğince…

Osmanlıyı meğer içerdeki satılmışlardan çok, saray içindeki aşk meşk olayları yıkmış. Dizilip izlediğimiz diziden böyle anlıyoruz. Hani şu bizim paralarımızla varlığını güçlendirip güce hizmet eden TRT de, Cuma akşamları izlediğimiz Payitaht Abdülhamid’de… Entrikalar, sarayda yalanlar, yasak aşklar, hünkârdan habersiz alavere, dalavereler. Düşmana bilerek bilmeyerek hizmet eden satılmış paşalar, menfaatçi maşalar, Yahudi’yi dost bilen şehzade kuzenleri; Müslümanlığa yakışmaz davranışlarda satılmaya hazır daha niceleri…

Koca sarayda bir tek fedai var, hem de kendisi bir tek hafiye… Kim kusur ediyor, o arayıp buluyor. Üzerine silahlardan kurşunlar yağıyor, o yine de nöbetçilerden gizlenip, aranılanı yakalayıp getiriyor. Vah Osmanlı ceddim, sen kendine böyle ne ettin? Candan, kandan torunların varmış ülkemde, lakin onlarda bu diziye danışmanlık yapmaktalarmış. İşi rezil edenlerle birliktelik kurup Abdülhamid’e ihanettir ettikleri… Kemikleri sızlıyordur Padişah Abdülhamid’in, ağaç kurdu addediyordur bu diziye müsaade verenleri…

Dünyanın masrafıyla ülke insanını kandırmalar, bir takım dikkat çekmeler, mesaj vermeler, oyalamalar, göz boyalamalar. Hadislerle,  atasözleriyle müsamere yapmak gibi… Başrol oyuncusu dışında nerde işsiz var, iş gücü sağlanmış. Küçük yaştaki kalfa kız bile şehzadeyi elde etmek için ne dolaplar döndürüyor. Güya niyeti saraya sultan olmakmış. Kafayı takmış, kapağı sağlama atmakmış. Bu uğurda ne entrika çeviriyor, hilenin sınırlarını zorluyor. Padişah karısı sultanı parmağında oynatıyor. Velhasıl karşısında paşası, maşası herkes aciz kalıyor. Çevirmediği dümen yok.

Şehzade diye giydirilen, rol verilen çapur çocuksa, bir başkasına âşık bellenirken, beyni oksijensiz kalıyor ve kalfanın oltasına takılıyor. Bu kızla alakalı anası sultan kadını bile karşısına alıyor, kafa tutuyor. Ana sultan çaresiz “Evladım diyor, o kız seni sevmiyor kullanıyor. “ Şehzade de niçin, ben sevilecek bir adam değil miyim” diye parlıyor. Onu bulacağını söylüyor. Hünkâr babasının yedi düvelle mücadelesi şehzadenin ve kızının nişanlısı paşanın umurunda bile değil. Zira o paşa devrik padişahın kızına âşık, hem padişah kızıyla nişanlı, hem ötekiyle oynaşmakta…

 Derken halk açken sultan kalfaya şehzadeyi bıraksın diye keselerce altın veriyor, bir de küçük kız var hünkârın küçük kızı diye gösteriliyor, belli o da arada geçiniyor. Onca şatafattan nasipleniyor. Kalfa denilen kız, zaten onun bakıcısı. Saraylardaki kötü prensesler gibi, o da kalfayı şehzadeyle buluşturmak için çalımlar yapıyor.

Devrik padişahın kızı çipil sarı âşık sultan; nice savaşlarda zaferler kazanmış bol rütbeli paşalara dahi aşkı için kafa tutuyor. Padişahın kız kardeşi, sultanların görümcesi, hala hanımla, güvenilmez adam paşa kocasının pasifliklerini konu bile etmek istemiyorum. Aman Yarabbi Osmanlı böyle idiyse,  böyle bittiyse ne yazık diyesim geliyor. Bunca insanımız bunlara inanıyorlar. Gayet güzel tasarlanmış Abdülhamid’le kandırma projesi diye addettiğim bu senaryo da tek beğendiğim sahne Tahsin Paşa’nın anasıyla olan anlamlı anlarıydı. Diyebilirim ki o maneviyat bizim yapımıza uyuyor. Neticede gerisinde millet münasipçe uyutuluyor. 

Yemen ellerinde yandık.

Sarıkamış dağlarında donduk.

Çanakkale de öldük.

Yine bitmedik.

Bitmeyeceğiz !..

Tarih boyunca vardık.

Hep olacağız. Yalanlara Kanmayacağız...