Kahve ile Portakal

Kahve ile Portakal
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 07 Şubat 2012 15:53

altSon haftalarda, halk pazarı ile mahallelerde, haftanın değişik günlerinde kurulan semt pazarlarında sebze ve meyve fiyatları çok düştü. Pazarda sulu sulu portakallar, limonlar, elmalar kilosu 1 liradan satışa sunulmuş, ancak bu güzelim meyvelerin yüzüne bile bakan yok. 

Pazaryerlerinde satıcı ve satılan ürün çok, pazarı gezen Ispartalı da çok, fakat satılanları alan pek fazla müşteri yok. Pazarın en pahalı sebzesi 1,5 liradan satılan kereviz. Ama insanlar adeta “biz kereviz yemeyiz” dercesine bu güzelim, sağlığa yararlı sebzenin yüzüne bile bakmıyorlar. Bazı alıcılarda çıtır çıtır salatalıkların, kıpkırmızı domateslerin, pırasaların 1 liralık fiyatlarını bile pahalı bularak “75 kuruşa olmaz mı” diye, satıcıyla sıkı pazarlığa girişiyorlar.

Fiyat kırdıramayınca da almaktan vazgeçerek başka tezgâhlara, başka satıcılarla pazarlığa yanaşıyorlar. İnsanlar, kış mevsiminde her aranılanı bulmanın mucizesinin tadını çıkarmaya varacağına; adeta köylünün bin bir meşakkatle ürettiği meyve ve sebzeleri almamak için bahane uyduruyorlar.

Pazaryerlerini dolaşıp gözlemlediklerimi aktarıyorum.
 
“Hayat pahalı, ekonomik kriz, alım gücü” falan filan gibi bahaneler üretenler için, söylemek istediğim bir iki cümlem olacak. İnanın sebep bu değil. Millet olarak gelişmekten ziyade değişime açık olduğumuzdan, Pazaryerlerinden alış veriş yapmak yerine market alış verişinin tercih edilmesinden kaynaklanan bir kesatlık bu. Dahası pazaryerlerine karşı alınan tavırla, bir çeşit fesatlık diyeceğim. Marketler hayatımıza gireli, insanlar vefakâr bakkallarını hemen rafa kaldırarak, onların raflarındaki ürünleri almaz olmuşlardı. 
 
Bakkallarımız birer birer gözümüzün önünden silinirken, bir kaçı ön yargılı yaklaşmadan sıcak tavırlarıyla insanlara hizmet etmeye devam etmeyi sürdürmeye gayret ediyorlarken; bu defa bakkalın yaşadığı sıkıntılar Pazaryerlerine sıçradı. İnsanların geneli pazaryeri alış verişlerini de, marketlerden yapıyorlar. Köylünün pazara getirdiği doğal ürünleri burunlayıp, marketlerdeki hormonlu gıdalara rağbet edenlerin sayılarında her geçen gün artış gözleniyor. Ülkemizdeki narenciyeyi burunlayıp yabancının nescafesini yudumluyoruz.Hani komşunun tavuğu kaz, gelini kız görünür misali.
 
Bu durum Pazar esnafını da endişelendiriyor. Köylü, ürettiğini satamaz hale gelince; köyünde yaşamayı anlamsız buluyor ve şehre göçmeyi daha akıllıca sanıyor. Bu durumda şehirde işsizlik oranı yükseliyor. Geçim sıkıntısı genele yayılıyor. İnsanları anlamak mümkün değil. Modern yaşamın getirisi, götürdüklerinden daha acıtıcı oluyor. Fakat bunların nedeni, yaşam süresince anlaşılmıyor. Neticede insana eziyeti, insanlar yine kendileri yapıyorlar. 
MARKETTEN KİLOSU 80 LİRAYA KAHVE ALIYORLAR
PAZARDAN KİLOSU 1 LİRAYA PORTAKAL ALMIYORLAR

Turkish coffee best cooking style colors, shapes, natural, natural elements, natural fibers, stagging, trade show, hospitality

Hiç paranız yokken, markete gidebilir misiniz? Ya paranız olacak cebinizde, ya da kredi kartınız cüzdanınızda bulunacak ki; ancak o şekil markete alış veriş için gidebilirsiniz, değil mi? Madem ekonomik kriz yaşıyoruz. Şehrimizde sayıları her geçen gün artan onca market, neden açılıyor dersiniz? Üstelik her market, her saat tıklım tıklım insan dolu görünüyor. Ailecek gelenler bile var. Hem birlikte olmanın, hem beraber alış veriş yapmanın tadını çıkarıyorlar bazı aileler. Bir çeşit vakit geçirme yeri haline dönüşmüş marketler, reyon aralarında gezinerek ürün çeşitlerini ve yenilikleri takip ediyorlar, bir yandan da ilgilerini çeken ürünleri satın alıyorlar. Her birinin eli poşet dolu olarak marketten ayrılıyor. 
 
İşte ben bunları gördükçe “Ekonomik sıkıntının yaşandığına inanmıyorum” desem, yalan söylememiş olurum. Kimse gücenmesin, ama ben gerçekten insanları anlayamaz hâllere büründüm. Marketlerde pazarlık yapma şansımız var mı? Bakkalımıza yaptığımız gibi, nazlanarak veresiye yazdırmamız mümkün mü? Asla böyle bir kolaylık verilmemiş müşteriye. Her üründe tek fiyat bulunuyor. Beğendiğini ‘gözüm arkada kalmasın’ gibisine bir şekil alıp çıkıyorsunuz. 
 
Pazaryerinden bir kilo portakal alamayan müşteri, marketten kilosu 60 liradan satılan kahveyi rahatlıkla alıp çıkıyor. Üstelik alınan üründe Türk altkahvesi değil. Yabancı bir markanın cafcaflı ambalajda sunumu, sizi tahrik ediyor. Televizyonların reklâm kuşakları da sizleri baştan çıkarmaya yetiyor. Beslenme düzenimizde bozulmuş hallerde. Portakal yemektense, kahve tüketiminin tercih edilmesi alternatif olmuş. Köylümün ürettiklerini pazaryerinde birinci elden satıyor olması, insanlara artık itici geliyor.
 
Pazaryerlerindeki bolluğun, bereketin, ucuzluğun kış mevsiminde görülmesi cezp edici bulunarak değerlendirilmesi gerekirken; insanlar lüks tüketimin ardına takılmış, koşturmaca gidiyor. Ekonomimiz dışa akıyor, kimse bunun farkında değil. Olanlarsa, umursamaz tavırlarda geziniyor. Ben ve benim gibilerin bu gidişata ‘dur’ demesi yetersiz kalıyor; ancak üzüldüğümüzle kalıyoruz.
 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Turkish coffee best cooking style colors, shapes, natural, natural elements, natural fibers, stagging, trade show, hospitality