Bu Gün Dünya Çocuk Hakları Günüymüş

Bu Gün Dünya Çocuk Hakları Günüymüş
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 20 Kasım 2017 17:23
ÇOCUK İŞÇİLER
Bugün, Dünya Çocuk Hakları Günü...Hakları Gözetilmeyen, Öğretilmeyen,
Bilinmeyen, Bildirilmeden büyüyen, Görmezden Gelinen Çocuklar...
Sadece Bu Gün İle Hatırlanmaya Çalışılan Çocuklarımız!..
altHer gün, her yerde görüyoruz onları... Hele şu ekonomik dar boğaza girilmesi konu edileliden beri sanki sayılarında büyük bir artış oldu. Sokakta yürürken dikkatli bakmanız gerekmiyor. Zira yanıbaşınızda bitiveriyorlar.
Bazen bir bankta oturuken tartısıyla yanımıza geldiği oluyor. Bazen işlek bir cadde de simit satarken, arabaların camlarını silme isteğiyle yola atlarken görüyoruz onları. Bazen de neredeyse kendi boyu kadar olan, boyacı sandığını taşırken karşılaşıyoruz onlarla.
Evet, çalışan daha doğrusu çalışmak zorunda bırakılan çocuklardan bahsediyorum. Onlar ki, daha çocukluklarını yaşamadan; büyüklerinin karışık ve zorlu dünyasında, büyüklerine katkıda bulunmak adına çalışma mücadelesi veriyorlar. Çocuk bedenlerinde geçim yükünü taşıyorlar.
Yaşıtları okula giderken ya da parkta, bahçede oynarken onlar ekmek parası peşinde koşuyorlar günboyu. Diğer çocuklara imrenen gözlerle bakıp "Keşke onun yerinde olsaydım. Benim de böyle güzel elbiselerim olsaydı. Babam daha çok kazansaydı da çalışmak zorunda kalmasaydım."deyip, kendi hayal dünyalarında yaşıyorlar keşkeleri... Elinden her şeyi alınsa da hangi güç kısıtlayabilir bir çocuğun hayal dünyasını?
Tamirhanede bir öyle paydosunda, yahut soğuk sokaklarda elinde kağıttan mendillerle bir köşede beklerken dalmıştır hayallerine. Oysa ki hem yakın, hem uzaktır düşlediklerine. Lakin ne yapsa uzanamz istediklerine.
Kendi gerçeğine döner bir süre sonra, ustası çağırmıştır onu "Hadi sallanma, arabanın bakımı yapılacak!" Bu bağırtı koparırır onu hayallerinden, gerçekle cebelleşir çocuk yüreğiyle yeniden, yeniden...
Çocuklarımız neden çalışır bu küçük yaşlarında? Evinde yaşanan geçim darlığı onu aile bütçesine destek amaçlı çalışmaya itmiştir örneğin. Onu evin nüfusuna zevki sefayla, güle oynaya davet eden ailesi, çocuk yaşına eriştiğinde "Küçük midene girecek lokmalar bize ağır geliyor, sen de çalışmak zorundasın" diyerek çalışmaya zorlamışlardır. Veya evde herkes çalışıyordur, anne- baba- kardeşler. Fakat kazandıkları kalabalık aileyi geçindirmeye yetmez. Küçük çocuğa "Sen de çalış, çalışmayana ekmek yok" demişlerdir. 
Öyle aileler var ki; evde herkes çalıştığı halde, evin bazı temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayabiliyorlar. O evde yaşayan çocuklar, kazandıkları üç kuruştan kısıp, televizyon reklamlarında gördikleri çikolatadan dahi alamıyorlar. Çünkü evlerine giren her kuruşun gidecek önemli bir yeri vardır mutlaka. Ev kiradır, ay dediğin göz açıp kapatana kadar dolar. Elektrik, su faturası ödenecektir. Evin ekmeği, katığı. Kışın odunu, kömürü kolay değildir denkleştirmesi. Hayat pahalılığı kalabalıklar ve dar gelirli aileler için zordur. Bu çocuklar eve bir şekil katkıda bulunduklarını, küçük bedenlerini yorarak kazandıkları paranın az çok bir gediği kapattığını bilirler. 
Ne yapsınlar, onların dar gelirli olmaları kaderleridir elbet, lakin geliri dar olan ailelerin iyi bakamayacakları çocukları dünyaya getirmeleri kaderleri değil, kederleridir. İstikbal veremeyeceklerini hanelerine katmama hakları vardır. Kendi zorluğuna, masumları ortak etmeme özgürlüğü bulunmaktadır. "Hayatın düzenli değilse, çoğalma kardeşim" denilmelidir. Üç çocuk, beş çocuk değil, iyi bakabileceğin kadar çocuk denilmelidir. Herkes üremelidir, diye bir kanun yoktur. Dinimizde evlilik teşvik edilir, ama illa evleneceksiniz, diye bir zorunluluk yoktur. Yüce Allah rızka kefildir amenna. Ama başka arzulara, isteklere kefil değildir. Her neyse bu konu derin, girdik mi çıkamayız.
Bir de zorla çalıştırılan çocuklarımız vardır ki, onların halini kimse bilmez. En basidinden, baba tembeldir. Yahut sebatsızdır, üç gün çalışsa beş gün yatar. Gayretli olmak yerine, çocuğunun getireceği ekmeği gözlemektedir. Kahvehane köşelerinde pinekleyen babaların bazılarının, çocuğunu okutmayıp çalıştırdığını çok görmüşüzdür. Bu ailelerin hiç mi içleri sızlamaz, yürekleri nasıl dayanır o küçücük bedenlerin büyük insanlar arasında yıpranmasına? Vicdanları sızlamaz, çünkü ana baba kendi tembelliğini, bilmezden gelip çocuğundan medet umar. Çocuğun getirdiği üç kuruşla yaşamaya alıştırırlar kendilerini. Böylelerine bir de belediyeler destek verir, onlar bu kadara razı gelir. Oysa gayert kuldan, destek Allah"tandır. 
Minik yürekli çocuklardan öyleleri var ki, anası babası çırak veriyor sanayide bir esnafa, gerektiğinde dayak yiyor çocuk ustasından. Anama, babama ekmek götüreceğim, düşüncesiyle eziyetlere sesini çıkarmıyor. İsyan edip kaçan, sokak aralarında yaşayanlarda yok değil elbet.Neticede dayakla ve horlanmayla, maddi manevi çileyle büyüyen çocuklar ya "afedersiniz, fırlama" diye tabir edilen, ipe sapa gelmez biri oluyor. Yada ezik, pusuk, silik bir kişilik olarak yaşamını zorluklar içinde idame ettiriyor. Aksi istisnalar çok azdır. Bu kadar suçlu niye var sanıyoruz, ihmalle büyüyen çocuklar, yetişkin olduklarında hayata tepkileri suç işlemeyle oluyor bence...
Netice: Ülkemizde bir yanda savuranlar, bir yanda yoksulluktan kavrulanlar, olduğu müddetçe pek çok çocuk bu çarkta öğütülen olmaya devam edecektir. Yılda bir kez çocuk haklarını konuşmak bir şey ifade etmiyor.Kalıcı, yaptırımcı, paylaşımcı çözümler üretmeliyiz. Ekonomik sıkıntıları çocukların cılız bedenlerine yansıtmamalıyız. O masumların bunu hak etmedikleri bir gerçektir. İnsan olarak kimse fakirlik içinde boğuşmayı hak etmez, etmiyor. 
Parası olan savurmazsa, olmayana da ferahlığı yansır diye düşünüyorum.Toplum olarak çocuklarımıza karşı sevginin yanı sıra eğitim, koruma ve kollama görevlerimizin de olduğunu düşünmeli ve eyleme geçirmeliyiz.
Ayfer AYTAÇ- ayferaytac.com