DOMATESİM DOĞDU

DOMATESİM DOĞDU
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 15 Ekim 2017 10:39

BİRAZ BODUR AMA

SAKSIDA OLAN BUDUR

altBEN ARTIK BİR DOMATES YETİŞTİRİCİSİYİM. ÇİFTÇİ GAZETECİ DE DİYEBİLİRSİNİZ...

Yoktan var olan bir canı her anıyla yakından görmek müthiş bir his, detaylarını anlatmakta aciz kalınabilir. Görmeyi beklemiyordum doğrusu, özellikle serin sonbahar günlerinde... Neler demeliyim bilemiyorum. 

HARİKA, MUHTEŞEM...

Ilık eylül ayının ilk günleriydi. Yok, galiba geçtiğimiz ağustos ayının sonlarıydı. Güneşin ışıklarının ısısı kemiklerimizin ısınmasına yetersiz kalmaya başlamıştı. Kısacası yazın güzel görünen her şey durgun halleriyle güzün habercisi gibiydi. Cam balkonumda son sıcaklardan iyice nasiplenmek arzusuyla, sabah kahvaltımı bile solgun güneşin bağrına yayılarak yapar olmuştum.Kahvaltı soframda tarlaların son kalıntılarından toplanıp pazara getirilmiş, kızarmakta aciz kalmış domatesim de bulunuyordu. Lezzetiyle çok güzel bulduğum domatesin tabağımda kalan çekirdeklerini, (Belki yerimden kalkmaya üşendiğimden) cam balkonun dışına konulmuş kuru topraklı saksıya dökerek, soframı toparladım. Sonra aklıma geldikçe, bu saksıya ara sıra bir bardak su döktüm. Bir süre sonra bardakla dökülen suların etkisiyle, dar alanda sıkışıp kalmış toprağın karnından bir yeşillik baş göstermeye başladı.

Çocukluğuma dönmek gibi sanki, çoşkulu bir heyecana kapıldım. "Belki bir ottur" dedim ilkin. "Olsun, canlanmış dikkat etmek lazım." Düşüncesiyle özenle bu yeşilliği hiç aksatmadan sulamaya devam ettim. Sonra ne mi oldu?Bir nevi geri dönüşüm oldu. Çöp torbası yerine toprağa serptiğim çekirdekler, yeniden hayat buldu.

O ot sandığım bitki büyüdü, yemyeşil yapraklandı. Yapraklarını mis gibi kokular sardı. Daha sonra o yapraklar arasından bazı dallar çiçek açtı. Sarı minik çiçeklere gözüm gibi bakar oldum.  Her bir yaprağı, dalı, çocuk gibi okşadım, tek tek ilgilendim. Çok güzel görünüyorlardı. Onlarla her sabah konuşur oldum. Konuştukça canlanır olduklarını gördüm.

Kendi evinde bir bitki yetiştirmek, çocuğunu yetiştirmek kadar zor olmasa da, eşsiz bir şey. Kendi elinle,emeğinle bir üretim yapmış oluyorsun. Bir var oluşa, lezzetin doğuşuna katkıda bulunuyorsun. Bu çok güzel bir duygu... Bu öylesine bir şey değil, çok özeldi. Yüce Rabbim benim evime, benim elimi vesile ederek bir can bahşetmişti. Evet bu canlı bir bitkiydi. Güneşin görünmesiyle ve günde verdiğim bir bardak suyla büyüyordu. Günden güne oluşumunu, değişimini görüyordum. Sıra dışı bir ayrıcalık bu, bayılıyordum seyrine...

Sarı çiçekler kurumaya yüz tutarken bir an üzüntüye kapıldım. bakamadım, ilgisiz bıraktım sandım. Sonrasında o büzüşen sarı çiçeklerin ardından önce toplu iğne başı kadar, sonrasında küçük fındık kadar bir yeşillik oluştu ve o yeşillik büyüdükçe, öğle vakti güneşine baktıkça kızardı, domates haline döndü. Her safhasında heyecanlandım, mutlu oldum. Üretici olmak zor, ama çok  harika... Bir şeyi yapmazsanız, başaramazsınız. Bunun ne demek olduğunu iyi anladım.Ben bundan sonra hep bir şeyler, ama güzel şeyler yapanlardan olacağım. Çok mutluyum, bir eylem yaptım. Benim evimde, dar bir saksı içinde bir canlı oluştu. Sonrasında çoğaldı, salkım üzerine dizili kıpkırmızı domatesler oldu.Parasız, pulsuz, sevgi ve ilgiyle toprağın altından çıkan bir candı. Adını sevgi koydum, göbek adı da mucize oldu...