YAZ GÜNLERİ VE İNŞAAT İŞÇİLERİ

Mübarek Ramazan ayının yaklaşmasıyla pazarda sebze ve meyve fiyatlarının etiketleri suni sebeplerle değişiverdi. Pazarlarda adeta Ramazan fırsatçılığı uygulaması başladı. Daha yaklaşık iki hafta varken, şimdiden Mübarek Ramazan ayının sömürüsü yapılıyor.

Pazarcı vatandaşların bu uygulaması ile mensubu olduğumuz İslam dini arasında büyük bir çelişki var. Nasıl bir çelişki diyenlere, çelişki şu: her fırsatta (Müslüman’ız) diyoruz… Elhamdülillah pek çoğumuz bu bir ay süresince oruçta tutuyoruz, ne yazık, daha Ramazan ayı girmeden fiyatları iki katına çıkarıyoruz. Pazarda en ucuz sebzenin 50 kuruşluk fiyatıyla kabak olduğunu gördüm. Bu sebepten güzelim kabak sebzesine "Pazarın fukarası," dedim. Ucuz olduğundan yüzüne bakan yok. Kabak da olsan nadir olacaksın, namını duyuracaksın; kasılıp salınacaksın ki ilgi çekesin. "Bu laf sebzeler üzerine pek münasip olmadı sanırım. İnsana yönelik mi kullanmalı? Ne amaçla kullanırsanız artık, o bölümü size bırakayım...

Devamını oku...

YAZ GÜNLERİ VE İNŞAAT İŞÇİLERİ
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ağustos 2017 09:15

Onlar inşaat işçileri, sıcağın tüm bedeni sarmaladığı öğle saatlerinde bile harıl harıl bina yapıyorlar.

Yaz mevsimi onların mesleği açısından aynı zamanda inşaat işlerinin yoğun olduğu zamanlar demek.

6 aylık bu sürede arı gibi çalışacaklar ki, kışın karınca misali yazdan kalan, dişten artırılanla biraz rahat yaşasınlar.

altİnşaatta çalışanların pek çoğu doğru dürüst gıda da almıyorlar. Gazete üzerine yayılı sofrada salatalık, domates, belki karpuz, yahut çayın yanında bolca ekmekle karınlarını doyuruyorlar. Doğrusu hep birlikte toplanıp tıkınmaya talim ediyorlar.Yani karın doldurmaya yönelik beslenmeleriyle sıcağa adapta olamıyorlar. Vücutlarının bakımına zaman tanıyamıyorlar. Sebebi; işten değil, dişten artırabilmek. Yaz günlerinde ne kadar kazanırsa, kışın soğuğunda o kadar rahat edecekler; varsa borçları, ödeyecekler. Dolayısıyla inşaat mevsiminde doğru gıda almaktan ziyade, çok çalışıp emeğinin karşılığından alınandan, birikim yapabilme düşüncesinde olmalarından. Hayatla mücadele kolay değildir. Ekmek aslanın ağzından midesine yayılmakta, hastalık bazen ummadık anda karşıya çıkmakta. Malum, ülkemizde işsiz çok. Gayretliye bile aramazsa iş yok…

Onlar sabahın erken saatlerinden, akşamın geç saatlerine kadar sürekli beden güçleriyle çalıştıklarından; dinlenme adına âtıl olmak ne demek bilmiyorlar. Bacakları mı ağrıyor, kollarını mı, hissetmiyorlar. Ne gam, yaşam kalitelerini önemsemiyorlar. Kendilerinin oturamayacakları binaları birbiri üstüne yapıyorlar. Ellerinde malalar, kucaklarında tuğlalar, hep yukarı doğru bakıyorlar.

Onlar için her iş günü kutsal, Ekmeklerini taştan çıkaran, çalışmanın da bir ibadet olduğunu, rızkının peşinden gidilmesi gerektiğini bilen insanlar onlar. İçinde oturduğumuz evleri yapan, emeklerine şükürler katan, ekmeği karşılığında gerçek alın teri döken el sanatları ustası onlar…

İNŞAAT İŞİNDE BÜTÜN MESELE DÜRÜSTLÜKTE

MALZEMEDEN ÇALMAZSAN EV SAĞLAM OLUR


altBir ev temelden çatıya var olurken, pek çok değişik iş kolunda erbap gelip geçiyor içinden. Kalıpçısı, olukçusu, elektrik tesisatını döşeyeni, su tesisatı döşeyeni, sıvacısı, boyacısı, betoncusu, demircisi, telcisi, çivicisi. Ve bunlardan önce illa amelesi ve duvar ustası…. Temelden tavana herkes işini biliyor ve işin ustası sırası geldikçe inşaata girip işinin gereğini yapıyor. Onlar çalışırlarken de başlarında bir bekleyenleri oluyor. Daha doğrusu gözetleyenleri, inşaatın ve çalışanların eksiği gediği varsa temin edeni. Onun sıfatı da ‘taşeron’ oluyor.  Taşeron bina işini alan, yapımını üstlenen müteahhit in sağ kolu.  Yani müteahhit in işinin bir bölümünü yaptırmayı üstlenmiş kişi, müteahhitten sonraki ikinci üstenci. Sorumluluğu önemli. İşçilerin çalışmalarını denetliyor, aynı zamanda inşaatı ve müteahhidi de denetliyor. İşini doğru yapıyor mu, para kazanmak için yaptırdığı evler sağlam oluyor mu, diye. Nitekim inşaat bitip de oturulur ev haline dönüştüğünde içinde onlarca canı barındıracak…

Bizim bölgenin zemini deprem riski taşıyor, dolayısıyla evlerin çok sağlam temeller üzerine oturması gerekiyor. Bu yüzden de çimento ve çelikten ne kadar gerekiyorsa o kadar kullanmalı. Yaptım, sattım. Sonra da parasını alıp kaçtım olmamalı evler. Bunu tam elli yıldır inşaat işleriyle uğraşan Zeki Kurnaz’da aynen böyle söylüyor.

Pek çok inşaatın, son yıllarda sıklıkla yapılan nice lüks dairelerin inşaatında taşeronluk yapan Zeki Kurnaz, bütün gün çalışanların başında gözetleme memurluğu yapıyor.

-“Malzemeyi bol kullanın abem, arkamızdan küfür değil, dua alalım” sözlerini sık sık tekrarlayarak. “Binayı ayakta tutan temelidir, temeli ne kadar çelik ve betonla sağlamlaştırırsan, bina o kadar uzun yıl ayakta durur. Tıpkı insan gibi düşünelim. İyi beslenen insan dinç olarak uzun yıllar yaşıyor. Garibansa, karnı iyi doyurulmamışsa  gencecikken göçüyor” diye misal veriyor.. “Bu zamanın insanları banka kredisiyle kolay ev sahibi olabiliyor. Hele karı koca çalışansa, birinin kazancı evin öte berisi için, ötekinin ki borçların ödemesine ayrılıp problemsiz yaşanabiliyor” diyor. Zeki usta, sonrasında şöyle söylüyor. “Süper lüks ve son teknoloji donanımlı, üç kat ısı yalıtımlı, konforlu evlerde oturacak şanslı kimseler, on şiddetinde depreme karşı dayanıklı şekilde yapılan kontrollü konutlarda gönül rahatlığı içinde, dünyada kaldıkları müddetçe huzurla yaşayacaklar. Bizlerin ömrü harap ahşap evlerde geçti. Tuvaleti, çeşmesi bahçelik yerlerde  olan evlerimizde analarımız konforun ne olduğunu öğrenemeden çilekeş yaşayıp şükrederek göçtü. Şimdi inşaat işinde çalışan amele dahi lüksü, binanın yapım aşamasında görebiliyor. Kimsenin artık bilmediği yok, bir sürü insan lükse ulaşmak için ahşap evlerini mütahhitlere veriveriyor. İnşaat ne kadar çok olursa, bizim işler de o kadar var olur. Kazanılanlar tüketime, dolayısıyla ülke ekonomisine yansır” diyerek gidişattan memnuniyetini belirtiyor.

Dedik ya onların işleri soğuklar gelinceye kadar. Kış yüzünü gösterdiği zaman onların yüzleri inşaata ters dönmüş oluyor.  Çünkü soğuk havalarda hem açıkta, çok katlı bina üzerinde çalışmak zor, hem de inşaatın betonu kurumuyor. Dolayısıyla bahar ayları ve yaz mevsimi aynı zamanda inşaat mevsimi oluyor.

İNŞAAT İŞİ OKULDA ÖĞRENİLMEZ

Hayatının elli senesi inşaatlarda geçmiş olan ve bugün 65 yaşında olmasına rağmen halen taşeronluk yapan Zeki Kurnaz’a “ Siz bir mühendis gibi inşaatın her şeyiyle ilgilisiniz” bu kadar bilgiyi nerden öğrendiniz” diyorum. O da bana “12 yaşımdan beri inşaatlarda çalışıyorum. Önce amelelik, sonra ustalık, sonra da müteahhitlik yaptım. Bu işler okulda öğrenilmez. Bir inşaat mühendisi bilmez benim bildiğimi” diyor. Şaşırıyorum. Ve aklıma takılanı kendisine de soruyorum. “Türkiye’de Siyasi Bilimler Akademisi var. Ama siyasilerin çoğu o okulun nerede olduğunu ve nasıl bir eğitim verdiğini bilmezler. Siyasetçilerimizin çoğu da zaten yüksek öğrenim yapmamışlardan oluşuyor. Ve yine Türkiye’de pek çok İnşaat Mühendisliği Fakülteleri var, fakat inşaat müteahhitleri genelde bu okulu hiç görmemiş kişilerden oluşuyor, bu tezatlara siz ne diyorsunuz?”

Zeki Kurnaz gerçektende soyadı gibi kurnaz bir adam, sorumu cevaplamadan önce hemen hazır cevaplık yapıp “Türkiye’de gazetecilik yüksek okulları da var. Ama o okula gidenler senin kadar gazeteciliği bilmezler. Sen o okullara gittin de mi gazeteci oldun,”  diyor. “Tabi ki hayır, ben alaylıyım. Ama benim mesleğim Allah vergisi yeteneğe ve mesleğin eskilerini iyi bir gözlemlemeye dayanıyor” dedim.

-“Hah” dedi ve ekledi. “Bizim işlerde küçüklükten, işin ehli insanlardan bizzat çıraklıktan öğrenilerek yapılıyor. Okullarda ne öğretiliyor, kitaplarda yazılan. Kitapta her şey kolaydır. Ezberler diplomayı alırsın, ama sonra bildiklerini unutuyorlar. Bence bir mühendis şantiye şefliği yapmadan, mühendisim diye gezinmemeli. İnşaatta çalışıp tatbikat yapa yapa inşaatı öğrenecek. Diploma dediğin kâğıt parçası, kitabı ezberleyene veriliyor. Ama ezberden iş yapmaya kalkışana, onlarca canın oturacağı inşaatlar teslim edilmemeli.”

Gençlerin başladıkları işleri iyi öğrenmelerini ve sebat etmelerini öğütleyen Zeki Kurnaz, başarının anahtarı dikkat ve sabır da gizlidir, o anahtarı eline geçirebilense hiç işsiz kalmaz geçim sıkıntısı yaşamaz” dedi.

Zeki Kurnaz’ın aslen Afyon ilinden olduğunu Isparta’ya iş için geldiğini ve işi edinmeyi başarınca buraya yerleştiğini söylemiştik. Kısaca, 50 yıl öncesi Isparta’yla bugünün Isparta’sını kıyaslamasını söylemiştik. Kendisi, “ O  50 yıllık süreyi anlatsam roman olur” diyerek cevap verdi. Bizde bu romanı önce dinleyelim sonra yazalım, diyerek başka günlere erteledik. Yaz sıcakları bir geçsin, inşaat işleri biraz hafiflesin hele, Allah’ın izniyle bu roman okurlarla mutlak paylaşılacak…

 
 

Turkish Arabic English