AK AMET

 

Azerî asıllı İranlı şâir Nizâmî-i Gencevî'nin meşhûr aşk temalı mesnevîsi olan Husrev u Şirin'den bir sayfa ile başlıyorum. 

Aşağıda parantez içindeki (ân) hattatın vezni dikkate almadan yazmasından dolayı işâret edildi.

 
Mefâîlun Mefâîlun Feûlun
 
ز دستش رفت آن تمسال بر باد
درون قصر آن گلچهره افتاد
 
چو آن كاغز ز دست او برون شد
بقصر آن آفت جان هم درون شد
 
بگشت استاد چابك دست غمگین
رقم زد از خیال آن نقش شیرین
 
Devamını oku...

AK AMET
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ağustos 2017 07:17

altÇok geçmiş yıllarda Ispartalı çocuklar halı tezgâhlarından çıkan kirkit sesleriyle büyüdüler. Oğullar analarının, bacılarının el emeği olan halılardan kazanılan paralarla okudular, askere gittiler, evlendiler. Kızlar çeyizlerini halı dokumaktan kazandıklarıyla düzdüler. Ispartalı aileler sofralarına yine halıcılık sayesinde elde ettikleri gelirle ekmek, etli yemek koydular. Halıcılık vesilesiyle Ispartalının cepleri hiçbir zaman parasız kalmadı. Hiçbir Ispartalı darda kalıp valilik kapısında sosyal yardım almak için ağlamadı. Siyasilerden yakacak yardımı ummadı. Kimse hiç kimseye muhtaç değildi. Çünkü hemen her evde halı dokunuyordu. Yahut halının bir dalıyla meşgul olunuyordu. Zira iplik fabrikaları, halı satış mağazaları, halı pazarları işsiz insan bırakmıyordu.

Isparta halısı kalitesiyle dünyaca ünlüydü. Isparta (Halılar ve Güller Diyarı) olarak tüm dünyaca bilinirdi. Evin reisi konumundaki erkeklerden memuriyet gibi başka işler de yapanlar vardı, ama halıcılık yapanlar (Halı atölyesi işletenler ve halı alıp satanlar) daha zengin, daha itibarlı insanlardı.

O yıllarda başka iş yapanlardan biriydi Akamet. Onun evinde de kadını, kızı halı dokurdu. Lakin o, yine sermayesi halıdan sağlanan parayla Isparta’da daha önce olmamış bir işi meslek edinmişti. Bu sebeple adının önüne mesleği eklenmişti.

Asıl ismi Ahmet’ti. Soyadı neydi? Geçmişimden geçemedi, hatırlayamadım. Hakkında bir araştırma yapamadım. Çocukluk anılarımdan anımsadığım kadarıyla Isparta’da ak gazozlar üreten ilk insan olarak nam salmıştı. Ve evinin hanayında üretip küçük şişelere doldurduğu gazozlara (Akamed’in Gazozları) denirdi. Gazozunun adı neydi, gazozu ak gösteren şişelerin üzerinde ne yazılıydı? Onu da bilmiyorum. Her neydiyse umurumda da değil. Dörtlü, beşli yaşlarımı niye zorlayayım. Öğrenmek isteyene tarif yetersizdir, zira o güzelim çeşniyi tatmak gerekirdi. Ancak ben gazozcu Akamet ve Akamet’in gazozları denilmesinin meşhurluğunu bugün bile hatırlıyorum.

Çocukluğumun geçtiği Gazikemal Mahallesi’nde gazozcu Akamet’in yaptığı gazozların rayihası hala yaşar anılarımda. Hemen her soframızın vazgeçilmez içeceğiydi. Hoşafın yerini almış olması, ayrı bir bilmeceydi.

Akamet’in yaptığı gazozlar bilhassa yaz aylarında Davras Dağı’ndan elde edilmiş buzlarla serinletilirdi. Uzun yaz günlerinde sıcağın başını alıp gittiği gündüzlerimizin serinlik kaynağı ve de yazlık sinemaların tek eğlenceliğiydi. Gözler beyaz perdeden yansıyan dramayla nemlenirken, damaklarda Akamet gazozlarıyla şenlenirdi. O zamanlar Isparta’da iki yazlık bahçe sineması vardı. Birisi hastane caddesinde Emek Sineması, öteki de Şehir Sinemasının yazlığıydı. Şimdiki Telekom Müdürlüğü’nün arka sokağında…

Etrafı beleş seyretmek isteyenlere karşı tedbir, yüksek duvarlarla çevrili bu iki bahçe sinemasında birbiri ardına dizili tahta sandalyeleri ailecek dolduran Ispartalılar bir suarede iki film izleme imkanına sahiptiler. Beyaz perdeden yansıyan Türk filmleri, genellikle fakir zengin aşkı üzerine yapılmış olduğundan, dramatikliğinden şoklanmamanın  çaresi yok sanılır, içlerdeki alevlenmiş hislerin yangını Akamet’in gazozları sağanak halinde ağızlara boca edilerek söndürülmeye çalışılırdı. Boşaltılmış şişeler sandalyelerin altlarına doğru el yordamıyla sürülür, çişi gelmiş erkek çocuklar sızlandıklarında bu şişeler içine pipilerini sokarak işerler, sonra şişeler tekrar sandalye altlarına bırakılırdı. Film bitimi sinema salonu boşalınca görevlilerce toplanan şişeler, tekrardan Akamet’in gazoz üretim merkezine gönderilirdi. Akamet’in yaptığı gazozlar, acaba şişelerdeki çiş tortusundan mı lezzetli oluyordu ve sıklıkla tercih sebebiydi bilinemiyordu. Çünkü gazozlarının içerik sırrı sadece üreticinin kendinde saklıydı.

Akamet’in evi Gazikemal Mahallesi’ndeydi. Bizim ata ocağının bir sokak arkasında olsa da Akamet yakın komşumuz sayılırdı. Mütevazı, ahşap bir evi vardı. Bu evin hanaya açılan odalarından birini gazoz imalathanesi olarak kullanırdı Akamet. Mahallenin kız çocukları ebeveynlerince kapı önünden ayrılmama yasağı konulduğundan, çok merak etseler de imalathaneye gidip gazozlar nasıl yapılıyor, ne şekil şişeleniyor görme şansına zorlansalar da ulaşamazlardı. Erkek çocukları sınırlı özgürlükleri içinde, mahalle çevresinden topladıkları boş gazoz şişelerini, tanesi on kuruştan Akamet’e geri satarlardı. Kazandıkları paraylada, içinden artist resmi çıkan cikletlerden alırlar, bunlarla tek mi, çift mi sorusuyla oyun kurarlardı. Eldeki artist kağıtlarının tek veya çift olduğuna dair doğru cevap vermiş olan, ödül olarak Akamet’in gazozunu içme hakkı kazanırdı.

Akamet, gazozlarının şişesini 25 kuruştan satardı. Sürümden de iyi para kazanıyor olmalıydı ki, uzun yıllar evinden çıkmadan üretime ve satışına devam etti. O tek başına bir imalatçı, dağıtıcı ve tanıtıcı olarak tam bir sektördü. 60’lı yıllarda kolalara yenik düştü. Sonra o da yeniliğe çabuk uyum sağlayan, dünü çok kolay unutan insanlara küstü. Sonrasında gazozuda kendiside unutulmuşlara karıştı.

Bir rivayete göre Akamet’e sarışın olduğu için (Ak) lakabı takıldığı ve bu lakabın gazozuyla özdeşleştiği söylenirdi. Onun siması ve gazozları benim için, mahallemle birlikte çocukluk anılarımda kaldı. Ne güzeldi Davras Dağı karıyla soğutulmuş gazoz tadındaki çocukluğum… Ayfer AYTAÇ

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
 

Turkish Arabic English