62. YILIMDAYIM

BEŞERİ ADALET VAR MIDIR, DOĞRU OLARAK UYGULANIR MI?

BURASI DÜNYA, NE YAPARSAN YAP YENGEÇ DÜZ YÜRÜMEZ.

"Doğruyu savunanlar ölür, ama doğrular asla ölmez! Bu yüzden gücün değil, Hakk’ın yanında olun."

  Dün gündüz vakitlerinde telefonum çaldı, açtım. Kulağıma gelen genç bir hanım sesi “Ayfer hanım sizi valilikten arıyorum. Bir şikâyetiniz üzerine müfettiş bey geldiler, soruşturma yapıyorlar. Sizinle de görüşmek isterler” dedi. Duyduklarıma inanamadım, bu doğru olabilir miydi? Niye şaşırmıştım ki, müfettiş gelmesi şikâyetimin ciddiye alındığını ve beşeri adaletin uygulanacağının müjdecisi değildi ki. Niye mi böyle dedim?

  Ben daha öncede başka konularda iki kez soruşturmayla görevli müfettiş gelmesine vesile olmuştum. Ancak hakkında şikâyetçi olduğum kişilerce müfettişin “Aman efendim” yağlamalarıyla karşılanmasına, üç öğün ziyafetlerle ağırlanmasına ve halinden memnun bir şekilde, uğurlanmasına şahit olmuştum. Yani nihayeti bulunmamıştı. Bu gelen müfettişin de farklı olacağını sanmam yanlış olabilirdi.

  Bu gelen müfettiş doğru insan, görevinde hakkaniyetli memur olabilir miydi? Ya değilse? Acaba kimin maşasıydı? Temkinli mi olmam gerekirdi? Yoksa şüphe duymadan güvenmem mi? Bu içimi kemiren cümlelerim Müslümanca bir fikrin üretimi değildi şüphesiz. Karşımdakilerine güvenmeyi bir kez daha denemem gerekiyordu. Daha önceleri hüsrana uğramam beni yanıltmamalıydı. Herkes aynı olacak, diye bir şey mümkün değildi, çünkü Rabbim her şeyi aynı yaratmamış her canlıdan çeşit çeşit, farklı farklı olduğuna göre, vicdanlarda bu farktan nasibini almış olmalıydı.

  Ama yine de içimden bir ses uyarıcı nidalar ediyordu. "Ayfer sen makam sahibi değilsin, maddi güç sahibi değilsin, ÜNün yok, dolu dolu UNun yok. Oyuna getirilebilirsin. Güç sahibi olsan, onlarca avukat tutacak imkânın bulunsa herkes sana farklı yaklaşırdı. Şimdi gariban bir Allah kulusun. Haddini aşma, halince yaşa, kötülükler gelmesin başa." İçimden geçen bu sesin etkisiyle valilikteki hanıma edebim çerçevesinde teşekkür ettim ve "Şu an gelmem mümkün değil" dedim. Bunun nedeni; daha önce balıklama atladığım, güvendiğim pek çok durumdan daha bir yaralanmış olarak çıkmamdandı... Telefon görüşmesinin sonuçlanmasının ardından ne kadar  bir süre geçti bilmiyorum. Apartmanımda bir gürültü bir patırdı, bir feryat figan çığırtganlığı... Merakıma cevap arar dururken kapım yıkılacak gibi çalındı; telaşla fırlayıp kapıya yönelirken "Kim o, "diye seslenmeyi de ihmal etmedim. Tok ve gür bir ses sorumu hemen cevapladı "Polis! Aç kapıyı!"

  "Hayrola, ne ola ki?" Emre itaat edip derhal kapıyı açtım ve şaşkına döndüm. karşımda, hiç abartmıyorum, kadın erkek karışık en az on polis. Katı bakışlar, kaş çatışlar bana yönelmiş durumda, sıfatımı görür görmez sordukları soru şu: "Ayfer Aytaç sen misin? "Korkuya kapılmış kedi yavrusunun miyavlaması gibi titrek sesle "Evett" diyorum. bana nefesi en yakın olan polis,  ses tonunu inceltmeden "Ben falanca amirim, derhal bizimle geliyorsun"dedi.

  Onca sene gazetecilik yapmış olan ben, pek çok polisle birebir olaylara ve soruşturmalara katılmış biri olarak şimdi niçin ürpertiyle titriyordum, bu korkum nedendi? Kendimi Amerika'nın Teksas eyaletinde mafya lideri gibi hissettim. Polis çemberinde daralmış ve sert bakışlardan çok ürkmüş olmalıydım ki adeta dilim tutulmuştu. Onların kapıma gelme nedenini, beni götürmeye yönelik sebeplerini soramıyordum. Apartman komşularımında merdivenlere dizilip "Vah, tüh" inlemeleriyle bana bakışlarını o ara görüverdim. Ne ara polisi görüp merakla katıma doluştular aklım almıyordu. Kimi, beni zavallı gibi görüp acıma hissiyle bakıyor, kiminin yüzünde şeytani gülümsemesi bakışlarını benden kaçırıyor. "Acaba ben hangi suça karışmıştım da böyle bir muameleye maruz kalıyordum?

  O an bir mucize oldu sanki, kadın polislerden biri telsizle bana ulaşıldığını üstlerine bildirmiş, üstleri ne dediyse artık, hemen bana emir veren amirle yakın nefesimiz arasına giriyor. Ve "Amirim Ayfer Hanım kendi müsait olduğunda valiliğe gidebilecek" diyor. Sonra katı yüzler bir anda yerini tebessüme bırakıyor ve bana emreden amir bu defa benden çok küçük görünüyor olmasına rağmen babacan tavır takınarak "Ayfer hanım kusura bakmayın biz emir kuluyuz valilikten aradılar, Ankara'dan başmüfettiş gelmiş, sizinle görüşmek isterler. Sanırım sizi aramışlar, hemen gelirim dememişsiniz, mesele neydi abla?"

  Polisin son sorusu ilginçti, "Mesele neydi, bu soruya vereceğim cevap komşularımı da ikna edip kapımdan uzaklaştırabilirdi. Üstün körü anlatmaya çalıştım. Belediye başkanlarının haklarında şikâyetçi olmuştum, yüklü su sorunu iftirası yıkmışlardı başıma, "dedim. Polisler mağduriyetime hayıflanıp, verdikleri rahatsızlıktan dolayı "kusura bakma abla" diyerek görevlerini en iyi şekilde yapmış olmanın şevkiyle kapımdan uzaklaşırlarken, olayı tam anlamamış olan komşularımdan bazıları polisin önüne geçip asansör kapısında suçlu muyum, neyim, anlamaya çabalıyorlardı. Polisleri bende misafir uğurlar gibi, geldikleri için teşekkür edip, görevlerinde başarılar dileyerek tebessümlü bir sıfatla uğurladım. Fakat kapımı kapatıp ardına sığındıktan sonra korkumu bir süre üzerimden atamadım. Allah muhafaza etsin, suçlu duruma düşürmesin Mevlâm, gerçekten hiç hoş bir vaziyet değil, o anların hislerini anlatması zor. 

  Kısaca şikâyet konularıma değineceğim, beşeri adalet var mı yok mu belirtmek adına…Beni yakından tanıyanlar bilir, haksızlığa zerre tahammülüm yoktur.

  Geçmiş yıllarda yerel televizyonda uzun süreli ve soluksuz haber müdürü, programcı ve muhabir olarak koştururken kameraman arkadaşımın ve benim sigortalarımızın olmadığını anladık. Çalışma Bakanlığına ve SSK Genel müdürlüğüne halimizi belirtir bir dilekçeyle başvuruda bulunduk. Yardımcı olunmasını istedik. Bakanlık dilekçemizi önemsemiş ve soruşturma için bir müfettiş göndermiş, müfettiş daha televizyona gelmeden geleceği valilikçe televizyon yönetimine bildirilmiş. Televizyonda yönetimce müfettişi karşılama ve ağırlama programı yapıldı. Şehrimin meşhur tandır kebabı bile verdiği reklamlarla televizyonun destekleyici olan kebapçıdan masalar dolusu donatılıp müfettişin midesine doldurulması sağlandı. Sonra da, müfettiş efendi geldiğinden daha memnun bir yüz ifadesiyle, bizi görme tenezzülünde bile bulunmadan televizyondan ayrıldı. Arkasından el sallayan patronlar, personele dönüp “Bir daha boyunuzdan büyük işe kalkışmayın, kapının önüne konulmayın” tehdidi savurdu. Ve herkes hakkı yene yene ekmek davasına sigortasız çalışmaya devam etti. Ta ki başka işler bulana kadar… Ankara’dan gelen müfettiş mi,  o kişi eminim uzun süre yediği kebabın methini aklına getirip göbeğini ovuşturup durmuştur. Ahiret hayatına dair kafasını hiç yormamıştır.

Devamını oku...

62. YILIMDAYIM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 13 Mart 2017 00:45
13 Mart bugün; benim doğum günüm.İmtihanın zorlu sorularındayım.
alt
 
Ömrüm başlayalı bugün 61 yıl bitti 62 den saatler alınmış oldu.
 
Günler zor, yıllar çabuk geçiyor. Hayatımızın dörtte üçü dert olsa da, çok şükür yaşıyoruz ya, hepsiyle başa çıkacak gücümüz de olursa hiçbir dert dert değil aslında...
62 yıl boyunca dünya denen imtihan yerindeyim. Bana ayrılan sürenin sonuna gelinceye kadar da sınavım devam edecek. 
Ömrümden bugün 61 yıl geride kaldı. Bundan sonrasında ne kadar yolum kaldı elbete bilmiyorum. Hayat yolunda yolun sana tahammül ettiği kadar yolcusun.
Bu yaşıma kadar türlü türlü soruyu geride bıraktım. Yaşadıklarımda mesleğim dahil tüm seçimlerim bizzat bana aitti. Gün geldi; seçimlerimde hata yaptığım oldu. İmtihan bunun adı, elbette ki şaşırdığımız, kendimize göre doğru ama, hakikate göre yanlış  olan seçenekler olur ne yazık ki. Zamanı geri alamayacağımız için bunlar ya pişmanlıktır artık; ya bir ders, ya bir hüzün. Ne mutlu hatalarından ders çıkaranlara.
Allah'ın bana verdiği de, vermediği de imtihandı. Gün oldu; ''Yürü kulum'' dedi; verdikçe verdi; nasibim arttıkça arttı. Makamım- mevkim katlandı, itibarım kanatlandı. Gün oldu; darda kaldım, zora düştüm, sıkıntının biri bitmeden diğeri başladı, olmayacak şeyleri yaşadım. Buldum dediğim an, güzellikleri kaybettim. Ama bunların kimden geldiğini unutmadım. ''Bu da geçer'' dedim her iki durumda da. Dünyalık şeyler benimle gelmeyecekti ahirete. Onlar benim sınav kağıdımdı sadece. Kağıt boş bırakılıp sınavı terk etmek bana yakışmazdı.Yaralar derin olsa da seneler kadar, çok şükür güvenip dayandığım merhamet sahibi, mutlak galip Allah"ım var.
Beni de sınava tabii tutmaya layık bulan ve bu yaşımı da nasip eden Rabbime sonsuz hamdolsun.Çok şükürler olsun, elhamdülillah... Beni her koşulda koşulsuz, beklentisiz seven, beni yanlışlarıma rağmen hep iyi bilen, yirmili yaşlarımda hayatıma teşrif ederek, her şekilde yolculuğuma yoldaşlık eden, beni ebediyen mutlandıran Can"larım çocuklarıma da ayrı ayrı teşekkür ederim. Rabbimin bana verdiği en değerli hediyeler. Yeryüzündeki en güzel eserlerim, ömrümce en anlamlı emeklerim. Gururlarım, onurlarım çok sevdiğim yavrularım. Allah onların ömürlerini güzel nasiplendirsin inşallah, kötü kullarından uzak eylesin, maşaallah üç oğulcuğumu ve biricik kızımı... Amin...
Dünyada pek dürüst insan yok. kötüler, kötülükler fazlaca çok. Ben hakkımı alayım, başkasının hakkını yesek de olur, diyenler dolu etraf. İnsanlara yardım etmek güzel şey de, “ keşke yapmasaydım” dediklerim de oldu, iyi ki de yapmışım dediklerim de...Bugüne dek hep inişler, çıkışlarla mücadelelerle geçti hayatım. Kimi zaman başardım, kimi zaman uğraşmam gerekti. Kimi zaman da fesat insanlardan yılıp vazgeçtim ve sonra yeniden başladım. Yorgun düşsem de mücadeleyi hiç bırakmadım.(Azgın akan bir nehirdir Ayfer’in ömrü, yüreğiyse baş eğmez bir haylaz. Hayatla didişmekten mutluyum. Ama daha çok şeyler öğrenmek, yapmak ve yaymak uğruna kendimle didişmekten yorgunum, en az yılların ömrüme yüklediği yorgunluk kadar. Yo, daha fazla. Aslında yorgun olmamam gerek, neticede hayat bir kurgudur. Ancak, bedelleri olan bir kurgu. Yoruculuğa sebep de bu bedeller oluyor. Hayat yine de çok keyifli bir güzellik.)
Kullarla sınanmak daha zor sanki. Karşınızdakiler de sizin gibi etten kemikten bireyler ama, asla sizin gibi değiller. Beş parmağın bile beşi bir değil, aynı elde olmasına rağmen. Şu bir gerçek ki, onlar benim sınavımdı, ama ben de onların birer sınavıydım. Kırmamak, yormamak, nefsine yenilip tepeden bakmamak, birbirinden razı olmak önemli şeylerdi.
Hem ne demiş Yunus Emre:
''Gönül Çalap'ın tahtı, Çalap gönüle baktı;alt
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.''
61 yılım bitti, kendimi güzelce pişirmek istedim ocakta. Bazen, olmadan ''Oldum'' dediğim, hırsıma ve nefsime yenildiğim anlar da oldu, ki bunlar kaybettiğimin resmiydi. 
61 yıl nasıl geçti anlamadım, ama şimdi aynaya baktığımda kendimi eksiklerimle, hatalarımla sevdiğimi görebiliyorum. Kendimden feda ettiğim şeylerin aslında beni hak etmeyenlere, eziyet edenlere iyi niyetimin sadakası olarak verdiğimi anlayabiliyorum. Kırıldığım kadar sustuğumu ve vekilimin yalnızca Allah olduğunu farkedebiliyorum. "Hangi gün oldu da olmadı yalan,hangi gün oldu da, almadı senden zaman..."
13 Mart bugün; benim doğum günüm... İmtihanın zorlu sorularındayım...İyi ki doğdum. Doğum günüm kutlu olsun, bundan sonraki her günüm sevdiklerimle mutlu olsun. Yeni yaşımda güzellikler kuzularımla beni bulsun inşaallah...  Rahman Öyle Güzel Kader Yazsın Ki ... Dünyamız Da Ahiretimiz De Cennet Olsun... Ellerimizi Kaldırıp Yaradan'dan İstediğiniz Her Şey Ve Tüm Dualarımız Kabul Olsun.... Hayırlı Güzel Günler, Mutlu Ömürler Dilerim Amin... En Güzele Emanetiz...
 
 
VEEE KÜÇÜK BİR NOT-alt
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ