SİZİN YAPACAĞINIZ İŞİN

Yüce Allah gökten, hiç esirgemeden, her gün bolca rızık saçıyor yeryüzüne. Bunları, kimi kullar altına şemsiyeyi ters tutmuşcasına bolca toplarken, bir kısım kul da hiç pay alamadan gününü geçiriyor.

Ekranlardan seyrettiğiniz yarışmalara göre, dizilere göre gözlerinizi, gönlünüzü yanıltıp, herkesi zengin bilmeyin. Çıkın sokaklara, bakın çevrenize bir lokma ekmeğe, bir hırkaya muhtaç nice kullar var... Hepsi de bizler gibi canlı kanlı insan. Allah'ın yanında eşit olduğumuz kul kardeşlerimiz...

Paylaşım için, yardımlaşmak için illa deprem veya başka bir afet mi olması gerekiyor? Allah korusun.

Allah bize paylaşmamız için servet veriyor. "Rabbana, hep bana" demek var mı öyle? Zenginlik te bir imtihan vesilesidir. Ne verirsen elinle, ahirete giderken o gelir seninle... Ardından eşinin dostunun yapacakları fayda vermez.

Devamını oku...

SİZİN YAPACAĞINIZ İŞİN
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 11 Şubat 2017 03:38

SAPLA SAMANLA UĞRAŞACAK DEĞİLİM

İTLE KÖPEKLE DALAŞACAK HİÇ DEĞİLİM

SULARINI MAMALARINI KİM VERİYORSA

TASMASINI KİM TUTUYORSA O GELSİN

ISIRANLARI BİLİYORUM, ISIRTANLARI MERAK EDİYORUM.

altDANIŞTAY! HALİMİZE VAY!

SİZ DE DÜNYALIK MAKAMSINIZ

SİZ DE HATA YAPARSINIZ...

15 YIL GEÇTİ HALA

ADALET ARIYORUZ

Dünyadaki adaletsizliği değiştiremezsiniz. Değiştirebileceğiniz tek şey, adaletsizlik karşısındaki duruşunuzdur... 

Kanunlar örümcek ağına benzer. Küçük böcekler takılır, büyükleri yırtar geçer. Yüce Allah'ın ilahi kanunlarından hiç bir büyük böcek asla kurtulamamıştır. Tarih böyle bir olayı kayıt altına almamıştır. Yüce Peygamberler hariç herkes işlediği suçun ilahi karşılığını çeker. Çok şeye tanık oldum, çok şey gördüm. Elim kazalarla gidenleri, elektrik kazığına geçenleri gördüm yüce ilahi güç tarafından. Kulun adaleti şaşar, ama yüce Allah'ın adaleti asla şaşmaz.

"Sen Halktan gerçeği gizledin, onlar seni şeref mevkiine oturttular. Ben ise onlara gerçeği söyledim, beni taşladılar." diyerek insanların her devirde menfaate yönelik kararlar aldığını beyan etmiş Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri... Şaşmamak lazımdır; haksız makam sahiplerinin yüzü gülsün diye, haklı vatandaşa şamar atanlara...

 

Nihayet Danıştaydan beklediğim karar, beklediğim neticeyle elime ulaştı. bir kez daha anladım ki Türkiye"m de hakkını aramaya uğraşmayacaksın. Ömründen ömür gidiyor, elinden paran. Maddi manevi yıprandığınla kalıyorsun. Çok yoruluyorsun. Güce karşı koyamıyorsun. Zira düzen, nizam o doğrultuda kurulmuş. Vicdanlar yontulmuş, yerine metaryalizm sokulmuş. Kanunlar zihinlerde yapılandırılır, adaletse vicdanlarla alakalıdır. Vicdanlar maddeyle köreltildi miydi, halimize vay ki vay... 
Danıştay mevkinde bulunanlar, ülke yönetimindeki güçlü yüksek makamlara kurulanlar, "dava açmadım, avukatlara para saçmadım" diye beni ciddiye almamışlar. Hakkımı başlarından savmışlar. 
Sizleri, sizin yapacağınız işin içini en iyi bilen Rabbim"me havale ediyorum. Karar merci, oy çokluğu sağlayan beş üyeden itiraz dilekçeme red imzası atan üç üyeği... Altında imzanız bulunan son kararda "dava hakkını kullanmadığından" demişsiniz. Bahaneye bakın, iktidara göre izan takın. Elbet sizde makamınızı korumak zorundasınız, ama dünyalık için ebediyetten geçilmez. Ahiret yurdunda gerçekler değiştirilemez...
Kayıtsız şartsız teslimiyet yalnızca Allah'a ve O'nun Resûlüne'dir (sav)... Kim bunun yanına birilerini daha koyuyorsa, bilsin ki; apaçık bir ŞİRK üzeredir...
"BİSMİLLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. HADİD SURESİ 20. AYET"
 
Size kalana bakın siz. Bizde olana değil. Bize kalan Allah rızası için yaptıklarımızdır. Dünyalık taptıklarımız değil. Rızkımdan artırıp sizlere dilekçe ve posta giderleri olarak harcadığım paraların heba olacağını, nihayetin böyle neticeleneceğini biliyordum, lakin ülkemde adaletin var olma ihtimalini azıcık umut ediyordum. Sizler son gönderinizle "Vallahi Ülkemde Adalet Yok" savımı doğrulamış oldunuz.15 yıl sonrasında mı bu görüşe vardınız? Madem ciddiye almayacaktınız, öncesinde üç ayrı müfettişi niçin konumu araştırsın diye şehrime gönderdiniz? 
15 yıl süresince size yazdığım, savcılara suç duyurusunda bulunarak döşendiğim dilekçeler dava gütmek değil midir? "Falanca makama diyerek valilikten havale ettirdiğim, resmiyete döktüğüm dilekçelerim, bir avukata yazdırmak yerine kendim yazmış olmamdan dolayı, hukuktan hak aramak sayılmıyor mu? Şayet sayılmıyorsa, niçin o vakit kabul görüp üzerine resmi mühür basılıyordu? Sümen altında daha afilli durur diye mi?
Hem benim sorunumda sadece iş avukat parasıyla kalsa, belki gücümü zorlardım. Fakat görüştüğüm hukukçular " dava açmak için emsal yatıracaksın, evine bilirkişi gelecek hacirah belirlenecek. Dünya tutar. " dediler. Ben asgari ücretle ev geçindiren, çocuklarına eğitim verdiren biri olarak, nerden bulacaktım, eşşek yükü tutan parayı? Tabi o sizin sorununuz değil. Vatandaş umurunuzda değil ki, vatandaşın bütçesi sizi enterese etmez ki...
Paran kadar insansın bu alemde.  Karşımda mücadele etmem gereken makam gücü var ve bu güce boyun eğen avukat bolluğu ve yalancı bir sürü tanık. Üç kuruşluk nefes, iftiracıları üfürüp atabilir mi?   
 

altKonum, sorunum Isparta belediyesinin 15 yıl önceki belediye başkanının haklı olarak yazdığım ancak aleyhinde bulduğu yazılarım nedeniyle tarafıma fahiş su faturası çıkartması ve evimin suyunu kesmesi. Makam gücünü kullanarak beni sıkıntılara sokup gazetecilik mesleğimi yapamaz hale getirmesiydi. Geride kalmış yıllar içinde o başkan feci bir kazada hırsla sarıldığı bu dünyadan göçtü. Hesap verme merkezine ulaştı, ama arkada bıraktığı bin yalanla sıvanmış pisliğinden bir türlü arınamadım. Çünkü adam varlığında öyle bir kara çalmış ki ziftini paradan başka hiç bir güç çözemiyor.
Makamındaki zamanında, iftirasını bilgisayara işletmiş. Sonraki gelen başkan, sorunun iftira olduğunu, bu kadar su sarfiyatını küçük bir hanenin yapamayacağını biliyor, lakin o da sorunlu adam. "Sen diyor, bu belediyede basın müşavirliği yaptın, o döneme ait başkanın ipliğini pazara çıkarırsan seni bir emrimle aklarım. Yoksa adamlarıma haklatırım." -Sanırım bunu ona çevresinde bulunan perde arkası başlar, onu yönetenler söyletiyor.-
"Elhamdülillah üç günlük dünya için kula kulluk etmeyiz, "dedik. Hak hukuk arama adına yasama yürütme mercilerine bizzat yazdığım dilekçelerle müracatlar ettik. İçişleri Bakanlığına kadar gidip halimizi arzettik. Ne varki, oyalamalar haricinde elime geçen bir değer olmadığı gibi, elimden evim gibi bir değer de çar çur oldu gitti. En son itiirazlarıma da adeta "sus, pus, dur" denildi.
Ben davamın böyle bir kararla noktalanacağını bildiğimden son itiraz dilekçemde " artık uğraşamayacağım, hakkımı ahirete bırakıyorum. Haklıysam, Hak beni korur. Bu dünyada da, ahirette de kötülük edenler cezasını bulur" diye bir cümle etmiştim. Korktuğum, yahut zalimle uğraşmaktan yorulduğum için geri adım atmıyordum. 
Bu uğurda koşuştururken geçirdiğim bir kaza sonrası kırılan ayağım beni kanepede yatıp duran bedenime mahkum etmişti. İtle köpekle dalaşmaktan, ısırmalarına karşı koymaktan bitip tükendiğimi hissetmeye de başlamıştım. Bu yüzden ipini koparanlarla değil, o ipleri tutan ellerle uğraşmanın daha mantıklı olduğunun bilincindeydim. Fakat karşıma çıkardıkları hep domermanlar oldu. Onları bertaraf edeyim derken de sağlığım yoruldu. Allah izin verirse, sağlığım güçlenirse hak aramaya devam... Haksızları, hak yiyerek adam olanları,, perde arkasından ip tutanların ipliğini pazara saçacağım.
Her neyse ipi tutanlar hiç bir zaman perde önünde görünmezler zaten. Kukla oynatıcıları da perde arkasında değil midir? Kim olduklarını çoğunlukla bilemeyiz, bize perde önünde sergilenen neyse onu bilir, onun şarlatanlığına göre şekilleniriz. Benim başıma da ipi tutanlar itlerini musallat etmişti. 15 yılım o itlere "hoşt" demekle geçti. Netice nos, fos olarak noktalandı... Hayırlısı, görelim Mevla"m neyler, neylerse güzel eyler. "İki çeşit günah vardır ki, cezaları âhirete bırakılmadan dünyada verilir: Zulüm ve ana babaya isyan."[Camiu's Sağir, No: 3113] Bana bu iftirayı atarak zulüm yapanları Rabbim biliyor çok şükür, gönlüm çok rahat...
 
Sonu "lizmle" biten, yahut "tay"la takat bulan oluşumlara güven duymam, dayanak diye tutunmam. Hepsi de dünyalık düzenekler. Zenginliğin ve makamın ölçüsünde hepsiyle anlaşabilirsin. Yoksulsan, o güçlerle başa çıkamazsın. Bir şekil yok ederler, bulunmazsın. Allah muhafaza...
Gelelim saadete, Ha, ben bu aralar nerde miyim? Kendi halim diye bir yer var, ben uzunca bir süredir oradayım.
Ülkem de büyük adam olmak, büyük mevkilere gelmek sanıldığı kadar zor değildir. Zengin olmak da kolaydır, lakin ardan arınmak gerekir. Arlı insan karlı insan olamaz yeryüzünde...
Ülkemde Fransa"nın eski düzeni artığı, ezbere dayalı eğitim sisteminde diploma almak kolay olduğu için, insanlar getirildikleri makamlarında vicdanlarının sesini hiç duymazlar. Kitaplardan ezberledikleriyle akılda kalan kadarıyla kararlarını ak kağıtlara karakalem karalatırlarken, başka makamlarıda mağdur etmeme yoluna giderler. Onları o mevkilere getiren sistem neyse, o sisteme hizmet esastır. Halkın hakkı parası orantılıdır. İnsanlar eğitim kurumlarında meteryalizme dayalı dağarcıkla donanınca hiç ölmeyecekmiş duygusunu da yüklenmiş oluyorlar. Sonrasında yaptıklarına şaşmamak gerekir.
Eğitim sistemimiz malum, sınavlara gireceğine yakın, sınava tabi tutulacağın dersin soru olarak çıkabileceği yüksek muhtemel dersleri ezberliyorsun ve bu şekil ders gecip dönem sonunda diplomayı alıyorsun. Sonrasında artık, bir siyasi arkalıkla kolayca işini de bulmuşsan, okul kitaplarından göz gezdirdiklerinle, ezberinde kalanlar kadarıyla işin neyse onu yapıp paranı kazanıyorsun. Müslüman bilinen ülkemde her şey aslında bu kadar kolay. Lakin Müslümanlığın gereğini bilenler ve Allah rızası gözeterek iş görmek isteyenler, azimle tuttuğunu koparmaya çalışanlar içinde bu ülkede var olmaya çalışmak bir hayli zor.
Bu zorlukları en çok yaşayanlardan biri olarak diyorum ki, şimdi uykusuz kalmış uykulu gözlerle yaralara merhem bulmaya çalışmayayım, başka bir zaman hayatta kalmışsam, konuya korkusuzca devam ederim. İnşallah.
 

DAYAN BE YÜREĞİM SEN NE ÇOK KASIRGALAR GÖRDÜN NE ÇOK VEFASIZLIKLAR GÖRDÜN

DAYAN BE YÜREĞİM BU DÜNYANIN MAHŞERİ DE VAR

 

Adaletle ilgili güzel sözler
Adaleti güç oluşturur, güç sağlar. (Güçsüzün adaleti olmaz. Onun için adalet dağıtan güçlü; adil değilse, zalim olur) 
Adalet dağıtan adil değilse, zalimdir. 
Adalette en büyük erdemlilik, adil olmaktır. 
Adalet, haksız gücün sınırlayıcısıdır. 
Adalet güvene dayalı oluşturulmuş toplumsal bir inanç sistemidir. 
Adalet, haksızlıkta yerde yatan ölüye benzer, hak yerini bulmazsa kokusu arş-ı alaya çıkar. Pis kokusuyla bütün dünya insanlık âlemini rahatsız eder. 
Adalet, haksızlıkta ölüye benzer, hak yerini bulmazsa kokusu herkesi rahatsız eder. 
Adalet Hakk’a yönelik, hakkın teslimiyetidir. 
Adalet haksıza değil, haklıya yaramalıdır. 
Adalet insanın değerini, insanlığın erdemini artırır. 
Adalet herkes için her zaman gereklidir. Çünkü insan her zaman adaleti elde edecek güç ve kuvvete sahip olmayabilir. 
Adalet ölüye benzer, her ikisi de Hak yolunda geciktirilince kokar. 
Adalet ölüye benzer; Hak yerini bulmayınca adalet, ölü toprağa konmayınca ceset kokar. 
Adalet ölüye benzer; Geciktirilip hak yerini bulmayınca adalet, ölü toprağa konmayınca ceset kokar. 
Adalet; varlıkların var olup, Hak adına güven içinde yaşamalarını sağlar. 
Adalet hak-hukuk karşısında deveyle pireyi bir etmektir. 
Adaletsiz yargıç, elinde ateşle gezen hayduda benzer. Her an birinin evini ateşe verir. 
Adaletsizlik, insanlığın sonunu getirir. 
Adaletsizlik yangına benzer, hak yerini bulmazsa acısı derin olur. 
Adaletsizlik yangına benzer, zamanında söndürülüp hak yerine getirilmezse geride yanacak bir şey bırakmaz. 
Adalet yerini bulmadığında dil susar, güç konuşur. 
Adalet yerini bulmadığında hak susar, güç konuşur. 
Adalet susup sessiz kalırsa, silahlar konuşur. 
Adaletin olmadığı yerde haydutlar, silahlarla konuşur. 
Adalet, yalnız insana güç katar. 
Kim adaletten saparsa; Hakk’a karşı güven sarsılır. Sarsılan güven insanlığın sonunu getirir. 
Adaleti güç oluşturur, güç sağlar. Çünkü güç kaynağını kalpten (vicdandan) alır. Kalp gücünü Hak’tan alır. 
Adaleti olmayan bir dünya, karanlıktır. 
Adaleti yerine getirmek, bazen bir hâkim için ölüyü diriltmeye benzer. 
Adaleti yerine getirmeyen yargıç, Hak yanında suçlu, kendi vicdanında mahkûmdur. 
Adaletli yargıç, hak ve hukuk karşısında deveyle pireyi, kralla köleyi bir edendir. 
Adaletin kalktığı yere, zulüm oturur. 
Adaletin olmadığı yerde, Allah inancı olmaz. 
Adaletin olmadığı yerde, herkes suçludur. 
Adaletinden şüphe edilmeyen tek mahkeme, vicdandır. 
Adaletsiz toplumda, suçlu çoktur. 
Adaletsizlik mülkün temelini yıkar insanlığın sonunu getirir. 
Adalette haksızlık, ocağa konan sönmeyen ateştir. 
Her kim, adaletten saparsa; Onun hak ve hukukuna karşı güven sarsılıp inanç yıkılır. Yıkılan inanç, insanlığın sonunu getirir. 
Haksızlık güveni sarsar, adaleti yıkar. 
Adalette haksızlık yüreği yakıp ocağa ateş koyarken, hakça davranış yüreği soğutup ocağın ateşini söndürür. 
Adaletsizlik, mülkün temelini yıkar, insanlığın sonunu getirir. 
Haksızlık güveni, adaletsizlik mülkün temelini yıkar. İnsanlığın sonunu getirir. 
Adalet güvene dayalı oluşturulan toplumsal bir inanç sistemidir. 
Adalette haksızlık güveni yıkar, vicdanı kanatır, inancı yok eder. 

 

 
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ