GÜZELLİĞİ YAŞAMAK

GÜZELLİĞİ YAŞAMAK
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 31 Ekim 2015 16:06

altÖmer Hayyam, bir şiirinde, “Sevginle gireceğim toprağa, sevginle çıkacağım topraktan.” diyor. Bir gün sormuşlar kendisine, “Kemal nedir, olgunluk nedir?” diye. Cevap vermiş, “Hayatın karşımıza çıkardıklarını geri çevirmemek, eyvallah diyerek kabullenmek, ama bizden esirgedikleri için de gözyaşı dökmemek, feryâd-ü figan etmemek, koşulsuz sevmek hayatı, koşulsuz kabullenmek. Hayatı dolu dolu, aşkla, heyecanla yaşamak… Bir yudum suyu aşkla içmek, bir lokma ekmeği aşkla yemek… Havayı aşkla solumak… Hayatı, insanları, olayları sükûnet içinde, edep ve saygı içinde, aşkla görebilmek, aşksız bir an yaşamamak, tepeden tırnağa aşk kesilmek... Vücudumuzun bütün hücrelerini aşkla doldurmak…  Biz aşktan doğduk, bizim anamız aşktır. Biz aşkın kendisiyiz...

Yunus, “Aşk gelicek cümle eksikler biter.” diyor. Algı kapılarını sonuna kadar açabilsek. Sevdiklerimizle bir olurken, evrenle de bir olabilsek. Tek istisna olmadan, yeryüzündeki bütün insanları, hayvanları, bitkileri, cemâdatı Muhammedî bir aşkla kucaklayabilsek. Hayatı doruklarda yaşayabilsek. En ince, en hassas düzeyde, bütün ayrıntıların farkındalığı ile yaşayabilsek. Küçük hesaplarla, küçük çıkar düşünceleri ile yaşamı küçültmek, daraltmak kadar insanın kendine yapacağı zarar ne olabilir? Doğanın ve evrenin içinde sakladığı giz, yaşamın ve ölümün gizi, hep sevenle sevilenin biraraya gelmesinden doğan sonsuz mutluluğun içinde değil midir? Bu birliktelikte algının kapıları sonuna kadar aralanıyor, insan kendi özü, aslı ile, gerçekle yüz yüze geliyor...

Aslında, hayatta hiçbir şey can sıkıcı değildir, eğer her zerredeki harikulâdeliği görebiliyorsak, Yunus gibi, “Cümle yerde Hak nâzır, göz gerektir göresi” diyebiliyorsak, “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.” diye ürperebiliyorsak, “Sevdiğimi demez isem, sevgi derdi boğar beni” diyen bir insan ne güzeldir. Eğer hayata kara gözlüklerle bakıyorsak, mutlu ve huzurlu değilsek, “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası” diyemiyorsak, kabahati hayatta değil, kendimizde arayalım. 

Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Bilimin bütün bulduğu, bütün bulacağı sende” diyor.

Yunus, “Bir siz dahi sizde bulun, benim bende bulduğumu” diyor. Peki, bizim yaptığımız ne? Sürekli kendimizden kaçmak... Sürekli kendimizden uzaklaşmak... “Bir ben vardı bende, benden içeri” gerçeğini yaşamak için kendimizi sürekli olarak, içkinin, sigaranın, uyuşturucunun, kumarın, dedikodunun kucağına atmak, gazetelerdeki ıvır zıvır yazılara, aptal kutusu önünde geçireceğimiz saatlerle kendimizden, özümüzden, aslımızdan kaçmak… Sonra da ben niye mutlu değilim, niye bu kadar huzursuzum, niye stres içinde yaşıyorum diye sızlanmak. Niye hayret ediyoruz bilmem ki?