YALANIN YOLDAŞLARI

YALANIN YOLDAŞLARI
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 02 Haziran 2015 20:11

altEtrafıma baktığımda her gün giderek yozlaştığımızı ve bu yozlaşmanın içinde insanca yaşamanın çok zor olduğunu görüyorum maalesef. Televizyon kanalları tamamen dejenere olmuş. Haber programları bile şiddet savuruyor ve reytinge odaklı; şiddetten ve yalandan beslenen tv kanallarına ve kanallarda görev yapanların gülümsemelerindeki güvenirliğine, gerçekliğine asla inanmıyorum. Yazılı basın da bana yalan, yanlış  ve yanlı geliyor. Kamuoyuna gerçeklerin gösterilmediğini ve halkın kandırıldığını düşünüyorum. Her şey magazinleşmiş veya şiddetten beslenir bir durumda. Ve maalesef benim için en acı olanı da, ülkem insanının aydın geçinenleri bile o saçma sapan dizileri, programları izliyor olması… Ve pek çok insanın memleketin gidişatından bihaber olmaları… İnsanlar yiyorlar, içiyorlar ve eğleniyorlar. Çoğunluğun yaşantısı harca, hayatını yaşa… İnsanlar yalan, komşuluklar, akrabalıklar yalan, ilişkiler yalan… Çevremiz yalanın yoldaşlarıyla dolu ve sanki kalan ne güzellik varsa onuda içine alıp öğütmek için çabalıyorlar.Okuduğumuz gazeteler yalan, yazılan romanlar, şiirler yalan. Çevrilen filmler, oynanan tiyatrolar yalan, küfürle, bel altı sohbetlerle güldürüp para kazanıyorlar. Verilen yalan, alınan yavan, yanlış ve yalan… Gördüğümüz bildiğimiz ne varsa samimiyetten uzak, yalan! Hiç tükenmeyen bir yalan ağı var etrafımızda her gün biraz daha fazla benliğimizi saran… Çevremizde iyi sandığımız, iyi bildiğimiz ne varsa hepsi yalana hizmet eder durumda; çoğunun maskeli gerçeğini sonradan anlıyoruz. Her yerde kültürümüzü, ahlakımızı yok eden programlar. İzlediğimiz haberler yalan, yarışmalar, açık oturumlar hep kandırmaca ve oyalamaca… Bugün gazetelerle, televizyonlarla, sinemalarla, tiyatrolarla bir kültür edinmek tamamen imkânsızlaştı. Her şey magazin oldu. Gidişatımıza çok üzülüyorum ve memleketim için ne yapabilirim, diye düşünmekten öte gidemiyorum. Çünkü sorumun doğru cevabını bulamıyorum.  

Duyan, düşünen, hisseden, muhakeme eden, mukayese yapan, araştıran bir memleket evladının bir çığlığı olarak düşünün bu feryadımı. Yazımı tesadüfen görüp okuyacak olanlardan bana hak verecekler bulunur mu bilemem. Sanmıyorum, bu kadar yalanla dolu bir alanda doğrunun hükmü mü olur? ister istemez büyük Yunus’u aklıma çağırasım geldi.

“Yunus der ki şehre varam

 Feryad-ü figan koparam”

Kim dinler, kim dikkate alır beni, pislik yığınının içinde gülün kokusu mu alınır? Bunu yapamayacağıma göre başka ne yapabilirim?

 Sevgili Yunus, bir şiirinde

“İlim ilim demektir

İlim kendin bilmektir

 Sen kendini bilmezsin

 Ya nice okumaktır”

Demek ki önemli olan hangi kaynaklara gideceğimizi bilebilmek. Bırakalım şu rezil, kepaze yayın organlarını. Yunus “Gel, dosta gidelim gönül” diyor. Dost kimdir? Dost Allah’tır, Peygamberdir. Dost Yunus’tur, Mevlana’dır, Hacı Bayram Hazretleridir. Dost, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Kastamonulu Hacı Şaban-ı Veli Hazretleri’dir. Dost, günümüzde yaşayan Allah’ın ve Peygamberin izinden giden mübarek kadınlar, erkeklerdir.

  Biz bu kadar dosta sahipken Türkiye’yi içinden yıkmak isteyen şer kuvvetlerin yayın organlarıyla niye vakit geçirip, oyalanalım? Önemli olan günlük hayattaki aktüel olaylar değil, o olaylar karşısında bizim takınacağımız mertçe, yiğitçe, efendice, medenice tavırdır.  Sızlanmakla, şikâyet etmekle, ah-ü vah etmekle hiçbir yere varamayız. İtalyanların güzel bir atasözleri var. Diyorlar ki “Düşman, çiçek göndermez”.