Oruçlu muyum Değil miyim
MALİYEDEN KORKUYORLAR 
KAZADAN KORKMUYORLAR
 
Geçtiğimiz Çarşamba günü saat 13.00 itibariyle Konya otogarından kalkan ve İzmir'e doğru yol alan kırk küsur senelik bir otobüs firmasında gördüğüm ve duyduğuma inanamadım. Yaşı elliye yaklaşmış otobüs kaptanının hemen arkasındaki 1 numaralı tek kişilik koltuğa bir hanım yolcu oturdu. Ben 3 nolu ikili koltuktaydım. Yanımdaki 2 numaralı koltuk boş, gelip oturan olmadı, yolculuğum boyuncada hep boş kaldı. İzmir'e hareket öncesi muavin yolcuların gelip gelmediğini tek tek koltuklara bakarak ve elindeki listeden kontrol etti bu esnada otobüs de hareket etti.
Hava soğuktu. İnceden kar sepeliyordu. Yolculardan bazıları sağ salim evlerine ulaşmak için dualar ediyordu. Muavin elindeki yolcu listesini koridor boyunca kontrol edip tamamladıktan sonra hızla ön tarafa geldi. Otobüsü fiyakalı gözlüğüyle yolu gözeterek kullanan kaptanın yanına sokuldu. Kibar çocuktu muavin, 20'li yaşlarda gözüküyordu. Bu telaş ne ola ki diyerek dikkat kesildim. Muavin genç hararetli bir dille:
-"Kaptanım, 1 numaralı yolcunun ismi erkek ismi, ama kendisi kadın." dedi.
Kaptan önce bu ifadeden bir şey anlamadı. 
-"Ne diyorsun oğlum sen?" dedi. 
Temiz giyimli efendi görünümlü muavin genç, hazır ola geçer bir vaziyet aldıktan sonra:
-" Kaptanım 1 numarada oturan hanımın yerinde erkek yolcu olması lazım. Fakat bir hanım yolcu var." dedi.
Kaptan:-"Oğlum öyle şey olur mu?" dedikten sonra bu duyduklarıyla koca otobüsü sağa çekti. Gözünden kara gözlüklerini çıkartıp, başını arkaya döndürdü. Bir numaralı koltukta oturan orta yaşlı, kapalı başlı hanıma dikkatlice baktı. Sonra şaşkınlığı geçmeden bir daha, daha bir dikkatle baktı. Gri renkli, kenarları kürklü bir manto giymiş olan hanım yolcu, bu bakıştan rahatsız olup başını cama doğru çevirdi. Lakin kaptanın sualinden kurtulamadı.
- "Hanım bu listede sizin koltukta olması gereken kişi Mehmet Tekin falanca, her halde sizin isminiz Mehmet  değildir, değil mi?" 
Başını camdan döndüren hanım, kaptanın yüzüne bakmadan konuştu: 
-"Mehmet benim oğlum olur. Biletim onun adına alınmıştır." dedi. 
Kaptan bu kısık sesli konuşmadan bir şey anlamamış gibi: 
Devamını oku...
Oruçlu muyum Değil miyim PDF e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Pusula - Pusula
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 29 Nisan 2021 08:41
altEN ZOR ORUÇ KUL HAKKI YEMEMEKLE TUTULUR.
Havalar serin giderken oruç tutmak kolay geliyor. Oruç, ruhumuzu bedenimizi dinlendiriyor. Lakin gün içinde bilerek bilmeyek yaptığımız bazı davranışlar orucumuza zarar veriyor. Bu durumda orucumuz makbul sayılmıyor. Doğrusunu şüphesiz Allah bilir. Allah'ın bildirdiklerinden öğrendiklerimizle, hâkiki mânâda oruçlu olup olmadığımızı anlayabiliriz ve daha dikkatli olabiliriz. 
 
Orucumuza sadece yemek içmek zarar vermez. Gün içinde boş ve hoş olmayan kelimeler tüketmek, kalp kırmak, gönül yıkmak da orucumuza zarar verir. Birinin arkasından olumlu olumsuz konuşmakta orucumuzu bozabilir. Buna gıybet ve dedikodu denir.
 
Oruçlu Allah rızasını kazanmak için oruç tutuyorsa ki elbette çabamız bu doğrultudadır. Bunun aksi bir kuru emektir. O halde Allah'ın (celle celaluhu) rızası uğruna Müslüman'a yakışmayan davranışlardan sakınmaya özen göstereceğiz. Bir kaç misalle önce kendi nefsimi ikaz edeyim.
 
1.Yalan söylemek ve ikiyüzlülük oruçlunun yapmaması gereken çirkinliklerdir. Sonra sırf birinden hoşlanmamak adına onu başkalarının yanında  küçük düşürmek için ona iftira atmak, en büyük günahlardandır.
 
2.Haset: Birini çekememek, onda var, bende yok fesatlığı yaşamak, Müslüman'a yakışan bir haslet değildir. Müslümanlar kardeştir ve kardeşler birbirindeki güzelliklere sevinmelidir.
 
3.Torpil: İltimas, kamu kaynaklarına ihanet. Sen âlâsın, çalışıp çabalıyorsun. Fakat tembelin biri arkalığı sayesinde senin hakkın olan işin başına kuruluyor. Sen o işin başında bulunsan belki vatana millete daha faydalı olacaksın, o torpille gelen kişi ise keseri hep kendinden yana yontuyor. Dolayısıyla milletin hakkına da ihanet ediyor. İşte bunu Allah çok iyi biliyor, bu dünyada da, ahiret yurdunda da haramın binası bir şekil çöküyor. Torpil yapana da, yapılandan yararlanana da yarar sağlamadığı, zaman içersinde zararı misliyle görülüyor.
 
4.Zulüm:  Acımasız, kıyıcı davranış, maddi manevi işkence; güçlü bir kimsenin yasaya ve vicdana aykırı olarak başkasına yaptığı kötülükler. Aman Allah'ım şimdiden sonra olsun, zorba eline düşürme Yarabbim âmin.
 
5.Rüşvet, Haksızlık, Her türlü yolsuzluk: Yaptırılmak istenilen bir işe yasadışı kolaylık sağlaması için ilgili kişiye, görevliye ya da görevlilere el altından verilen para, mal. Dinimiz, gasp edilmiş malı ve zulüm, hırsızlık ile alınan, rüşvet, faiz, kumar ücretleri ve diğer hıyanet yollarından biri ile ele geçen kazancın yenilmesini ve başkalarına yedirilmesini yasak etmiştir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
"Birbirinizin mallarını, aranızda (kumar, sahtekârlık, hırsızlık, gasp, rüşvet gibi) bâtıl sebeplerle yemeyin!" (Bakara Suresi, 188. Ayet)
 
Haksızı haklı, yanlışı doğru, kötüyü iyi, liyakatsizi liyakatli göstermek için bir kimseden para, mal almak rüşvettir. Böyle gayrı meşru hareket için, para, mal verilmesine vasıta olmamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vasıta olana da Allah lanet etsin." (Hakim) "Rüşvet alan da, veren de Cehennemdedir." (Taberani)
 
6.İsraf ve Cimrilik: İsrâf; İnsanın sahip olduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi demektir. Cimrilikse var, vermez. Hatta olandan kendi bile yemez, durmadan biriktirene cimri denir. 
 
Dinimize göre her ikiside hoş karşılanmaz. Cenâb-ı Hak, Kur'an-ı Kerîm'in çeşitli yerlerinde bu hususa işaret etmiştir: "Elini bağlı olarak boynuna asma. Onu büsbütün de açıp saçma. Sonra kınanmış pişman bir halde oturup kalırsın" (17/İsrâ, 29). Burada "boynuna asma" tâbirinden cimrilik etmenin kasdedildiği belirtilmektedir. "Açıp saçma" tâbirinde ise, israf olduğu belirtilmektedir. Bu iki husus da birbirinin zıddı olan fakat tasvip edilmeyen alışkanlıklardır. İkisinde de hem kişiye hem de topluma sayısız zararlar bulunmaktadır.
 
Malı, dinin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya israf denir. Mürüvvet, faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. Dine uymayan israf, haramdır. Mürüvvete uymayan israf tenzihen mekruhtur. Başka bir âyette Cenâb-ı Hak, "Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyin. Yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez" (7/A'râf, 31) buyurur. 
 
Cimrilik, meşrû bir şeyden faydalanmaktan nefsi mahrum bırakmaktır. İslâm ise, meşrû sınırlar içerisinde kişiyi faydalanmakla mükellef tutar, haram kılınmamış bir şeyi insanların haram olarak kabul etmelerinden hoşlanmaz. Çünkü hayatın güzelleştirilmesi, çirkinliğe ve israfa kaçmaksızın gerçekleştirilmelidir. İsraf hem fert ve hem de toplum için bir bozuluştur. Hepsi bu yolda verilse bile, Allah yolunda malı infâk etmek israf değildir.
 
7.Haksızlık yapmak, ihaleye fesat karıştırmak,  ve  kul hakkı: Birine karşı haksızlık yapmak, hakkını zorla gaspetmek, hakkı olmayanı almak, hak çiğnemek kul hakkıdır. Kul hakkı rıza gösterilmeden hileyle elde edildiği gibi, alenen de yapılabiliyor. Fakat bunun dinimizdeki yeri çok kötü olarak biliniyor.Cenab-ı Hak, kendisiyle kulu arasındaki günahları affeder veya cezalandırır. Bu, Rabbimizin bileceği iştir, ama kullar arasındaki günahlarda mutlaka adalet olacaktır. Yani ahirette kul haklarından herkes hesaba çekilecektir. Peygamber efendimiz (salllahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
"Ahirette sırat köprüsünde her Müslümana yedi sual sorulacaktır. Birincisi imandan sorulacaktır, ikincisi namazdan, üçüncüsü oruçtan, dördüncüsü hacdan, beşincisi zekâttan, altıncısı gusülden sorulacaktır. Yedinci suale gelince, Peygamberler bile masum oldukları halde, bu sualden korkarlar. O da kul hakkıdır." (Korkmayanların vay haline!)
 
8.Adaletsizlik: Yasalarla da belirtilmiş olan hakka ve hukuka aykırı davranışa, adaletsizlik diyoruz. Ve bunu günümüzde pek çok alanda görüyoruz. Dinimiz adalete büyük bir ehemmiyet vermiş ve her hususta adaleti emretmiştir. "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, (hususiyle) akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder. Taşkın kötülük (ler) den, münkerden, zulm ve tecebbürden nehyeder. Size (bu suretle) öğüt verir ki iyice dinleyip re anlayıp tu tasınız " Nahl Suresi. 90. Ayet (1) 
 
Resûlullah Efendimiz de adalet sahiplerinin durumunu şöyle açıklamaktadır: "Ehline ve idare ettiğin kimselere hükmetmekte adalet gösterenler, Allah katında, nurdan minberler üzerinde bulunacaklardır." (Nesâî, Âdâbü’l-kudât, 1)
 
9.Sözünde durmamak: Verdiği sözden caymak, sözünü yerine getirmemek; açıkcası dönek, kaypak kişi. Güvenilmemeli böylelerine, uzak durulmalı. Lakin nasıl tanıyacağız, nereden bileceğiz böylelerini? En iyisi dikkatli davranmalıyız, onları hadislerle uyarmalıyız. Sevgili peygamberimiz (salllahu aleyhi ve sellem) böyleleri için şöyle buyurmuştur:  “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, emin görüldüğü zaman/kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder, söz verdiğinde ise sözünden cayar.”(Buharî, İman, 24).
 
10. Ana babayı üzmek: “Rabbin şöyle emretti: Sadece Allah’a ibadet edeceksiniz. Ana ve babanıza iyi davranacaksınız. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara 'Of!..' bile deme! Onları azarlama! Onlara saygıyla hitap et! Onlara merhamet ederek tevâzu kanadlarını aç da 'Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et.' de!" (İsrâ Suresi, 17/23-24)
 
Daha söze ne hacet... 
 
Ayfer AYTAÇ
 
 
Turkish Arabic English