BİSMİLLAH
YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ TEHDİT ALTINDA
Herkes her yerli oldu. Çoğu kimse doğup büyüdüğü topraklarda değil artık. Toprağını bırakıp başka yerlere gidenler, gittiklere yere kendi kültürlerini de götürüyorlar. Toprağın ekilip dikilmesinden bihaber köy kökenli şehirliler var şehirlerimizde. Bilhassa yeni nesil köylüler, giyimde - kuşamda çoktan şehirliyi geçmişler. Çarşıda pazarda dolaşırken kim köylü, kim şehirli bilinmez oldu. Pek çok şehirlerimizin sakinleri çoğunlukla köy kökenli. Bağını bahçesini satmış, yıllar öncesi köyünü terk etmiş, şehirlere yerleşmiş niceleri. Etrafımızdaki konu komşulardan pek çokları doğma büyüme şehirli gibi, ama değiller kökleri köylü... 
Şehirli olmaya çalışmış, lakin olamamışlar da var. Özünü yitirmemiş, kendi kültürünü şehre benimsetmiş, köyünde yaşadığı gibi şehirde yaşamaya çalışan köylü şehirliler var. Bu kesimin kendileri olamasa da çocukları şehirlilerle samimice kaynaşmış. Şehrin kültürünü öğrenme gayretindeyken kendi özünü, kültürünü unutur olmuş.
Şehrin yerlisi olarak benim şehir yaşantımda çevrem köylü vatandaşlarımızla dolu. Bunun güzel yanı var mıdır, bugün için vardır belki, lakin geleceğimiz için büyük tehlikedir. Yıllar sonrasında ekim, dikim olmayacak, et süt üretilmeyecek demektir. Şehirde yetişen köy kökenli gençler bir daha köyüne gitmeyecek, köy havasını koklamayacak demektir. 
Sakıncalı durumlar velhasıl; kökünden kopmak, başka yerli olmak, şehirli olmaya çalışmak çok zordur. Farkında değil gibi herkes, ama  bunun sıkıntılı sonucunu zaman gösterecektir. 
Bir de şehre gelip yerleşmiş, ama aklı köyünde kalmış olanlar var çevremde, her selam verdiğinizde yakınmaya duruyorlar.  "Vay benim köyüm şöyle güzel böyle harika, vay şehir şöyle kötü, böyle berbat deyip pişmanlık içersinde ağlamaklı oluyorlar. Öylelerini hangi sözümle teselli edeceğimi şaşırıyorum. İmrensem mi, "geçmişte yaşanmaz" deyip öğüt mü versem, bilemiyorum. Aslında böylelerine şöyle demeli: 
-"Madem o kadar harika köyün var. Git orada otur kardeşim. Zorla mı getirdiler seni şehre? Sebzeler meyveler doğalmış falan. Niye köyünde sebze meyve yetiştirmiyorsun da gelip şehirde asgari ücretle çalışıyorsun? Ondan sonra da hayat pahalılığından şikayet ediyorsun. Para hiçbir şeye yetmiyor diye ağlıyorsun. Köyünde kalsan daha çok kazanırdın, masrafın da az olurdu, kira vermezdin. Bunları sen de biliyorsun. Ama köydeki işler sana zor geldi. Kusura bakma ama biraz da tembelsin. Sıkıntıya gelemiyorsun. Ha gezmeyi tozmayı da seviyorsun..." Diyemiyorsunuz işte, "Şehir senin malın mı?" deyip çıkıyorlar. Haklılar. Her yer Allah'ın toprağı, nerde isterlerse yaşasınlar. Benim derdim, kültürlerin karışması, varların yok olmaya başlaması...
Devamını oku...
BİSMİLLAH PDF e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Pusula - Pusula
FURKAN İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 25 Nisan 2021 08:28
Sen zuhurlar bekliyorsun. Oysa bakmasını öğren. Kâinat kitabını okumaya çalış, insanların alıp verdiği nefes sayısı kadar Allah’a giden yol vardır. Önüne geleni cehenneme gönderen kimse, acaba cehennemin kapısına biletçi mi tayin edildi? Kendi kurtuluşunun müjdesini kimden aldı acaba? Bu boş iddiaları bıraksak da, geliniz desek, geliniz, bir ânımızı imanlı geçirelim. İçinde bulunduğumuz demi yaşamaya bakalım. Bir ilâhi var. Çok beğeniyorum. Zevk alıyorum: “Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem.” Fırsat bu gündür. Dün geçmiş, yarın bilinmiyor. Ama şu anda hayır işleyebilir, kitap okuyabilir, ibadet edebiliriz. Onu değerlendirebiliriz. Sensiz bir zamanı yaşadın mı hiç? Muhammed Nurül Arabi Hazretleri, sohbet sırasında, kazara ağzından “ben” kelimesi çıkarsa, lavaboya gider, tekrar tekrar ağzının içini yıkarmış. Gönül dünyamızı kalaylanmış kap gibi tertemiz, pırıl pırıl yapalım ki, orada nice ziyaretçi göre­bilelim. Hâne mâmur olmayınca, ziyaretçi gelmez. Yaratılışın hikmeti, Yaratan’ı bilmektir. Dünyada en tatlı şey, Allah aşkıyla gözlerin nemlenmesidir. Ayıpların en büyüğü, insan-ı kâmil hu­zurunda saygısız, edep dışı, incelikten uzak olmaktır.
 
Kesin olarak söylüyorum, Hazreti Muhammed bilinmeden, rehber ve örnek alınmadan Allah’a varılamaz. Vardıklarını sananlar gaflet, delâlet ve ihanet içindedirler. Âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı yüce Peygamberimiz, “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gön­derildim” buyuruyor. Dikkat edin, Kâinatın Efendisi, ben ahlâkı getirdim, benden evvel ahlâk yoktu demiyor. Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim buyuruyor. İslâmiyet’in zuhuru ile beraber, öbür dinler yürürlükten kalkıyor, önemini kaybediyor. Işık gelince karanlık gider. Nur gelince zulmet çekilir. Hak gelince bâtıl zâil olur. Peygamber Efendimizin önderliğini, reh­berliğini kabul etmeyenler ebediyyen hüsran içinde yaşaya­caklardır. Hiçbir zaman zulmetten kurtulamayacaklardır. Son­radan İznik Konsülü tarafından bozulup tahrif edilmemiş hakiki İncil’de, bir gün Resulullah Efendimizin geleceği ve dinin ta­mamlanacağı yazılıdır. Hâl böyle iken, gözü dönmüş, taassup dolu kapkara ruhlar, kandillere katran dökerek kendi ruhlarını huzurdan, mutluluktan, ışıktan ve yaşama sevincinden mahrum bırakmışlardır. Şimdi kendi hüsranlarına yine kendileri ağla­maktadırlar. Fakat o yok olası kibirleri ve gururları gerçeği kabul etmek istememekte, bencilliklerini ve inatlarını sürdürmekte­dirler. Ama onlar istese de istemese de Allah’ın nuru kıyamete kadar devam edecektir. Resulullah Efendimizin elini öpmekten, önünde diz çökmekten, onun rahle-i tedrisinde eğitilmekten kaçanlar, kat kat karanlık dolu ruhları ile şefaatten ebediyyen mahrum kalacaklardır.
Ey yüceler yücesi, ey bütün kâinatın efendisi, ey sevginin, saygının, hoşgörünün, merhametin, incelik ve zarâfetin eri­şilmez örneği Hak Peygamber, seni herkesten, ama herkesten çok seviyoruz, bizi kabul et, şefaatinden mahrum etme.
 
Kahrın da hoş, lütfun da hoş diyenler, aşklarıyla gönüllerini temizleyen, arı duru, saf hale getiren ne güzel insanlardır. Kahrın iç tarafına bakılacak olursa, lütfun da onda gizli olduğu görülür. Ârif ona denir ki, hiçbir şey onu Hak’tan alıkoyamaz.
 
BismillahirRahmanirRahim
İnananlar! Bu mübarek Ramazan ayının ortasına, mağfiret günlerine ulaştık. Ey iman edenler! Bilin ki Allah (SWT) kullarını affetmeyi ve onların Tawbalarını kabul etmeyi sever.
Hazreti Peygamber: ′′ Tevbe eden Allah ' ın Sevgilisidir, günahların tövbesi ise günahları olmayan gibidir... Ve Allah, inanan bir kulun tevbesinden, yiyecek ve içecek yüklü hayvanıyla ölümcül vahşete giren, uykuya dalan, uyandığında hayvanı gittiği zaman ise hayvanını bulduğu yerden daha hoşnut olur. Aşırı sıcaklık ve susuzluk çekilmez hale gelene kadar arar ve şöyle buyurur... Olduğum yere döneceğim, ölünceye kadar uzanacağım." Ölmek için başını koluna koyuyor ve hayvanı yanında yiyecek ve içecek ile uyanıyor. Gerçekten Allah razı olsun Bu adamdan daha iyi bir hizmetçinin Tawba ' sı, hayvanını bulmaktır." (İhya Ulumuddin). Rasulullah (AS) da buyuruyor ki: Kulu: ′′ Ya Rabbi, günahlarımı bağışla, çünkü senden başkası günahları bağışlamaz." (Tirmizi).
Allah (swt) kulunu affeder yeterki o kul af dilesin. Ebu Sa 'id el-Khudri Rasulallah ( AS )' ın şöyle buyurduğunu bildirdi: Şeytan şöyle buyurdu: Senin kudretine yemin ederim ki, ben Adem oğullarını, ruhları bedenlerinde olduğu sürece saptırmaya devam edeceğim. Ve Allah (SWT) buyurdu ki: Benim kudretim ve maşemle, ben onları affetmeye devam edeceğim, yeter ki benden af dilesinler." (Ahmed).
Şeyhimiz, Sahib el-Sayf Şeyh Abdul Kerim el-Kibrisi el-Rabbani (KS) bize Allah ' ın (SWT) sevdiği affı öğretiyor. Ebu Bekr Sıddık (RA) diyor ki: ′′ Keşke hiç yaratılmamış olsaydım." Hazreti Umar (RA) da aynı şeyi söylüyor, Hazreti Ali (RA) ve Hazreti Osman da öyle (RA), Hazreti Peygamber (AS) dahil. Anlamı şu ki; ′′ Allah ' ın (SWT) bize verdiğini taşıyamayacağız ′′ diyorlar. Ağırlıktan değil egomuzdan. Ego bizi her gün yanlış yöne çekiyor. Allah şöyle buyuruyor: ′′ Öyleyse sen her mağfiret dilediğinde beni bağışlayan buluyorsun. Kendinizle samimi olun. Sizin zayıf yaratıklar olduğunuzu biliyorum. Ne zaman af dilesen, ben seni kolayca affedeceğim." Günah işlemek için yolumuzdan çıkan çok şey ve yanlış şeyler yapmak lazım. Bazen yıllar alır. Ve birçok insan neredeyse tüm hayatları boyunca bununla yaşıyor. Fakat onlar sadece dönüp ellerini içtenlikle açıp ′′ Ya Rabbi, af diliyorum. Bu hataları ben yaptım. Zayıf olduğumu biliyorum. Senden yardım istiyorum." Hemen yardım ulaşır. Affedildi, hemen. Bakmalıyız ve bununla bize gelen nimeti anlamalıyız."
 
Mütevâzi olmaya çalışmak, kibir işaretidir...
 
 
 
 
Turkish Arabic English