Desem ki

YAZIKLAR OLSUN, DEVLET DE DELDİ YÜREĞİMİ... 

DOĞRULARI ÖZLERİM; DOĞRU SÖYLEDİM DİYE, DİLERİM EZA GÖRMEZ GÖZLERİM. 

Ulema, “Âlimin verdiği zehiri iç cahilin verdiği baldan kaç” diyor. Ne var ki günümüzde âlim sanılan cahilleri nasıl ayırt edeceğiz? Çoğunluk halinden memnunken, azınlık ses çıkaramıyor, ya da çıkan sesi bastırılıyor. Bizlerin aldanması insana inanmaktan ve herkese güvenmekten kaynaklanıyor. Lakin devletimizi yönetenlere de güvenemeyeceksek vay halimize! Ülkemin memurlarına, amirlerince “Dört günlük yılbaşı tatili öncesi acil ne iş varsa görülsün” denilmiş olacak. Onlarda bazı sallantıdaki işleri ellerinden çıkarmaya gayret etmişler.

Yılbaşına gelinmeden bir gün önce evimin kapısı ve aynı anda zili korku verircesine çaldı; “Kim ki bu saatte” diyerek cesaretle kapının ardına vardım. “Kimsiniz” diye sorduğumda kapının dışından “Polis, kapıyı açın! Cevabını aldım. Polisle ne işim olabiliri düşünmüyorum o an, insanız her şey insan içindir. Üstelik onca sene gazetecilik etmişiz; yiyeni yutanı görmüş, “Az tıkın günahtır” demişiz. Midesi gazlananlar gargara yapmak istemiş olabilirler. Bunlardan ensesi kalın ve eli kolu uzunlar, iftira atıp polisi sabahın ilk mesai saatlerinde apansız evinize yollayabilirler. Burası dünya…

Daha kahvaltımı bile yapmamıştım, aç karnımın gerginliğinden mi, ne? Biraz ürkmüş olsam da, gayet soğukkanlı tavırla kapıyı açtım. Karşımda beyefendi görünümünde siyah takım elbiseli bir adam, temiz yüzlü de. Öyle büyük başlardan birinin fedaisi bakışlı değildi. “Ben Halıkent polis karakolundan geliyorum. Resmi bir zarfınız var.” Değince: “Siz gerçekten polis misiniz, kimliğinizle ispatlayın” demedim. İtimat ettim, beyanına güvendim. “Şuraları imzalayın önce” dedi. Ben zarfı görmeden nedir, ne değildir diyemeden adamın elinde tuttuğu evraktan gösterdiği yerleri imzaladım. “Polisim” demişti. Devletin memuru kapıma kadar gelip resmi bir zarfım olduğunu söylüyordu. Devlet beni kandıracak değil ya, mühim bir şeydir diye düşünüyorum ayaküstü. Sonra sarı uzun zarfı elime tutuşturuyor polis olduğunu söyleyen şahıs ve iyi günler dileyip yanımdan ayrılıyor.

Dış kapıyı örtüp içeri girince bakıyorum ki, zarfın üzerinde ismim ve soy ismim dışında hiçbir yazı yok, ne adres, ne tarih, ne göndericinin kimliği. Rengi dışında zarfın resmi olduğunu belirtir bir emare de yok. Ama zarf hayli kalın, kabarık. Biri bana oyun mu oynuyor, nedir bu” deyip zarfın içini açtığımda polis memurunun yalan söylemediğini anlıyorum. 

Devamını oku...

Desem ki
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 16 Nisan 2019 13:13
Desem ki: Ya Rab! Cennetini, Cemalini görmek isterim,
Der ki: Özünü, sözünü Rızama uygun eyle, öyle gel.
Desem ki Cennetine girmek isterim,
Der ki: Bir yetim kalbine gir de, öyle gel.
Desem ki: Rızana ermek isterim.
Der ki: Anne ve babanının rızasın al da, öyle gel.
Desem ki: Cennet nimetinden yemek isterim,
Der ki: Yetimi, yoksulu giydir, doyur, öyle gel.
Desem ki: Huzurunda durmak isterim.
Der ki: Beş vakit namazını kıl da öyle gel.
Desem ki: Hayırlı dualarımı hep kabul eyle.
Der ki: Düşkünlerin duasını al da öyle gel.
Desem ki: Her türlü belâ'dan bizleri koru.
Der ki: Her türlü günahtan sakın, öyle gel.
Desem ki: ilâhî ilminden nasip isterim.
Der ki: Kur'an ve sünneti öğren, öğret, öyle gel.
Desem ki: Peygamberlik, velîlikten nasip isterim,
Der ki: Dostlarımın sırrına er de, öyle gel.
Desem ki: Ecdadımın duasını almak isterim.
Der ki: Bütün atalarına layık ol da, öyle gel.
Desem ki: Devamlı huzurunda durmak isterim.
Der ki: İlâhî zatımı her yer de, her an hazır bil de, öyle gel.
Desem ki: rahmetini, affını, keremini isterim.
Der ki: Mahlûkatıma şefkat,merhamet, iyilik eyle, öyle gel.
Desem ki: Ya Rab! daima dostluğunu isterim.
Der ki: Yetimi, yoksulu seveni dost eyle, öyle gel.
Desem ki: Nefis ve şeytandan sana sığındım.
Der ki: İlâhî zatımı can özünden yakın bil de öyle gel.
Desem ki: Yab! Sana kavuşmak sırrına ermek dilerim.
Der ki: Mâ sivâ'yı kalbinden sil de öyle gel.
Desem ki: Sırattan geçmek isterim.
Der ki: Her çeşit haramdan, günahtan kaçın öyle gel.
Desem ki: Cennet nimetlerini çoğalt, daha da süsle.
Der ki: Cennetlik huylarını giy, süsle, öyle gel.
Desem ki: Kevser suyundan içmek isterim.
Der ki: Aç'ı doyur, susuza su ver, öyle gel.
Desem ki: Yab! Her zaman bana cömertlik eyle.
Der ki: Maddeten, mânen cömert ol da, öyle gel.
Desem ki: Günahımı bağışla, tevbem kabul et.
Der ki: Borçlarını öde, düşenleri kaldır,
had ve hududunu bil de, öyle gel.
Desem ki: ilâhî zâtını ziyaret etsem.
Der ki: Sana emek veren dostlarımı ziyaret eyle, öyle gel.
Desem ki: Her türlü kirlerden bizleri koru.
Der ki: Düşünce, söz ve davranışını süz de öyle gel.
Desem ki: Ya Rab! Dostlarım çoğalt, herkesten dua i sterim.
Der ki: Bütün müslümanlara hizmet eyle, öyle gel.
Desem ki: Özel sevgini, Cennetten de bir köşk i sterim.
Der ki: Her kim olsa, insanları her çeşit kötülükten kurtar, öyle gel.
 
 
 
Turkish Arabic English