Âgehî'nin Gemi Kasidesi

یاری اندر کس نمی‌بینیم یاران را چه شد
دوستی کی آخر آمد دوستداران را چه شد

Yâr-i ender kes nemî bînîm yârân râ çe şod
Dôstî key âhir âmed dôstdârân râ çe şod

Yâr olan birisini görmüyorum sevenlere ne oldu
Dostluk ne zaman sona erdi dostlara ne oldu

آب حیوان تیره گون شد خضر فرخ پی کجاست
خون چکید از شاخ گل باد بهاران را چه شد

Âb-ı heyvân tîre gûn şod Hızr-ı ferruh pey kocâst
Hûn çekîd ez şâh-ı gul bâd-ı bahârân râ çe şod

Hayat suyu bulanıp karardı, mübarek Hızır hani nerede
Gülün dalından kan döküldü bahar rüzgârlarına ne oldu


کس نمی‌گوید که یاری داشت حق دوستی
حق شناسان را چه حال افتاد یاران را چه شد
Kes nemî gûyed ki yârî dâşt hakk-ı dôstî
Hak-şinâsân râ çe hâl uftâd yârân râ çe şod

Hiç kimse dostluk hakkından/hukukundan bahsetmiyor
Hak-şinâslar (hak-hukuk bilen, gözetenler) ne hâle düştü, birbirinin sevenlere ne oldu

لعلی از کان مروت برنیامد سال‌هاست
تابش خورشید و سعی باد و باران را چه شد

L'alî ez kân-ı muruvvet ber neyâmed sâl hâst
Tâbeş-i horşîd u s'ay-i bâd u bârân râ çe şod

Sevgilinin ağzından yıllardır iyilik çıkmadı
Güneşin gücü rüzgarın gayreti ve yağmurlara ne oldu

شهر یاران بود و خاک مهربانان این دیار
مهربانی کی سر آمد شهریاران را چه شد

Şehr-i yârân bûd u hâk-i mihribânân în diyâr
Mihribânî key ser âmed şehryârân râ çe şod


Bu diyar merhametlilerin toprağı ve dostların şehriydi
Sevecenlik ne zaman sona erdi kahramanlara ne oldu

گوی توفیق و کرامت در میان افکنده‌اند
کس به میدان در نمی‌آید سواران را چه شد

Gûy-i tovfîk u kerâmet der meyân efkende end
Kes be meydân der nemî âyed sevârân râ çe şod

صد هزاران گل شکفت و بانگ مرغی برنخاست
عندلیبان را چه پیش آمد هزاران را چه شد

Sed hezârân gul şukuft u bang-i morğî ber nehâst
Andelîbân râ çe pîş âmed hezârân râ çe şod

زهره سازی خوش نمی‌سازد مگر عودش بسوخت
کس ندارد ذوق مستی میگساران را چه شد

Zuhre sâzî hôş nemî sâzed meger ûdeş besûht
Kes nedâred zovk-i mestî meygusârân râ çe şod

Dostluk sohbetlerinden mutlu olanlara ne oldu


حافظ اسرار الهی کس نمی‌داند خموش
از که می‌پرسی که دور روزگاران را چه شد

Hâfız esrâr-ı İlâhî kes nemî dâned hamûş
Ez ki mîporsî ki dûr-i rûzgârân râ çe şod

Ey Hafız sus ilâhî sırrı kimse bilmiyor 
Kimden soruyorsun ki zamânenin/dünyanın hâli nicedir, ne oldu

Âgehî'nin Gemi Kasidesi
Habîbullah Lâmekânî tarafından yazıldı.   
Pazar, 08 Ekim 2017 18:13
agehi gemi kasidesi Sen, firkatını çektirip bizden uzaklaştın, gittin; bense ayrılık denizinde nice fırtınalarla boğuştum (Firkata: kürekle yürütülen bir çeşit savaş gemisi)Fâ’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün
 
 
Çekdürüb firkatanı bizden ırağ oldun sen
Bahr-ı firkatte niçe furtunalar çektüm ben
 
Firkata: (İtal. fregataBuharlı gemilerin îcâdından önce Osmanlılar’ın savaşlarda gözetleme, karakol, haberleşme, büyük gemileri çekme gibi işlerde kullandıkları, 10–17 çift kürekle veya yelkenle hareket eden, bir ambarlı, uzun, dar, süratli teknelere verilen isim [Firkate ince donanma sınıfından olup nehirlerde de kullanılırdı]: Cenk ederek yetmiş pâre firkatesini feth edip… (Evliyâ Çelebi). On oturaktan on yediye varınca firkatedir (Kâtip Çelebi’den Seç.). 1147 hicri – 1734 mîlâdî târihli bir vesîkaya göre Birecik tersânesinde altmış adet nehir gemisi yaptırılmaya teşebbüs edilmişti. Bunlardan yirmi tânesi firkate ve kırk tânesi de daha küçük gemilerden olacaktı(İsmâil H. Uzunçarşılı)
 
Irak: (Eski Türk. yırak yıra-mak “uzaklaşmak”) Uzak: Iraktır yollarım dolandım geldim / Tatlıdır dillerin eğlendim kaldım (Karacaoğlan). El öpmek ârzû etsen ıraktan merhabâ derler (Şeyhülislâm Yahyâ). Estergon kalesi su başı durak / Kemirir gönlümü bir sinsi firak / Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak (Türkü).
 
Bahr: (ﺑﺤﺮi. (Ar. baḥr1. Deniz, deryâ: Bakmazlar Dertli’ye algındır deyü / Hakîkat bahrine dalgındır deyü (Dertli). Kenâr-ı bahrda hoş bir mahaldir nâzır-ı âlem (Abdülhak Hâmit). 2. Büyük nehir veya göl: “Bahr-ı Ceyhun.” “Bahr-ı Lût.” 
 
Furtuna: Fırtına.
 
Sen yıkarsın bu yakalarda gönüller şehrin
Dil ü can mülkini yağma edici sensin sen
 
Yaka: Kıyı, sâhil: Ve dokuzuncu günü Bosna paşası Budin’e dâhil olup Peşte yakasına kondular (Kâtip Çelebi’den Seç.). Yel oldu nâgehan urdu yakaya / Cihanda çâre yoğ imiş kazâya (İzzet Molla). Som ateşten bu saraylarla karşı yaka / Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka (Yahyâ Kemal). 
 
d-i aşkun alavand eyledi sabrum gemisin
İlevend oldu gönül tıflı senün derdünden
 
Bâd: Rüzgâr
Alavand: 
İlevend/Levend: 
 
Barbariçan siyeh atlasdan olaldan, cânâ
Gemici neftilerin âşık-ı zâr ettin sen
 
Bahr-ı aşk içre yürüsem n’ola yelken dorıda
Bir harâmî bakıcı yâre esir oldum ben
 
Seyr eden yüzüni deryâda erişür Hızr’a
Kadre uğrar seni bir kerre kadırgada gören
 
Agehi gemi kasidesi
Yâr ağyâr-ile deryâya çıkar seyrâna
Ehl-i dil âşık olan volta urur gen yakadan
 
Dûd-ı âhum direk oldu, bu zemîn keştî-dür
Bir yeni yelken olup-dur ana gerdûn-i köhen
 
Canda suğurya-durur derd ü belâ renc ü anâ
İstifa oldı gönül mankaları mihnetten
 
Geldi çatdı dil u cân zevrakına bad-ı belâ
Bizi çiğnetmeğe bu fülk-i felek dutdı dümen
 
zgâoldı muhâlif, başuma üşdi belâ
Başladı geldi karıntı yine baştan kıçtan
 
Bahr-i aşka düşeli oldı muhalif çenber
Korkum oldur ki gele bad-ı belâ yapraktan
 
Eğer oldunsa mahabbet denizinde mellâh
Pusula şevk gerek, harti gam u derd ü mihen
 
Aşk deryâsına saldunsa gönül zevrakını
Bulımazsın bu yakalarda dilâ, sen mesken
 
zgârun karışık oldı, hazer eyle, dilâ
Üstine aldurasın tira mola mayna seren
 
Hûblar forsa koçub sana kenar olmaz ise
Olma anlardan alarga, bir iki gün katlan
 
alt
 
Bahr-i aşk içre olan âşıka pend, ey zâhid
Karadan alet onarmak gibi-dür gen yakadan
 
Götür ırgalyayı, olma paçariz, ey ağyâr
Yâri ben bahr kenarında kenar eyler-iken
 
Ey gönül nice yatursın bu limân-ı tende
Himmetün lengerin al, mevsimi-dür, aç yelken
alt
Korsan ol, hasılı dünyâdan alarga olı-gör
Bu hayırsız adada durma, dila, iso seren
 
zgârun pupa olmaz ise avlamağ-ıla
Yüri deryâ üzerinde bir iki gün oyalan
 
Himmetün göncügin elden salı-verme zinhar
Keştiy-i sabrunı sakla alavand olmaktan
 
Alamarga-yla yüri yoğ-ısa yel yelkende
Çünki âşık olımazsın hele bâri yelten
 
Kulzüm-i aşka sefer eylemeğe azm eyle
zgâr oldı, yüri, tenta forasök yelken
alt
Etmek istersen eger bâğ-ı cinânda manca
Amel ü zühd komanyasını vâfir yüklen
 
Orsa varsan çıkamazsın, poça gitsen girdâb
Nice kullansan atar karaya bu keşti-i ten
 
Olmadın lenger-i ten bahr-i fenâya fonda
Pupa âlât-ile can kalyetasını kullan
 
Ey dirîğâ, bizi gâfil-le zebûn etdi hâvâ
Geldi çatdı demür üstinde yaturken düşmen
alt
Yâ İlahî bizi girdâb-ı havâdan kurtar
Bize yol ver, varalum bir ilimana erken
 
Kelimatüm dür-i deryâ-yi hakikat anlar
Bahr-i ma`nâda şinâverlik eden ehl-i sühân
 
Olsa deryâ kumı mikdarı kayurmaz derdün
Sa`ati var, geçer, ey Âgehi sabr et, katlan
 
 
Turkish Arabic English