HAYAT BİR BÜTÜN

SANA ADALET, BANA ATALET ...

OLMAZ, BÖYLE HAK YERİNİ BULMAZ!

Adalet adil olmak, adil dağıtmak demektir.  Aslı Hak, nesli hukuk…Detayı hukuk çerçevesi dahilinde haklıyı bulup hakkını teslim etmek…Haklı ile haksızın ayırt edilmesi,hak sahibine hakka uygun şekilde hakkını verilmesi demektir.

Hukuk ise; duygusal değil, yazılı, tarafsız ve adalet mantığı üzerine bina edilir. Adalet saraylarında adalet ad olarak kapalı kaldıkça, yaşanmadıkça, yaşatılmadıkça adının varlığı neye yarar?

Bizim güzel yurdumuzda isim olarak adalet çok da, hak-hukuk alanında maalesef kırıntısı bile yok. Adaletin olmadığı yerde ne hak vardır, ne hukuk vardır. Olmayan bir şey de aranmamalıdır, var etmeye çalışmalıdır.

Bu siteden defalarca yazdım, yeminler ederek adaletin ülkemde var olmadığını vurguladım. İnanılmaz inatla sözümün arkasındayım. İzninizle misal verecek olursam, zengin birinin oğlu, yahut kızı bir pislik yapsa, babası o pisliği parasıyla temizler. Parasının çokluğu oranında pürüpak hale dönüştürür. Ben yanlışa çatsam, hakkımı aramaya kalksam, param yoksa adalet labirendinde dolanıp durdukça pisliğe bulanırım. Zengine hızla dönen çark, bana tembellik yapar. Sümen altına tıkılan dosyam, aylarca toz toplar.

Maalesef biz İslam'dan uzaklaştıkça, dini imanı para ile değerlendirdikçe hakkı hukuku kaybetmişiz.

Bir zalim kendine karşı çıkan bir masuma zulüm edebiliyor. Adalet makamındakiler itibarlı olana göre hüküm verebiliyor. İtibar değerlendirmesi de karaktere, edebe göre değil; kravat takışa ve paranın pek çokluğuna göre ölçülüyor. Emin olunuyor. Paran yoksa avukat dahi kılını kıpırdatmıyor. Adamlar ağızlarını lira değerinde açıyor. 

Haksızlıklar sadece adalet saraylarında tıkılı değil. Ülkemde her alanda adaletsizlik var. hak yeme var, haksız kazançlar var... İşçinin hakkını gasp eden işverenler var. "Salla başı al maşı" zihniyetiyle çalışan memurlar var. Torpil kavramı var. Devlet desteğiyle kıçını kapatanların dengesizlikleri var.

Ülkemde varlarla yoklar arası o kadar orantısız ki... Hangi uçundan tutsan dökülür, çürümüşlükler elinde kalır.

Ve lakin herkes hak ettiği makamda olsa insanlar neyi konuşacak, ben bunları nasıl yazacağım, cehennem ne işe yarayacak, gayya kuyusu nasıl dolacak, imtihan ne olacak, öyle değil mi?

Devamını oku...

HAYAT BİR BÜTÜN
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 11 Temmuz 2017 05:26

Daima göz önünde bulundurulması gereken nokta şudur:

Hayatın en küçük hareketleri bile geleceği yapar veya yıkar.

Her yanlış hareket hayatta faturası ödetilecek bir durumdur.

altAlmanya’da konsolosluk yapan biri anlatmıştı. Bir gün, bir hamal tutması gerekiyor. Yolda beraber gidiyorlar. Konsolos mesleğinin dışında çok okuyan, gerçekten kültürlü bir insandı. Hamalla konuşurlarken bir şey dikkatini çekiyor. Hamal Goethe’den bir cümle söylüyor. Konsolos hayret içinde. Hamala soruyor; “Bu cümle size mi ait, bir yerden mi aldınız?” Hamal; “Efendim,” diyor, “bu cümle Goethe’nin Faust isimli eserinin filanca sayfasında var.” Konsolosun hayreti daha çok artıyor. “Siz nereden biliyorsunuz?” diyor. Hamal; “Efendim,” diyor. “Ben on iki yıldır Goethe ve Faust üzerinde çalışıyordum. Bir kitap hazırladım, basılması için matbaaya verdim. Eğer ilgiliyseniz baskı bittikten sonra size kitabımı hediye edebilirim. Aradan yıllar geçti. Konsolostan dinlediğim bu hatırasını hiç unutmadım.

Mesele diploma değil. Acaba bugüne kadar Alman Edebiyatı kürsüsünde profesörlük yapan kaç kişi Goethe ve Faust hakkında bir eser verebildi? Hatta kaç kişi bir makale yazabildi. Adam olmak için, gerçek kültürlü bir insan olmak için ille de diplomalı olmak şart değil. Benim gençlik yıllarımda edebiyat âleminde gerçekten herkesin çekindiği bir insan vardı: Nurullah Ataç. Profesörler bile Nurullah Ataç ile münakaşa yapamazlardı. Çünkü pek çoğu onun kadar kitaba ve okumaya düşkün değildi. Ama bu Nurullah Ataç, ilkokul mezunu idi. Kendi kendini yetiştirmişti. Türk edebiyatının en büyük romancılarından ve fıkra yazarlarından biri olan Peyami Safa da orta ikiden ayrılmıştı. Hayatı boyunca Peyami Safa ile polemiğe girip de kaybetmeyen bir kişi olmadı. Son devrin büyük velilerinden Mamaklı Ahmet Kayhan Hazretleri hayata hamal olarak başlamış, bahçıvan olarak bitirmişti. Ama ben nice profesörlerin, bakanların, Efendi Hazretlerinin elini öpmek için kapıda kuyruğa girdiklerini gördüm. Hayat bugünkü bazı insanların sandığı gibi paradan, puldan, mevki, makam, rütbeden, diplomadan ibaret değil. Önemli olan insan olabilmek, insan-ı kâmil olabilmek. Hazret-i insan makamına yükselebilmek.

Aman dikkatli olalım. Çocuğumuzun diploma sahibi olmasından evvel adam olmasına, bir beyefendi, bir hanımefendi olarak yetişmesine gayret edelim. Bugün öyle servet sahibi insanlar var ki, öyle makam sahibi insanlar var ki, yüzüne tükürseniz, tükürüğünüze yazık olur. Hani herkesin bildiği bir Anadolu hikâyesi vardır. Adam vezir olmuş, sonra babasını ayağına çağırtmış. Bak baba demiş, gördün mü? Sen bana adam olamazsın derdin. Bak gör, ben vezir bile oldum. Adamlarıma emir verdim, seni buraya getirttim. Baba gülmüş. Ah evlâdım demiş. Ben sana vezir olamazsın demedim ki. Ben sana adam olamazsın dedim. Nitekim beni ayağına çağırtmakla bunu ispat etmiş oldun. Hayat bir bütün, bir kompozisyon. Diploma onun bir nüansı.

 
 
Turkish Arabic English