MİRAÇ KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN

MİRAÇ KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 23 Nisan 2017 09:20

alt

Aydın olan ışığı görene her an Kandil, çok şükür aydınlığa kavuşmak ne güzel Hu...

 

Allaha iman söz konusu olsada, MİRAÇ'a iman İslamın ÖZ konusudur...

 

MİRAÇ'ın farkındalığı ŞUHUD ile olur. MİRAÇ yükseliş değil TENZİLL'dir, ALLAH'ın.cc şuuruna şuhuden tenezül edişini yaşamaktır..

 

Rasulullahtan.sav bize kalan tek MİRAS, MİRAÇ'tır. MİRAC kendi şuur boyutunda ŞUHUD ile gerçekleşir, kuru bilgi ile değil...

Peygamber Efendimiz Kâbe’de namaz kılarlarken, tam secde halinde Ebu Cehil ve adamları geliyor, mübârek başının üzerine bir deve işkembesi bırakıyor. Peygamber Efendimiz hiç kımıldamadan o halde bekliyor. En küçük bir harekette işkembe parçalanabilir. O sırada kızı Hz. Fatıma Annemiz yetişiyor, işkembeyi ağlayarak kaldırıyor. Bu olay Resulullah Efendimizi o gece ziyadesiyle üzüyor. Ancak böylesine üzgün bir halde otururlarken Cebrail (A.S) beliriyor ve Miraç mucizesi vuku buluyor.

Hayat ne kadar geçici, kısa da olsa, yüce Peygamberimizin buyruğunu dâima göz önünde bulundurmalıyız. “Beşikten me­zara kadar ilim öğreniniz.” Ve yeryüzündeki bütün kitapların, bir tek kitabın daha iyi anlaşılması için okunduğu yüce Kur’an’da, “İlim öğrenmek kadın erkek her müslüman için farzdır.” buyuruluyor. Bizler bu Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerifin ışığında, değil her günümüzü, her saatimizi, her dakikamızı bile güzel değerlendirmek zorundayız. Çeşmeler gürül gürül akar­ken testilerini doldurmayanlar, yarın nedâmet içinde dövüne­ceklerdir.

Hiçbir şeye takılmamak lâzım, kendi geçmişimden bile, bana ne diyeceksin. Bazı şeyleri insan kendi kendine bile konuşmamalı. Kendi dünyamızı karartmaya ne hakkımız var. Ben yepyeni güzellikler yaşamak istiyorum. Ben mazi ile hesaplaşmak istemiyorum. Hata yaptıysam, bitti. İyilik yaptıysam, o da bitti. Her yeni doğan gün, bir şanstır. Geçmişte yaşadığımız bir üzüntüye takılıp kalmak, o günkü enerjimizi alır götürür.

Sürekli olarak içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz. Tevhidî görüşten uzak olduğumuz için şâd olamıyoruz. Suçu ona buna atmakla büsbütün gerçeklerden uzaklaşıyoruz. Hayatımız yamalarla dolu. Birbirinden uzak, birbirine yabancı yamalar. Aslında biz birbirimizle konuşmayı bile unuttuk. Oysa, öyle muhtacız ki… Milyonlarla dolu şehirlerde yaşıyoruz, sevgi susuzluğu içindeyiz. Yunus, “Aşk gelicek cümle eksikler biter.” diyordu. Bizim aşkımız olmadığı için eksiklerimiz devam ediyo...r. İnsanoğlu bir yığın imkân ve bir de atâlet yekûnu… Nefs tabakasını kıramadığımız için kendimize de, birbirimize de yabancıyız. Kendimizi yenileyemiyoruz. Onun için hayat bizi boğuyor. Sıkılıyoruz, bunalıyoruz, kendimizi sigaraya, içkiye, uyuşturucuya, sekse, kumara, dedikoduya kaptırıyoruz. Önümüzde pınarlar var ama dudaklarımız susuzluktan çatlıyor. On Hadis-i Şerif alsak, günlük hayatımız içinde yaşasak, aile hayatımızda, sosyal hayatımızda, iş hayatımızda bütün nüanslarıyla uygulasak bizi huzurun ve mutluluğun zirvesine götürür. Beş Âyet-i Kerimenin lâyıkı ile yaşandığı takdirde bizi velâyete kadar götüreceğine inanıyorum. Başlamak, iyiye, güzele ve doğruya, bir adım atabilmek… Bütün mesele burada.

Çağımız, mânevi değerlerden uzaklaştıkça, insanlar yeni yeni putlar ediniyorlar. Bunlardan biri de “başarı” putu. Günümüzde en çok kullanılan kelimelerden biri, başarı, başarılı olmak, başarılı insan. Neredeyse başarı kelimesi bile, birçok insanları kendinden geçiriyor. Ağızlarının suyunu akıtarak öyle bir bahsediyorlar ki, onların başarıdan anladıkları da maddi zenginlik, bol para, mal, mülk, mevki, makam. Nice insan bunların sözünü ediyor, hayallerini kuruyor, rüyalarını gö...rüyorlar. Bir yerde bir nişan, bir nikâh sözü edilmeye görsün. Sorular başlıyor; kız güzel mi? Oğlan zengin mi? Ve bu soruların etrafında sıralanan diğer sorular. Ama hepsi aynı paralelde. Sanki kızın güzel olmasıyla, erkeğin varlıklı olmasıyla her şey hallediliyormuş gibi. Hangi ildeyseniz. Adliyesi’nin kapısından girin. Birbiri ardı sıra dizilen boşanma mahkemeleri. Dosyalar koridorlara taşıyor. Böyle uydurma sebeplerle kurulan evlilikler, çok kısa bir sürede uydurma sebeplerle yıkılıveriyor. Allah sonunu hayır getirsin.

 

Sevgi bir ilahi titreşimdir. Sevgi insanı yücelten, temizleyen, Allah’a ulaştıran bir olay. Nerede sevgi orda Allah, nerede sevgi orada güzellik… Sevgi, hayatın odak noktasıdır. Ben sevgisiz bir yudum su, bir lokma ekmek bile yemek istemem. Sevgiyle bakır altınlaşır. Sevgiyle hastalıklar iyileşir. Sevgi renktir, ışıktır, estetiktir. İki insanın aynı ruh asaleti, temizliği içinde birbirini sevmesi en güzel sevgidir. Bir insanda uyanan sevgiyi muhakkak ama muhakkak, saygı ile beslemek gerek. İlk gün başlayan dostluğu, sonuna kadar aynı estetikte, aynı güzellikte götürmek gerekir. Saygıyla beslenmeyen sevgi, sonunda yozlaşır. Sevgi bir gıdadır. Eğer ben sevilmeyeceksem, aranmayacaksam, beklenmeyeceksem yaşamak istemem. Parayla her şey alınmaz, hele sevgi asla! Bir insanın yüreğindeki sımsıcak sevgiyi, bağlılığı parayla alamazsınız.

Hepimiz bu dünyaya bir görevle geldik. Onurlu bir hayat yaşamak, helâlinden kazanmak, insanca, efendice bir hayat sürerek Allah’ın ve Peygamberin gösterdiği yolda, imkânlarımız nispetinde yürümek, her an daha iyiye, daha güzele, mükemmele doğru gitmeye çalışmak, hayatımızın her bölümünde, Resulullah Efendimizi kendimize örnek almak ve yürüyebildiğimiz kadar o yolda yürümek.

Kâinatın en büyük şairi Yunus Emre ne diyor, dikkat buyurun:

“Miskin Yunus sen seni bir adam mı sanırsın,

Halini miktarını bil derlerse ne dersin?”

...

 

“Sana derim ey hoca,

Sırat köprüsü nice.

Kıllardan daha ince,

Geç derlerse ne dersin?

 

Yoğ ise amalimiz,

Fayda vermez malımız.

Kabirde sualimiz,

Ver derlerse ne dersin?”

Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, ben, şükür kapısından geçmeden kimsenin mutlu olacağına, sağlıklı olacağına, başarılı olacağına, güzel bir hayat yaşayacağına ve çevresindeki insanlara da yaşatacağına inanmıyorum. Allah bizlere de, yeryüzündeki bütün insan kardeşlerimize de o şükür kapısından geçmeyi nasibetsin...

Mevlevî dervişlerinin dönüşleri ne kadar anlamlıdır. Göğe çevrilen elleriyle, mânâ âleminin güzelliklerini devşirirken, yere çevrilen elleriyle de bu güzellikleri insanlara ulaştırırlar. Hayat ne daimî bir alış, ne ebedî bir veriştir. Hepimiz her an o alış ve veriş evreninin ortasında bulunuyoruz. Kur’an-ı Kerim’de: “Allah her an yeni bir şe’n üzeredir.” buyruluyor. Şe’n, oluşum, varoluş, değişim, başkalaşım anlamlarını içerir. Hayat her an yeniden kuruluyor, yeniden mahvoluyor. Bir şehrin elek­triklerine uzaktan bakacak olursak, kıpır kıpır ışıkların, bir yanıp bir söndüğünü görürüz. Her gün yeni keşifler oluyor. Bilin­meyenler ilmin ışığında açığa çıkarılıyor. Hayatın içinde ve orta­sında, her an, bitmeyen tükenmeyen bir değişim süreci için­deyiz. Hiçbir zaman, hayat geriye adım atmıyor. Öyle baş dön­dürücü bir hız içindeyiz ki...

Güzellik kâinatın altın anahtarıdır. O anahtar, ancak ona lâyık olanlara, o ruh olgunluğuna erişenlere verilir. Söylediğini yapmayanlara, yapamayanlara bir iş düşüyor. Edebini takınıp sükût etmek. Sadece birtakım şekilleri yerine getirmekle bir yere vardıklarını, bir şey olduklarını sananlar, hiçbir zaman gafletten, ziyandan kurtulamayacaklardır. Hayat bizden yeni ruh hamle­leri, yeni fetihler bekliyor. “İki günü birbirine eşit olan zi­yandadır.” Ne mutlu “Bildikleriyle amel edenlere.”

Allah cümlemize nasip etsin.

 

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ