İDRAK İŞİ

ACILAR TOKLUK YAPAR, TATLILAR ACIKTIRIR.
Tatlı yemek hemen her nefsin hoşuna gider, kimisinin yedikçe yiyesi gelir. Acı ve tuzlu olanlarsa, çoğunluğumuzca tercih edilen lezzetler değildirler. Oysa acı ve tuz bedeni pişiren, pekleştiren, tokluk hissettiren ve gücümüzü sağlamlaştırandır. "Tuzlayayım da kokma" deyimi, bozulmadan durma mânâsı verir. Nitekim tutup tuzladığınız bir balığı yıllar sonrasında bile ilk gününden daha leziz kıvamında yiyebilirsiniz. Tatlılar çok çekicidir, yedikçe damak doymaz. Dimağ tatmin olmaz. Bir süre sonra vücud acıkır, dahasını bulamazsa hâlsizleşir. Elden ayaktan kesilir, güçsüzleşir. Acıya ve tuza eyvallah, diyenlerse daha dayanıklı olduklarından, daha çabuk amaçladıklarına ulaşırlar. 
Yaşam sürecimizde karşımıza çıkan güzellikler ve çirkinlikler de; zorluklar yahut kolaylıklar da, tatlı ve acı sunumlar olarak değerlendirilebilir. İyi, mutlu, huzurlu günleri tatlılara; sıkıntılı, zor süreçleri acı ve tuzlu sunumlara benzeterek değerlendirebiliriz. 
DÜNYA SOFRASINDA KİMSENİN DAMAK TADINA UYGUN LEZZETLER BULUNMAZ
HAYAT ASLA PLÂNLADIĞIMIZ ŞEKİLDE GEÇMEZ
Elbette güzel günler hep olsun isteriz, ama bir hatâ ile onları kolayca kaybedebiliriz. Hatâmız hırsımızdan, nefsimizden kaynaklanır. Hani "Tatlıyı bulmuşuz, daha fazlasını isteriz. Hiç bitmesini istemeyiz, hep benim olsun" deriz. Göz doymayınca, gönül yetinmek bilmez.
Rabbimiz ne buyuruyor: "Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder" (42/ŞÛRÂ-30) Amennâ...
İnsanız ve nefis sahibiyiz. nefsimize her hoş geleni doğru tat sanıyoruz. Doğru sandığımızı elde edene kadar, ya da elde ettiğimizi kaybetmemek için gerektiğinden aşırı mücadeleler ediyoruz. Obezliğin sonu sıkıntılı ölümdür. Nefsimizin doymak bilmez arzularının sonu hüsran olduğunda hayata küsüyoruz, hatta hayattan kopuyoruz. Çünkü sıkıntıya düştüğümüzde bir daha o çukurdan çıkamayız sanıyoruz. Gerçekten de çabalamazsak çıkmamız çok daha zorlaşır. Ne yazık ki zor günlerin hiç geçmiyormuş gibi ağır süreçleri var. Oysa güzel günler ne çabuk da geçti bitti olurlar. Sanki anılarda bir esinti gibi kalırlar, bazen sanki hiç yaşanmamışa dönerler. Lâkin zaman aynı zaman, saatler, gece ve gündüz döngülerini düzenleyen aynı ritimdeler. Sıkıntılar mı, iğne gibidirler. Acısı o anda bağırtır, ağlatır ama vücudun sıhhati ve selâmeti için gereklidir. Sonraları o acıyı unutuverirsin. Aklına bile gelmez.
Yapmamız gereken önümüze acı çıktığında burun kıvırmadan sabırla yemeğe çalışmaktır. "Her gün bal yiyen baldan usanır" demişler. Çok doğrudur, her gün aynı düzen içindeki hayat sıradanlık olur. Mutsuzların çoğu bu sıradanlıktan yakınır. Zira kimse mutluluktan sürekli uçamaz. Kimse de hayatı boyunca hep zulüm görmez. Rabbimiz bir şeyleri, birilerini vesile ederek hep fırsatlar verir durur. Görene, değerlendirmesini bilene... Bakar kalırsan, kaçanı kovalayamazsın.
Yüce Yaradan'ımız buyurmuş: "Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık." [İsra, 13]. Biz acaba hangi durumda neye nasıl çaba sarfediyoruz, ömür kısadır, lüzumsuz işlerimizse pek çoktur.
İnsan nefsini bir aşabilse Rabbinin yolunda hiç tökezlemez. Bu uğraşı içinde olmamız Allah'ımızın rızâsını kazanmamıza vesile olacaktır şüphesiz. Ne var ki nefsimiz öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez. Bu yüzden pek çok insanın hayatı, nefislerini doyurma yollarını aramakla geçer. Fani başarılar peşinde koşarken, neden yaratıldıklarını  unuturlar.
Ve bu sebeple gerçek hayatın imtihanlarından sınıfta kalmış olurlar, oluyoruz!
Acısıyla, tatlısıyla bütün lezzetleri sevmeye, sindirmeye çabalarsak hayat daha güzel gelecek ve zorlukların üstesinden gelmek kolaylaşacaktır. Hele ki bir de ağzımız dualıysa çok daha kolayca ve sağlamlaşmış olarak aşılmış olacaktır sıkıntılar. Terlemeden sıhhat bulunmaz, kuldan medet umulmaz. Allah âyetlerini doğru anlayan ve yaşayanlardan eylesin inşallah...
Bir âyet var, gelmiş geçmiş, gelecek ve geçecek tüm insanlara ilahi bir ikaz.
"İmtihan olmadan salıverileceğinizi mi sandınız" [Ankebut Suresi, 2]. Mutlak surette bütün canlar imtihandan geçiyor. Biz, bizimkini biliyoruz. Dışarda iyi sandığımız nicelerinin kötü hâllerini sadece Allah bilir. Allah hiçbir kuluna ayırım yapmaz. Fırsatı da her kuluna verir, ezâyı, cefâyı, sefâyı da. Değerlendirme yapmamız bizim aklımıza, fikrimize, irâdemize, kısacası nefsimize dayalı.
Elbet imtihanlarımız kalemle kağıtla olmuyor.
Devamını oku...

İDRAK İŞİ
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 23 Nisan 2017 09:10

 

Nefes aldığına şükret verdiğine şükret şükür ettiğine de şükret
(Aziz Mahmud Hüdai k.s
Bir kimse başına gelen dünyevi musibetlerden dolayı sizlanirsa musibet imanına İntikal eder
(Mansur b.Ammar k.s
Sakın ALLAHÜ talanınZatindan bir şey düşünmeyin Günaha ve küfre düşersiniz
(Amr b.Osman mekki k.s
 
Başkalarının zarar görmesine sevinen kisi kurtuluşa eremez
(Bennan el hammal k.s
 
Her kim sıkılıyorsa Dünya işleri içindir o kişinin dünyayı sevdiğini gosterir.
(Ebul Hasan harakani
 
(NİSAN YAĞMURU TOPLAMA ZAMANI 14 NİSAN İLE 14 MAYIS ARASI...
Eshab-ı Kiram : (o ilaçtan) Bize de haber ver,Ya Rasulullah dediler, Rasulullah (s.a.v):
‘’Nisan yağmurunu alınız (toplayınız). Ona; 70 defa Fatiha-i şerife, 70 defa İhlâs-ı şerif, 70 defa Felak suresini, 70 defa Nâs suresini, 70 defa Tesbih duasını (SübhanAllahi vel-hamdü
Lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vâllahü ekber ve lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyıl-azîm)...
okuyunuz. Sonra, 7 gün devamlı olarak sabah akşam birer bardak içiniz. Beni hak Peygamber olarak gönderen Cenâb-u Hakk’a yemin ederim ki, Cebrâil Bana dedi ki ; "Bu sudan içen kimsenin, cesedinden, damarından, sinirinden, etlerinden, o kimseye ağrı, acı veren rahatsızlığını Cenâb-u Hakk giderir ve o kimseye sıhhat ve afiyet verir.’’
 
 
  • İlim öğrenmek edep içindir.! Edepsiz ilim sahte para gibidir.
     
 
 
  
  • Edep ve haya insana kemal tacı giydirir.. ve ruhun Rahman'a vuslatı gerçekleşir..!
    Sebebler Sen'dendir, Edeb Bizlerden. Etme Bizi yarabb. edebsizlerden. (Sadi şirazi
    Sevdiklerim sevdiklerin ve beni sevenler seni sevenler Allah'ım.. şimdi derdimi kime arzedeyim.
    Güneş gibi tutulmuş bir akıl ile gündüzün içinde bir karanlıktayım sensiz Allah'ım...
    Sarhoş halde bir köşede oturup Senin için ağlamak, insanlarla kavga edip çekişmekten yeğdir Allah'ım...
    Ey aşkıyla divane olduğum Allah'ım.. sensiz geçen her an benim zararım..!
     
     
     
     
  • İBLİS SADECE ‘BEN’ DEMEYİ BİLİR. MELEKLER SADECE ‘SEN’ DEMEYİ BİLİR. ÂDEM İSE , SEN İLE BEN’İ CEM EDENDİR.
     
     
    Gökten yere her işi O evirip düzene koyar…
    (Secde Suresi, 5)
     
    Huzur, iç dünyamızda sağlanan denge­nin meyvesidir. İnsan zihni, bir gölün durgun suları gibi sessiz, sâkin ve rahat olmayınca, gönül çiçekleri açılmaz. Çiçeği fazla sularsak, çürütür; ilâcı fazla verirsek hastayı öldürürüz. Aşırı tuz doldurulan çorba içilmez. Her şeyin bir ölçüsü vardır. Söz de ilâç gibidir. Azı faydalı, çoğu zararlıdır. Resûlullah Efendimiz, “İşlerin hayırlısı vasat olanıdır” buyuruyor.
    Genellikle insanların bir kısmı hep mazide yaşar. Keşke falancayla evlenseydim veya evlenmeseydim, falanca arsayı keşke kaçırmasaydım, alsaydım… Bu keşkelerin sonu bir türlü gelmez. Bazı kimseler hep geleceği yaşarlar. Yılbaşında, Milli Piyangonun büyük ikramiyesi bana çıkarsa neler yaparım, hayallerinin sonu bir türlü gelmez. Bir gün Çankaya’dan daire alır, bir gün Gaziosmanpaşa’dan. Bir gün Mercedes alır, birgün Limuzin. Bu suretle insanlar en kıymetli hazinelerini, zamanlarını boşa harcamış olurlar. Halbuki mâzi, acısıyla tatlısıyla geçip gitmiştir. Yapacak bir şey yoktur. Gelecek ise meçhul. Hiçbirimiz yarın sabaha çıkacağımızı garanti edemeyiz. Geriye şimdiki zaman kalıyor. Önemli olan anımızı yaşayabilmek, o an içinde ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak. Tasavvufta buna “ibnûl vakt” olmak denir. Yani “zamanın çocuğu” olabilmek…
     

     

 
 
Turkish Arabic English