YÜREK GEREK

Lâ tahzen / Üzülme...

Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince.

Lâ tahzen / Üzülme...

Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.

Lâ tahzen / Üzülme...

Hakk’ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır.

Lâ tahzen / Üzülme...

Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)

Lâ tahzen / Üzülme...

İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.

Lâ tahzen / Üzülme...

Devamını oku...

YÜREK GEREK
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 07 Nisan 2017 07:14

Her batan güneş ile ölüyoruz,ve her Dogan Güneşle yeniden doğuyoruz,tek tek geçen hergün bitiyoruz,ve bitişimiz geliyor gözler önüne,sen görmesende gidiyorsun,azar azar ötelere...

 NEREDE O YÜREK?

altSon zamanlarda çok yanlış benzetmeler ve yüceltmelere çok rastlanır oldu. Hatta bunun ucunu öyle kaçıranlar oldu ki belki de küfrün sınırına geldi.
Ben burada yine aynı mevzuda sorulan bir soruda Mevlana Hz. nin verdiği bir cevapla açıklamaya çalışacağım.
İnsan yalandadır.
Ziyandadır. ...
Şu yedi basamağı çıkamadıkça hakikate eremez. Bunlar ;
1- NEFS-İ EMMARE : Yoz, Ham ve daima başkalarını suçlayan nefs merhalesidir. Paraya, iktidara, makama tamah eden şişkin, semiz ve sadece ‘’ ben’’ zannıyla yaşayan insan bu makamdadır. Katiyyen kendisinde zerre kadar kusur bulmaz. Hep başkalarını yargılar. Kendi büyük hatalarını umursamaz başkalarının küçük hatalarını affetmez. Hep haklı olduğunu iddia eder. Gerektiğinde iftira etmekten hiç çekinmez. Kimsenin kendisini eleştirmesine tahammülü yoktur.
Bu basamağa herkes düşebilir. Ama marifet buradan çıkabilmektir. Burada takılan makam ve iktidar sahipleri diğer altı basamağı hiç göremez. Sadece kendisini kandırır.
2- NEFSİ LEVVAME : Yani suçlanan ya da kınanan nefs demek. Bu safhada insan hatalarını anlar. Takıntılarını bir tarafa bırakır. İşte o zaman içsel bir yolculuk başlar. Bu basamak diğerinin tam tersidir. Yani hep başkalarını değil sadece kendisini suçlar. Kendisini yargılar. Başkalarını değil kendisini cezalandırır.
Yani ‘’ Alem güzel ben çirkin ‘’ aşamasıdır.
3- NEFS-İ MÜLHİME : Pişmenin başladığı safhadır. Teslimiyet zamanıdır. Kişi , dünyada gördüğü her şeyden herkesten esinlenir. Her şeye kulak verir. İlim şehrine adım atmaya az kalmıştır. Ferahlığa ve genişliğe ulaşır. Ancak bu basamak tuzaktır. Cennet bahçesi kadar latiftir ancak tuzaktır. Buraya gelenler sona geldiklerini sanıp aldanırlar. Halbuki daha öteye bile geçememiştir.
4- NEFS-İ MUTMAİNE : Buraya gelen kişi İlim Şehrine ulaşmıştır. Buraya varan kişinin gözü doymuş nefsi başka bir boyuta ulaşmıştır. Şan , şöhret, mal, mülk, makam, iktidar derdi kalmamıştır. Hak yemez. Kimse de kusur görmez. Tüm mal ve mülkü, Malik-ül’Mülk olan Alllah’a teslim etmiştir.
5- NEFS-İ RAZİYE : Bu mertebe Tevhid şehri’dir. Kemal mertebelerinin ilkidir. Bu mertebeye gelen insanoğlu çok azdır. Buraya gelen kişi hiçbir şekilde aldanmaz.
6- NEFS-İ MAZRİYE : Bu mertebede Allah Razı olduğu için, Razı olunmuş nefs de denir. Buraya ulaşan kişi deniz feneridir. Işığını kime isterse tutar. En hırçın iklimlere esen bir yelldir. Aşırılık hiçbir zaman yapmaz. Aksine ayrı düşenleri buluşturur. İnsanları uzlaştırır. Gerilen ortamları yumuşatır.
7- NEFS-İ KAMİLİYE : Bu son makamdır. ‘’ Benlik’’ zannı toz duman olur. Bu makama ulaşan bilse de konuşmadığından malumat sınırlıdır.
Şimdi soruyorum. Böyle biri var ya da yok. Bu makama kadar gelebilecek yürek sende var mı?

KISSADAN ALANA HİSSE

Sultan Nûşirevân birgün ava çıktı. Yakaladığı hayvanlardan bir kebap yapılmasını emretti. Yemek hazırlandı. Fakat tuz yoktu. Tuz almak için bir hizmetçisini köye gönderen Nûşirevân ona; “Tuzu para ile satın al. Parasız almak âdet olmasın ve köy bu yüzden harâb olmasın” dedi. Oradakiler; “Bir parça tuzun parasız alınmasından ne çıkar?” dediler. Bunun üzerine sultan Nûşirevân onlara; “Zulüm, dünyâda ilk zamanlar az imiş. Her gelen onu bir miktar arttırdı. Bugün ise çok şiddetli bir dereceye ulaştı. Eğer hükümdâr, halkından birinin bahçesinden bir elma koparıp yerse, hizmetçileri ve adamları, o elma ağacını kökünden sökerler. Şayet bir sultan bir yumurta almak sûretiyle haksızlık yaparsa, askerleri bin tavuğu şişe geçirip kebap yaparlar” diye cevap verdi.

Beyt;

Dünyâda kalmaz, halka zulüm eden zâlim,
Birgün ölür, la’net ile anılır dâim.”

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz."

(Enbiya, 21/47) 

 
 
Turkish Arabic English