İLMİN ŞEHRİ

 
                                                                                                  
 
Peygamber Efendimiz'in eşi Hatice Validemiz vefat etmişti. Yine Peygamber Efendimiz'in amcası Ebu Talib'te o dönemlerde vefat etmişti. Müşrikler eziyetlerini iyice artırmışlardı. Peygamber Efendimiz çok sıkıntılı günler geçiriyordu. İşte o günlerden birinde Kabe'nin hatim kısmında iken Cebrail Aleyhisselam geldi ve Peygamber Efendimiz'i o mübarek yolculuğuna çıkardı. İlk olarak Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya İsra yolculuğu ve Mescidi Aksadan da Miraç yolculuğu gerçekleşmiş oldu. Peygamber Efendimiz Mescidi Aksa da tüm peygamberlere namaz kıldırdı ve Miraç yolculuğu başladı. Bu yolculuk boyunca bir çok olaylar yaşandı. Cennet ve Cehennem Peygamber Efendimize gösterildi ve yine bazı olaylar Peygamber Efendimize gösterildi. Bu yolculuk sonunda Peygamber Efendimiz bu büyük mucizeyi anlattı ama inanmayanlar çıktı. Dalga geçenler bile oldu. Müşrikler, Peygamber Efendimiz ne dediyse inanmadılar ve gerçekler kanıtlanınca büyücü diyerek işin içinden çıktılar yada çıktıklarını sandılar. Daha sonra Ebubekir Radıyallahu Anh'ın yanına gelerek olanları anlattılar ve bir cevap beklediler. Ebubekir Radıyallahu Anh Efendimiz ise şu cevabı verdi;
 
"O dediyse doğrudur..."
"O dediyse doğrudur..."
 
Ve şimdi bizler de haykırıyoruz "O dediyse doğrudur..." diyerek. Hala bu mucizeyi kabul etmeyenlere inat diyoruz ki  "O dediyse doğrudur..." Hala bedenen değil ruhen çıktı diyenlere ısrarla diyoruz "O dediyse doğrudur..." Hala sadece İsra yolculuğunu kabul edip Miraç yolculuğunu kabul etmeyenlere büyük bir azimle  diyoruz "O dediyse doğrudur..." Hala Miraç Mucizesini bir masal gibi görenlere sesleniyoruz "O dediyse doğrudur..."
 
Bizler Ehli Sünnet yolundan gidenler olarak iman ediyoruz ki İsra yolculuğu da Miraç yolculuğu da gerçekleşti ve Peygamber Efendimiz bu yolculuğa bedenen ve ruhen çıktı. Yüce Rabbimizi gördü ve Rabbimiz ile aracısız konuştu. Ve bizlere o yolculuktan hediyeler getirdi. Allah'a şirk koşmayanın affedileceği, 5 vakit namaz ve Bakara Suresinin son ayetleri bizlere müjde olarak geldi. İşte bizler bu hediyeleri iyi değerlendirmeliyiz... Kesinlikle Şirk ve Şirk benzeri yanlışlara düşmemeliyiz, Beş Vakit Namazımızı eksiksiz ve huşu içinde kılmalıyız ve Bakara Suresinin son iki ayeti yani Amenerrasulü dediğimiz ayetleri bol bol okumalıyız özellikle de yatsı namazından sonra...
 
VE BİR HEDİYE DAHA...
Devamını oku...

İLMİN ŞEHRİ
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 30 Mart 2017 18:43

İlmin Şehri: Hz.Muhammed İlmin kapısı:Hz. Ali

altBilindiği üzere, Peygamber Efendimiz, yetim kaldığında O’nu yanına alıp, bakımını üstlenen amcası Ebu Talip’tir. Hz.Muhammed, 8 yaşından itibaren 25 yaşına kadar amcasının yanında yaşamış ve amcasının hanımına ‘’ anneciğim’’ diye hitap etmiştir. İşte böyle bir ortamda, amcasının çocuğu olarak dünyaya gelen Hz.Ali,  Peygamber Efendimize adeta bir kardeş olmuştur. Kendisi de ’’ Ey Ali, sen benim kardeşim,  vasim, vezirim ve eminimsin.’’ diyerek bu bağlılığı ifade etmiştir.

598 yılında Mekke’ de dünyaya gelen Hz.Ali , Kabe’nin içinde doğan ilk ve tek insan olma özelliğine sahiptir. Doğumunda Peygamber Efendimiz tarafından yıkanmış, “Ali” ismi de kendisine Hazreti Muhammed tarafından  vermiştir.‘’Ya Ali, doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim.’’ diyerek Hz. Ali’nin doğumuyla başlayan sırlı yaşamına işaret etmiştir.

Çocukluğunda Hz.Ali’nin en büyük arzusu Peygamberimizle bir arada olmaktı. O günleri şöyle anlatır: “Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi… Her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı’na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi. Beni omuzuna alır Mekke’nin dağlarında, vadilerinde, sokaklarında dolaştırırdı. ‘’

Hz. Muhammed’in  evlenmesiyle birlikte, yanına aldığı Hz.Ali, 5 yaşından itibaren Peygamber efendimizin evinde büyümüştür. Resulullah’a iman ettiğinde 10 yaşında idi. Bu anlamda İslam’ın ilk ‘’Nurlu Çocuğu’’dur. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ in canı gibi sevdiği ve değer verdiği sağ kolu idi. Bu sevginin ve saygının en güzel örneğini de değerli  varlığı sevgili kızı Fatıma’yı Ali ile evlendirerek göstermiştir.‘’Ali benden, ben de Ali'denim’’ hadisi de bu anlamda bütünlüklerini ifade etmektedir.

Yaşamı boyunca Allah yoluna  hizmet eden Hz.Ali, İslami inanışın yayılmasında tüm varlığını ortaya koymuştur. Maddenin ve mananın bir ve bütün olduğu Muhammedi anlayışla her şeyin özünde ve şuurunda " Allâh"ı görmenin derinliğini hissetmiştir.

 ‘’Ben ilim şehriyim; Ali ise kapısıdır. Kim  ilim isterse kapıdan girmelidir.’’ diyen Peygamber Efendimiz ilmini aklının hikmetiyle birleyen Hz .Ali’yi her daim desteklerdi. Hz. Ali, Efendimiz’in vahiy katiplerinden biri olmanın yanında, Kur’an-ı Kerim’ın tamamını ilk ezberleyenlerden arasındaydı. Ezberlemenin de ötesinde anlama ve uygulama  hususunda ashabın en önde gelenlerinden idi. Kendisine  Kur’an ilmiyle ilgili türlü sorular sorulur, O’da her soruya bıkmadan usanmadan ikna edici, keskin zeka ürünü cevaplar verirdi.

Bir keresinde : “ Doğu ile batı arasındaki mesafe ne kadardır?”  diye soran birisine “ Güneşin bir günlük mesafesi kadar” diye cevap vermişti.“ Yer ve gök yaratılmadan önce Allah nerede idi?” diye sorulduğunda da “‘Nerede sorusu mekân ifade eder. Hâlbuki her hangi bir mekân bulunmaz iken de Allah mevcuttu. Hak Teâlâ bugün de mekândan münezzehtir.”  demiştir.

Hz.Ali’nin, Hz.Fatıma ile evliğinden Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin ‘in dünyaya gelmiştir.Bu şerefli aile, Ehl-i Beyt olarak bilinir.Bunurlu aile, İslamı ve Kur’an’ı her şeyin hatta kendi canlarının bile üstünde tutmuşlardır. İlimlerini bizzat Resullah’tan almışlardır. İlahi, insani değer ve fazilet sayılabilecek bir çok özelliklere sahiptirler.

‘’Kıyamet Günü olunca, kul bir adım atmadan dört şeyden sorgulanacaktır. Ömrünü nasıl tükettiğinden, bedenini nerede eksilttiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve Ehl-i Beyt'in sevgisinden.’’(Hadis )

‘’Ya Ali, benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer. O gemiye binen kurtulur. Ve kim Ehl-i Beyt’ime buğz ederse helak olur.’’(Hadis)

İşte iç içe geçmiş bir hayatın kahramanlarıdır  Hz.Muhammed ve Hz.Ali. Biri birinden ayrı düşünülemez.

‘’ Bir kimse beni sevdiğini söyleyip Ali’ye buğz ederse, beni sevmiyor demektir.’’(Hadis )

‘’Sen bendensin ve ben de sendenim, senin etin etim, kanın kanım, ruhun ruhum, sırrıyetin sırriyetim ve senin adaletin benim adaletimdir. Sana itaat eden kişi ne saadetlidir ve sana karşı asi olan kişi ise ne bedhahtır.’’(Hadis)

Hazreti Muhammed’in vefatında 33 yaşında olan Hazreti Ali, Peygamberimizin yıkanması ve kefenlenmesi işlemini bizzat kendisi yapmıştır. Böylece kucağına doğduğu, ilmiyle büyüdüğü Zat-ı Şahaneyi son yolculuğuna uğurlamıştır.

Yaşamları her Müslümana örnek teşkil eden bu üstün aile, İslamiyet’in şerefidir. Hz. Ali ve Hz. Muhammed, asla ayrı düşünülemez. Günümüzde gelinen bölücü, ayrımcı algılayış şahısların dimalarında mevcuttur. Hiç bir zaman bütüne dokunamayacak ,ilmi ilke edinmiş zihniyetler de yer edinemeyecektir.

Muhammedi anlayışı ilke edinmiş sırlara açılan Hz.Ali’nin ‘’İlim Kapısı’’ her OKUyana nasip olsun İnşa’Allah .          

 
 
Turkish Arabic English