Kur’an-ı Kerim OKU

Ekstra Bedeller Yağlı Çalı. Kazık mı demeli, diyemedim…

Emekliye, memura, işçiye yeni yılda maaşlarında yeni artışlar var. Üç kuruş, beş kuruş, nasıl yorumlarsanız… Lakin verilenden fazlasıyla geri alış var, bundan kaçımız haberdar… Daha maaşlar ele geçmeden aldığımız her nesnede, ödediğimiz her faturada yüklü bindiriş var, hem de gereksiz bahanelerle… Velhasıl kaşıkla verip kepçeyle geri alıyorlar.

Elimize gelen faturaların üzerlerinde, bir tek bizim bakışımıza bedel bulunmuyor. “Aman akıllarına getirmiş olmayayım, neme lazım bir de bakma bedeli başlatırlarsa, sebebi olmaktan ben de vebal altına alınırım, Allah muhafaza…”

Henüz faturayı elimize alışa, gözümüze götürüşe, vergi konulmamışken, gözünüzü dikip iyicene bakın, göz atma vergisi dışında faturalar üzerinde yok yok. Şu bedeli, bu bedeli… Olmayan, fakat olması gereken tek şey üretim bedeli, onu da yazmamışlar. Onun yerine enerji fonu, TRT payı, damga vergisi; kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, güvence bedeli. (Neyin güvencesi anlamadım? Bizim emekli maaşlarımızı koruma güvencemiz yok mudur? Onca yıl koşuşturmuşuz, emeğimizin hakkı olan karşılık nerede? Şükürler olsun bir maşımız var, ama aldığımız gün paralar kuş olup uçuyor elimizden, geldiği yere gidercesine…)

Sayaç okuyucusunun adımlarının algısı, zile parmak basmasının bedeli de var mıydı? O da olur bir gün, belki… Ha bir de elektrik faturalarının içeriğinde belediye tüketim vergisi var. (Su faturalarının içindeki maddelerde de sakın elektrik üretenlerin, tükettiği suyun vergisi bizden alınıyor olmasın?) olur mu olur.

Yazık belediyelere, festivallerde sanatçı beslemekten, yandaş kayırma maaşı ödemekten faturalara para ayıramıyorlar olabilir.  Etkinliklerde elektrik israfı yaparlar, gece gündüz tüm aydınlatmayı farlatırlar, ama ödemeyi yapamadıklarından bedelini zayıf vatandaşın sırtına sararlar. Mümkündür. Belediyelerin su faturalarına yığdığı yük yetmezmiş gibi… Ne yaparsınız, bizim burası her daim kuzuların sessizliği sahnesi…

Faturalar, bankalara verilen talimatla otomatik ödeniyor. Sahi, çoğumuz bu kolaylıktan yararlanıyor. Pekâlâ… Fakat yine de fatura üzerinde kesme-açma adı altında ödeme bedeli gösteriliyor. Anlamadım, gitti…

Dünyaya gelme bedeli, havayı soluma bedeli… Evet, ellerinden gelse, dilleri söyleyebilse Allah’ın bedavadan dağıttığı havanın da bedelini kâğıt üzerine dökecekler. Rabbimin insanoğluna bahşettiği her güzelliğin bedelini, evinize getirdik diye bağırta bağırta haddinden fazlasıyla alıyorlar. Evime getirdiysen sadece hizmet bedeli al, niçin bir faturaya on soygun sığdırıyorsunuz? Doymak bilmezler, yiyip şişmezler. Aldıklarınızda haklı olduğunuzu düşünmüyorum. Bizler bu durumlarda ne mi yapalım, sesimiz duyulmasa da canımız sağ olsun bakalım…

Devamını oku...

Kur’an-ı Kerim OKU
Furkan İleri tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 29 Mart 2017 05:20

altYunus denince sevgi gelir aklıma, yeryüzündeki bütün in­sanları, hayvanları, bitkileri, cemâdatı içine alan evrensel bir sevgi. Ancak tevhidi görüşe varanlar, böyle bir sevgiye ula­şabilirler. İnsan Allah’a yaklaştıkça sevgisi artar. Bakın çevre­mize asık çehreli, nursuz, pirsiz, saygısız, sevgisiz nice insanlar yaşıyor. Şeytan, Allah’tan uzaklığın sırrıdır. İnsan Allah’tan uzaklaştıkça şeytana yaklaşır. Sevgiden uzak, nefretle yaşamak ne acıdır. Nefret tuzlu su içmek gibidir.... İçtikçe susuzluğu artar insanın. Bir çeşmeden akan su acı tatlı olmaya derken Yunus tevhidi ne güzel anlatır. Aslında cemâl ve celâl tecellileri bir­birlerini tamamlar. Her an bir sınavdayız. Sorular öyle de gelir, böyle de gelir. Önemli olan sınav bilinci içinde yaşamaktır. Ce­sedi ile dünyada, gönlü ile sonsuzlukta yaşayanlar ne güzel insanlardır. Gönlünde Allah aşkı olmayanlar gafillerdir. Kim olur­sa olsun netice değişmez. Gerçek mutluluğun anahtarı mihrap denilen oyukta asılıdır. Kafalarında Hak bilgisi olmayanlar cahil­lerdir. Gerçek mutluluğa erenler, gözün buğusundan gönlün kaynayışını sezenlerdir. Onlar hakiki bahar rüzgarı gibidirler. Gittikleri yere huzur, sükûn, güzellik götürürler. Allah her yerde­dir. Onsuz boş mekân yoktur. Bize şahdamarımızdan daha yakındır. Kâinatta her zerre harekettedir. Her şeyde devamlı, intizamlı, ahenkli bir kaynaşma vardır. Kâinattaki bu intizamlı kaynaşmanın ismi tesbihattır. Her şey Hak’kı tesbih ediyor. Bu Allah’ın eseridir. Hürmeten yavaş konuşmak gerekir. Allah, ya­vaş sesle konuşanları sever. Gürültünün, bağırarak konuşmanın beyni rahatsız ettiği ilmen ispat edilmiştir. Fazla gürültülü müziği uzun süre dinleyenlerde, beyin hücreleri birer birer ölmektedir. Hak her yerde hazır ve nâzır olduğuna göre fazla yüksek sesin, en azından İslâm edebine ve inceliğine saygısızlık olduğu or­tadadır. Kur’an-ı Kerim OKU diye, Mesnevî DİNLE diye başlıyor. Acaba hangi kitap KONUŞ diyor, konuş diye başlıyor. Günü­müzde kimse kimseyi dinlemek istemiyor. Sormak lâzım, kaç kişinin söylenecek bir sözü var? Bu nefsin azgınlığından, tekme atmasından başka nedir? Unutmayalım, çok konuşanların, yük­sek sesle bağıra bağıra konuşanların göğüsleri içindeki kalpleri hastadır. Allah şifâlar versin. Taze bir yumurta yanında kuvvetli çalan bir sirenden etkilenir, yumurtanın beyazı otuz saniyede pişiyor. Düşünmek lâzım.

 
 
Turkish Arabic English