Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı

TANSİYON İLACIM HEM PARALANDI, 
HEM ALIM ALANI DARALDI.
 
Bundan beş yıl öncesine kadar o kadar çok sağlıklıydım ki, komşularım dinçliğime gıpta ederlerdi. Nazar mı ettiler, bilmem. Bir süre sonra doktorlar beni hasta ettiler... Nasıl derseniz, bir diş ağrısıyla başladı her şey. Azı dişim yaşlanmış ve bakımsız kalmış halini bana ağrıyla hissettirdi. Umursamayınca, şiddetini dayanılmaz derecede artırdı. Doktora gitmek zorunda bıraktı. 
İşte ne olduysa bundan sonrası oldu. Diş hekimleri beni antibiyotiğe boğdu. Dişin apse yapmış çekemeyiz" dediler, kutu kutu antibiyotikleri reçete edip verdiler. Tam altı kutu hapı yutmakla diş ağrım dindi, sonrasında kökünden çekildi sıkıntısı bitti. Fakat diş ağrımı ve dişimdeki apseleri tedavi eden antibiyotiklerin yan etkisiyle, tansiyon derdi girdi sinsice bedenime. Hiç düşüş göstermeyen hipertansiyon, kalbimin ritmini de bozdu ve ben böylece ilaç sektörüne kazandırılmış bir bağımlı, sürekli hap kullanıcı oldum. O gün bugün tam beş yıldır kalp ve tansiyon hastasıyım. Ara sıra belki kullandığım hapların yan tesirlerinden beyin damarlarım da ağrıyor, bünyeme yeni ilaçlar yüklememek için doktoruma durumu söylemiyorum. 
SSK emeklisi olmamdan dolayı çok şükür sağlık güvencem bulunduğundan kalp ve tansiyon ilaçlarımı beş yıldır düzenli alabiliyordum. Şimdi alamıyorum, çünkü depoda bu ilaç yok diyorlar. 
Ne yapacağız, sorumuzun muhatabını bulamıyoruz. Doktorlarca rapor çıkartılarak, önce ölene dek zorunlu kullanmam gerektiğini söyledikleri ilaçların abonesi ettiler. Şimdi para ödemezsen aboneliğin iptal, der gibiler. 
Duyduğuma göre kalp ilaçlarını devlet kesintisiz ödeyecekmiş, ya tansiyon hapları? Kalple ilintili şu  hipertansiyon dedikleri...
Son yıllarda hapsız ne oluvermiştim birden ben, çok şükür ilaçlarıma beş senedir para ödemiyordum. SGK'dan kesiliyordu. Amma bu 2 ay öncesine kadar böyleydi. 
İki ay önce eczaneden ilaçlarımı almaya gittiğimde eczacı benden üç küçük kutu tansiyon ilacım ve iki kutu kalp hapım için 19,5 lira para istemişti. Nasıl olur, soruma yanıt "Fark tansiyon ilaçlarınızdan çıktı" denilerek cevaplanmıştı. Eczacıma: "Ama ben beş yıldır, tansiyon ilacıma para vermiyordum. Sigortamdan kesiliyordu."dedim. Eczacım ilaçlarımı torbaya koyarken, "Bundan sonra böyle, fark ödeyeceksiniz. Ve bundan sonra böyle üçer kutu alamayacaksınız, depolarda bu ilaçlar yoklar." dedi. Dünkü günde dediği oldu, ben ilaçlarımı bulamadım, alamadım. Çok üzüldüm. Limonlu sular kâr etmiyor, bitki çayları tansiyonu düşürmeye yetmiyor.
Devamını oku...

Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2016 11:56
Minnet ü şükr ol Mennân u Şekûra ve hamd ü senâ ol Sübhân u Gafûra ki zamân-ı evvelde ve rûz-ı pîrûz-ı ezelde ervâh-ı insânı halk idüp meydân-ı `azamet ü celâlinde ve eyvân-ı kibriyâ-yı bî-zevâlinde tertîb-i dîvân-ı `azîm itdükde vezâîf-i rızklarını defter-i "nahnü kasemnâ"da ve nefâîs-i enfâs-ı `ömr-i ma`mûrelerin "ellezi kaddere fehedâ" fehvâsınca takdîr idüp halâyıkuñ kimini lâyık-ı ni`am-ı cennât-ı kerîm ve kimini müstehak-ı `azâb-ı nâr-ı elîm eyleyüp "İnne’l-ebrâre lefî mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsçana`îm ve inne’l￾füccâre lefî cahîm" hükmi mukarrer oldı ve ol cem`iyyet-i `uzmâda "Cennâtün tecri min tahtihe’l-enhâr" gül-istânında sürûr ile server-i sâhib-i serîr ve niçe `âkıbetü’l emr `ikâb-ı `azîm ile mu`âkıb ve sicn-i siccînde esîr oldı. "Farîkun fi’l-cenneti ve farîkun fi’s-sa`îr" âsârı zuhûr eyledi. Meger ki cumhûr-ı şu`arâ şu arada muntazır-ı fermân-ı hümâyûn olup hayretde ve müterakkıb-ı emr-i Hudâyî “kün feyekûn” olup havf u haşyetde tururken nâ-gehân bir nidâ-yı mehîb ve bir sadâ-yı `acîb gelüp "Ve’ş-şu`arâü yettebiühümü’l-gâvûn" âyeti istimâ` olındı. `Acebâ bu nekbet ü zillete bâ`is nedür diyü birbirine su’âl iderken "Elem tere ennehüm fi külli vâdin yehîmûn" hitâbı ile muhâtab "Ve ennehüm yakûlûne mâ lâ yef`alûn" töhmeti ile müttehem olup `aybları yüzlerine urıldı. Ve `âkıbet başlarına ne gelecekleri âşikâre görüldi. Külliyet ile hâtırlarına ye’s ve şikeste dillerine havf-ı ye’s `ârız olup tamâm nevmîd olduklarında nâ-gâh münâdî-i rahmet-i Rahmân âvâz-ı bülend ile "İlle’l-lezîne âmenû ve `amilü’s-sâlihâti" âyetin tilâvet idüp şu`arâ-yı ehl-i îmânı ve sulehâ-yı nev`-i insânı istisnâ eyledi. Ol istisnâ senâ-yı şu`arâ-yı ehl-i İslâma bâ`is olup senâ-yı Hudâ-yı cihân-âferîne ve midhat-i Hâlık-ı âsumân u zemîne şurû` eylediler.
 
Kıt`a: 
 
Kibriyâsı kulzüminden katredür bahr-ı muhît 
Bûstân-ı kudretinden berg-i sûsen âsumân 
Zerredür nûr-ı cemâlinden anuñ şems-i münîr 
`İzzeti sahrâsına daglar uvak kumdur hemân 
Mushaf-ı `ilmine harf-i dâldur `ilm-i beşer 
Hân-ı lutfından eserdür hâsıl-ı bâg-ı cihân 
Çâr `unsur heft yemm nüh âsumân u şeş cihâd
İki `âlem birliginüñ şâhididür bî-gümân 
Hâr u hasdan tut ki bir tıfl eylemiş cüz`i binâ 
Mülkine nisbet anuñ mülk-i Süleymân-ı zamân 
mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça
 
 
Ve salavât u selâm ol enbiyâya ki dîvân-ı kazâ-yı Rabbânîde töhmet-i şi`rden müberrâ kılınup "ve mâ `allemnâhü’ş-şi`re ve mâ yenbagî leh" teşrîfi ile müşerref kılındı. Ve eyvân-ı kibriyâ-yı sübhânîde şâ`irlik isnâdından mu`arrâ kılınup şân-ı şerîfinde "ve mâ hüve bişâ`irin mecnûn" bürhânı nâzil olup nazm-ı Kur’ân-ı `azîm aña mu`cize oldugı bilindi. Salâvatu’llâhi aleyhi ve selâmühü. 
 
Mesnevî: 
 
Âfitâb-ı sipihr-i kün feyekûn 
Vemâ hüve bişâ`irin mecnûn 
Ene efsah bahârınuñ bâgı
Gül-sitân-ı şefâ`at ırmagı
Rahmet-i halk-ı `âlemüñ sebebi 
Fahr-ı `âlem Muhammed-i `Arabî 
 
Ve çâr-yâr-ı güzîne ki beyt-i İslâmuñ çâr erkânıdur. Ve sâir âl u ashâba ki her biri `asker-i ümmetüñ sultânıdur. "Rıdvânu’llâhi te`âlâ `aleyhim ecma`în". `Ale’l-husûs Hazret-i Hassân’a ki “şu`arâü’l-İslâm taht-ı livâuke” kerâmeti ile tekrîm olınmışdur. "Ve’hcil’-müşrikîn feinne Cibrîlü me`ake" sa`âdeti ile ta`zîm olınmışdur. 
 
Kıt`a: 
 
Ne sa`âdetdür ögile Cebrâ’il 
Ola nazm-ı suhanda aña mu`în 
Niçe kez Şâh-ı enbiyâ vü rüsül 
Hüsn-i tab`ına eyledi tahsîn 
 
"Eş’şebâbü şu`betün mine’l-cünûn" hasebince dîvânelügüm deminde ve mest-ânelügüm `âleminde `aşk u mahabbet `âlemine düşüp derd ü mihnet vâdîlerinde hayrân u ser-gerdân gezerken vuslat ümîdine heves idüp ol heves bâd-ı hevâ olup `ömr-i nâzenîn bâd-ı hevâ-âsâ gelüp gitdi. Ve tab`-ı selîm ol hevâda kelâm-ı mevzûna meyl itdi. Ol sebebden niçe nazm-ı garîb ve niçe şi`r-i dil-firîb diyüp safahât-ı müsveddâtda kalmışdı. Âhirü’l-emr evrâk-ı hazân-misâl perîşân u zâyi` olmasın münâsib görmeyüp hurûf-ı hecâ tertîbince kasâ’id ü gazel ü gayrıdan bir dîvân cem` eyledüm. 

mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça

Mercûdur ki bu dîvânenüñ dîvânına nazar iden yârân-ı safâ ve ihvân-ı vefâ "El `özrü `inde kirâmü’n-nâsi makbûl" muktezâsınca kusûrın ma`zûr buyuralar. Zîrâ dîvâne-i bî-`akldan kelâm-ı ma`kûl istemek `inde’l-`ukalâ `akla mülâyim degüldür. Ve ekser `ömr-i nâzenînüm belâ vü mihnetde ve `anâ vü meşakkatde mürûr itmegin ba`zı evkâtda sanâyi`-i şi`riyyeye kasd itmeyüp kelâm-ı mevzûn ile mücerred hasb-ı hâl murâd olınmışdur. Ve ba`zı eş`ârumuz ibrâm-ı yârân ile söylenüp mücerred hâtırları ri`âyet olınsun diyü nazm olınmışdur. Ol sebebden kimi zülf-i dil-ber gibi musanna` ü muhayyeldür ve kimi ruhsâr-ı dil-dâr gibi bî-hatt ü hâl misâl-i sâde-rû güzeldür. Ammâ eş`âr-ı şu`arâ-yı zamâna nisbet her biri bir hâlden hâlî degüldür. Belki mahbûb-ı siyeh-çerde- mânend bakduguñca mütâla`a duyar. Ve aña göñül virüp meyl idene câzibesin izhâr ider. 
 
Kıt`a: 
 
“Umarın kim ola nazmumda benüm 
Ekser ebkâr-ı ma`ânî zâhir 
Mâlik olmış gibi tab`-ı pâke 
Añladugum bu ki her bir şâ`ir 
Vasf idenler sühan-ı matbû`ı
Yedhulü’l-izne bilâ izn dir” 
 
 
Turkish Arabic English