Delinin biri camiye girer... (Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik virâneler var)

İçinde bulunduğumuz Şubat ayının ilk haftasıydı. Zihnen, bedenen dinlenmek adına ortanca oğlumla bölgemizdeki bir termal tesise gittik. Üç gün orta halli bir  otelde kaldık. Arabalar otelin otoparkına sığmamış, dışarıya park edilmiş. En çok İstanbul plakalı olmak üzere Kocaeli, Bolu, Ankara plakalı otomobiller vardı. Otelin çevresinde gezinirken bir alış veriş merkezinin önünde durduk. Her türlü eğlence mekanının bulunduğu yerde sinemaların girişi kalabalıktı. Self servis yemek yenilen, kahve içilen yerlerin önünde kuyruk vardı. Şık giyimli hanımlar, beyler tezgah arkasındaki garsona verdikleri siparişi beklerken hazır ol da gibiydiler. Tepsiyi alan bir masa bulup dilediğince oturuyor. Giysi satıcıları sezon sonu indirimi yapmışlar. Fiyatlar mâkuldu. Kasada sıra vardı. Bunları memlekette kriz olmadığını anlatmak için yazmadım. Çevremizde gördüklerimize göre kriz zaten yok. Millet geziyor, milletin çoğunluğunda para var. Parası olan da keyiflice bir güzel harcıyor. Fakirler kimler, ortalıkta görünmüyorlar. Fakat elitler de değil mağazaları dolduranlar, orta halliler yığınla alış veriş yapıyordu. 
Ben hiç bir şey almadım. Çaput deryasında gezinmekle kaldım.
Dönüşte Konya'ya uğradık. Küçük oğlum orada yaşıyor, ziyaretinde bulunduk. Kelebekler vadisine götürdü oğlum. Büyükçe bir cam fanus içerisine girmeye 50 lira verdik. Bizden başka gezenlerde vardı. İnsanoğlu duyduğunu görmeye çok meraklı. Güvenlik görevlileri iki kişinin geçebileceği beton yolda resmi kıyafetleriyle ziyaretçilere eşlik ediyordu. Sanki birileri kelebekleri koynuna koyup götürecekler gibi, gözleri her daim insanların üzerindeydi. Bakışları rahatsızlık vericiydi. Toplamda on kelebek görmedik, bir tanesini bile elimize almadık. Zarif bedenlerine dokunmaya kıyamadık. 
Biz de buranın reklamını duymuş gelmiştik, görmek için gelinmiş gibi oldu. Tat alamadım. İnsan yapımı mağara önünde fotoğraf çekilmekle kaldım. Meraklısı gitsin görsün. Nem ortamında başka ülkeden getirilme değişik bitkiler ve bir kaç farklı kelebekler. Fakat iyi kazanıyor olmalı, buraya bakan belediyeler.
Devamını oku...

Delinin biri camiye girer... (Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik virâneler var)
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 19 Aralık 2015 17:11
Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer dolanır.
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider. 
Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla  tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. 
 
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vb. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu vaziyetten.
Delinin biri camiye girer, hikmetli sözler, Târık İleri,tarık ileri ısparta, Ayfer Aytaç
Nihâyet namaz biter bitmesine, ama her kafadan bir ses çıkar. 
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar.
 
İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin hâlini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur,  sırtında odunlarla, sen ne yaptın? 
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?” 
 
Bunu duyan meczub melûl mahzun, ama mânâlı bir bakışla sorar:
“Âdetiniz böyle değil mi?”
 
“Ne âdeti?” der Hoca.
 
Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra. 
 
Der ki meczub bu kez:
 
“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım,  gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki âdet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!" 
 
Hoca şaşırır:
“Benim sırtımda da mı var?” der.
 
“Evet” der meczub,
“Hepinizin sırtı yüklü!”... 
 
Cemaatte ise hafiften “deli işte!” mânâsına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır. 
 
Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, safça ve bir çocuk edasıyla, heyecanla bağırır:
 
“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!” 
Delinin biri camiye girer, hikmetli sözler, Târık İleri,tarık ileri ısparta, Ayfer Aytaç
Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve: 
 
 
"Boş yok, boş yok hiç" diye tekrarlar. 
O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! Aynen doğrudur dedikleri, çünkü; kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği. Biri açtır, aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.
 
“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca.
 
O da der ki:
 
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!"
 
Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış,  “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda...
 
“Harâbât ehlini hor görme sakın, 
defineye mâlik virâneler var.” 
 
Bildirince bildiren, yüreği güzel olan görüyor elbet.
 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 
 
Turkish Arabic English