Delinin biri camiye girer... (Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik virâneler var)

Bu İnsanların Geçmişlerine de 
Geleceklerine de Saygısı Yok!
Hafta sonlarını siz nasıl değerlendirirsiniz bilmem, ben bazı zamanlar mezarlıkları ziyaret ederim. Belki size garip gelebilir, ama ben mezarlıklarda geleceğimi görürüm. Bu dünya da bir süreliğine konaklayıp göçmüşlerin ıssızlığa gömülmeden evvel nasıl bir hayat yaşadıklarını, üzerlerindeki toprağa ve mezar taşlarına bakarak anlamaya çalışırım. Onların her birine Fatihalar okurum.  Gezdiğim mezarlarda akrabalarımın bulunuyor olması benim için önemli değildir. Toprak altında gömülü olan her mevtaya, bizim geçmişlerimiz olduğu bilinciyle saygıda bulunurum. Dünyadaki adımlarımızın yönü hep oraya doğrudur. Mezarlıklar bizim son durağımızdır. Mezarlıklar, ebedi âleme geçiş güzergâhıdır...
Geride bıraktığımız hafta sonu şehitlikteydim. Çoğunun vefat tarihi 1968’li olan şehitlerimizin bakımlı bir mezarlıkta istirahatte olmalarına sevindim. Doğum ve ölüm yıl dönümlerinin arasındaki ince çizgide 20, 22 yıl fark oluşuna içerledim. Duygulandım, ağladım. İçim titreyerekten her bir kahraman için dualar ettim. Bu dünya da bulamadıkları umutlarının fazlasıyla, gerçek âlemde karşılarına çıkmasını diledim yüce Mevla’dan...
“Şehitlerimiz güvenli ve temiz bir ortamda, durmadan dalgalanan gönderdeki bayrağın gölgesinde, layık oldukları âlâkayla huzurla uyuyorlar.” düşüncesiyle ardıma bakmadan şehitlikten ayrıldım. Daha sonra evime fazla mesafesi olmayan Gülcü Mezarlığına yöneldim. Cesaretimi toplayıp mezarlığın içine daldım. 
Cesaretimi toplama nedenim, mezarlığa girme korkusundan değil, kabristan ziyaretlerimi hemen her fırsatta gerçekleştirdiğimi söylemiştim. Gülcü Mezarlığına girmekteki ürpertim, bu mezarlığın son derece bakımsız olmasından; yanlışlıkla bir ölünün üzerine basma riski çok fazla olduğundan...
Devamını oku...

Delinin biri camiye girer... (Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik virâneler var)
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 19 Aralık 2015 17:11
Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer dolanır.
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider. 
Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla  tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar. 
 
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını. Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vb. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu vaziyetten.
Delinin biri camiye girer, hikmetli sözler, Târık İleri,tarık ileri ısparta, Ayfer Aytaç
Nihâyet namaz biter bitmesine, ama her kafadan bir ses çıkar. 
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar.
 
İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin hâlini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:
“Oğlum böyle namaz mı olur,  sırtında odunlarla, sen ne yaptın? 
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?” 
 
Bunu duyan meczub melûl mahzun, ama mânâlı bir bakışla sorar:
“Âdetiniz böyle değil mi?”
 
“Ne âdeti?” der Hoca.
 
Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra. 
 
Der ki meczub bu kez:
 
“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım,  gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki âdet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!" 
 
Hoca şaşırır:
“Benim sırtımda da mı var?” der.
 
“Evet” der meczub,
“Hepinizin sırtı yüklü!”... 
 
Cemaatte ise hafiften “deli işte!” mânâsına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır. 
 
Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, safça ve bir çocuk edasıyla, heyecanla bağırır:
 
“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!” 
Delinin biri camiye girer, hikmetli sözler, Târık İleri,tarık ileri ısparta, Ayfer Aytaç
Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve: 
 
 
"Boş yok, boş yok hiç" diye tekrarlar. 
O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar! Aynen doğrudur dedikleri, çünkü; kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği. Biri açtır, aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.
 
“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca.
 
O da der ki:
 
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!"
 
Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış,  “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda...
 
“Harâbât ehlini hor görme sakın, 
defineye mâlik virâneler var.” 
 
Bildirince bildiren, yüreği güzel olan görüyor elbet.
 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
 
 
Turkish Arabic English