Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين سيدنا محمد مصطفی وعلى آله وصحبه أجمعين.
 
زاهد ظاهرپرست از حال ما آگاه نیست
در حق ما هر چه گوید جای هیچ اکراه نیست
 
Zâhid-i zâhir perest ez hâl-i mâ âgâh nîst 
Der hak-i mâ her çe gûyed cây-i hîç ikrâh nîst 
 
Zâhire nazar eden zâhid âgâh olmaz (anlamaz) hâlimizden 
Hakkımızda ne söylerse söylesin, ikrâh edilecek (tiksinilecek) vaziyetimiz yok 
 
Zâhir: Dış görünüşe göre, görünen, âşikâr olan, açık, belli, meydanda olan.
Zâhid: Zühd sâhibi olan, borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kişi, sûfî-meşreb, perhizkârlıkla muttasıf. 
İkrâh: İğrenmek, tiksinmek. 
Devamını oku...
Şu anda 2202 konuk çevrimiçi

Anadolu Basını
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 13 Mayıs 2018 11:22

altAnadolu Basını, ulusal basın kadar önemlidir. Olmazsa olmazdır. Ulusal basın bile Anadolu'da olup bitenleri yerel muhabirleri aracılığıyla dünyaya duyurmaktadır. Anadolu Basını bulunduğu yöre insanı için de çok gereklidir. Ancak Anadolu Basını kaptı kaçtı gazeteciler değil, gerçek düşünür istiyor. Ciddiyet ve sorumluluk taşıyan kalemler istiyor. Çünkü Anadolu'muz dün olduğu gibi bu gün de huzur, kalkınma, insanlar arasında sevgi ve dayanışma bekliyor.

Anadolu Basını birbiriyle rekabet kadar, vereceği hizmette de dürüstlük ve vefakarlık istiyor. Bunu başaracak olan, menfaat beklentisiz, özverili gazeteciler istiyor. Anadolu Basını böyle gazetecilerle eski yüz akını geri istiyor.

Günümüz nüfusu 100 bin, 200 bin ile 300 bin arasında değişen illerde bile yayınlanan gazete sayısı haddinden çok fazla. Neredeyse her seçim öncesi en az bir iki yeni gazete yayına başlar. Arkalık genelde siyasete soyunanlar olur. Siyasette makam uman, gazete çıkarmakla tanıtımının, etkisinin daha güçlü olacağını sanır. Adam diş hekimi, siyasi arkalığı sayesinde gazete sahibi de olmuş. Emekli öğretmen, sonra gazete kurmuş.

Gazeteci bilinenlerin içlerinde kahvehane işleten, yorgancı mesleği bitti deyip, gazete patronluğuna soyunanlar ve kolayca basın kartı alanlar bile var. Bunlar bir de upuzun isimle, her bir mesleği karıştırarak şirket kuruyorlar. “Toptancı, Keresteci, Yapı Elemanları, Turizm, İşletme, Falan, Filan AŞ.” Niye?

“Dostlar alışverişte görsün diye” değil, nam olsun, kâr olmasın amacı da güdülmüyor. Gelir giderlerle âlâkalı haller, muhasebeci marifetlerine yönelik konular diyelim doğrusuyla.

 

Belki de çoğaldıkları sebeple zamane gazetecileri eski meslektaşlarının aksine yanlış yönlere sapıyorlar. Resmi ilanların gelirleri beklendiği kadar olmayınca, pastadaki payları karınlarını doyurmayınca , gazetelerine finans sağlamak adına, pek çoğu her başa geçenin önünde eğilme takdiği uyguluyorlar. Böylelerinin bu davranışlarını yanlış buluyorum. Ve bu tür gazeteleri ve gazetecileri de yaptırımcı değil, yıkıcı, geleceği yanlış yönlendirici görüyorum.

( Bu satırların muhatabı, kendi menfaatlerine öncelik tanıyan, özel yaşamlarıyla basın mesleğini birbirine karıştıranlar ve küçük, büyük çıkarlar karşılığı basın mesleğini yozlaştırmaya çalışanlardır. Maalesef günümüzde böylelerine sık rastlanmaktadır. İçlerinde gazeteciyim diyerek, her yere giren, gördüğü herkesin her anını fotoğraflayan, sonra da bu fotoğrafları şahıslara satanlar bile bulunmaktadır.)

Bolluktan bunalmalar olabiliyor. Gazetelerin çoğalması önlenirse, gazeteci geçinenlerin sayıları da düşürülmüş olacaktır. Az ve kaliteli gazetelerle bu çok sayıdaki gazeteci sanılanlar da hizmeti istenilen şekilde yansıtacaktır.

Yansıtamayan için “Senden gazeteci olmaz, yapabileceğin başka bir iş ara” denilerek bu çevreden uzaklaştırılacaktır. Belki de böylece gençlerin gelecekleri açısından kendi yeteneklerine uygun yönlenmeleri daha çabuk ve daha sağlıklı olacaktır.

Devamını oku...
 
Televizyonda Ramazan Erken Başladı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Mayıs 2018 18:59

altReklam sektörü boş durmuyor, her fırsatı iyi değerlendiriyor. Sanırsınız çok dindarlar, bir an önce ramazan gelse de oruç ibadetimize başlasak, derler gibi.

Medyatik hocalarda sıklıkla ekranlarda endamlarını gösterip, ramazan mesailerinin başlayacağını duyurmaktan geri durmuyorlar. Ben derim ki çok konuşanı, az dinlemek lazım.

Yiyicek, içecek kültürü için ramazan reklamlarının cezbediciliğine televizyonun var oluşundan bu yana alışığız da, medyatik hocaların reklamları ile ramazan da ne yenirse rahat gün geçirilir, diyen diyetisyenlerin sık ekrana çıkarılması, son bir kaç yıldır hayli moda oldu.

Öncesinden insanlar diyetisyene göre mi ramazan günlerini geçiriyorlardı? Ana babalarımız evde olanla sahura kalkar, akşama ne nasip edilmişse pişirirler, pişirilenler sofraya dizilir. Hane halkı hakkı kadarıyla orucunu açarlardı.

Meslekler türedikçe, onlara iş bulunması adına televizyon imdada yetişiyor. Kim öncesinden harcar, kendini topluma tanıtır ün edinirse, sonrasında sık yüzünü gösterip kazanan oluyor.

Bizler sahurda anamızın davulcudan önce kalkıp, hamur karıp ettiği börekleri, katmerleri yerdik. Yanında çayımızı içer, oruç vaktinin başladığını belirten top atışı yapılmadan öncede bir bardak suyumuzu içer, oruç tutacağımıza dair niyetimizi yapardık. Akşama kadar da rahatsızlık duymadan işimize gücümüze bakardık.

İftar vaktini de çorba ile başlatır, çoğunlukla cami önlerinde satılan, babamızın eve gelirken aldığı tereyağlı irmik helvasını yiyerek sofra zamanımızı noktalardık. Ara yemekler her gün değişik ve bol yağlı olurdu. Şu yaşımıza geldik, iftarda, sahurda yediklerimizle tuttuğumuz oruçlardan hiç zarar görmedik. Bizlere hiç bir diyetisyen bir öneride bulunmazdı. Zaten öyle bir iş kolu var mıydı, varsa ne işe yarar, bilen biri değildik.

Devamını oku...
 
Keyfe Kenetlenmişiz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Mayıs 2018 10:26

ÜÇ GÜNLÜK EĞLENCENİN İÇİNE SIĞAR MI,

BİR ÖMRÜN EFKARI?

altHer yörede eğlence, neredeyse her belediye festivallerle halkı hoplatıp, zıplatıyor. Birbiri üstüne yığılmış gibi duran insanlar iki şarkıcıyı yakından görmek adına kendilerinden geçiyorlar.

Kamu malı olan belediye araçları festivale insanları yığmak için mahalleleri turlayıp, festival alanına bedava insan taşıyor. Otobüse parasız binmenin mutluluğunu hisseden insanlar demiyorlar ki, “bu araçların yakıtı kul hakkından sağlanıyor.”

Bu çılgınlıklardan şarkıcılar, menejerler çok paralar kazanırken, belediye başkanları da kendi reklamlarını yapıyorlar.

Halkın eline kalan stres atma mı oluyor, yorgun düşmek mi, bilemiyoruz. Bildiğimiz, festival alanlarını dolduran günümüz insanlarının anaları, ataları çoğunluk zamanlarını evlerinde geçirirlerdi. Hangisi doğru, eğlenip çoşmak mıi evinde dinlenmeye koşmak mı?

Geçen hafta Korelilerin barışması vesilesiyle kendileriyle konuştuğum Kore gazileriyle, bu keyfe kenetlenmiş insanlarımız hakkında da bir görüşme gerçekleştirdim. Kendi gençliklerinde bu tür çılgınlıkların olmadığını söyleyerek, günümüze yönelik görüşlerini geçmişle kıyaslayarak değeriyorlar.

“Atatürk Kurtuluş Savaşından sonra, Cumhuriyetimizin kurulmasının ardından, pek çok devrimlerle birlikte Türkiye’de kalkınma seferberliği başlatmıştı. Vefatından sonra bu seferberliğe son verildi. Çok partili döneme geçildiği süreçte ise, savaş sonrası açlıkla mücadele etmiş halkımıza, adeta dış yardımlarla bolluklar, daha rahat yaşamlar vadedildi” diyerek, Ata’nın ölümüne bu yüzden de çok üzüldüklerini söylüyorlar. “Atatürk yaşasaydı, bugün Kore’yi ikiye katlayan, Amerika’nın bile önümüzde eğildiği kalkınmış bir ülke olurduk” diyorlar. Ve Kore gazilerimiz ülkemizin kalkınamayışına yönelik şu eleştiriyi getiriyorlar.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 4 / 407
 
Turkish Arabic English