Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

Her ne kadar meşhûr Arab dil âlimi Seyyid Şerif Curcânî (ölümü:1413) ile meşhûr Eş'ârî kelâmcısı Celâleddîn-i Devvânî (ölümü:1502) aynı dönemde hayat sürmemiş olsalar da, birinin sorduğu suâli diğeri cevaplamıştır. Suâl de cevap da birbirinden muazzam ve müştereken hikemîdirler.
 
 
آن چيست كه سر تا قدمش جمله دهانست
وان چيست كه بي پاى شب و روز روانست
آن چيست كه يك لحظه بگردد همه عالم
وان چيست كه اندر شكمش خلق نهانست
 
Ân çîst ki ser tâ kademeş cumle dehânest
V'ân çîst ki bî-pây şeb u rûz revânest 
Ân çîst ki yek lahza be-gerded heme âlem
V'ân çîst ki ender şikemeş halk nihânest 
Devamını oku...
Şu anda 2576 konuk çevrimiçi

Aferin Afyon'a
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Temmuz 2019 09:48
KÜÇÜKTÜ BÜYÜDÜ GELİŞTİ YÜRÜDÜ
 
altAfyon otogarı...(Afyonkarahisar) Vakit sabahın seheri. Ankara istikametine giden otobüsümüz Afyon'dan binecek yolcuları almak için 30 dakika mola verdi. Otobüsün muavini bagajları yerleştirmek adına koşuşturdu. Kaptanımız ayaküstü başka kaptanlarla sigara eşliğinde sohbete durdu. Otogardaki kalabalıktan tedirgin olanlar otobüs içinde beklemeyi uygun buldu. Bir an önce yola koyulmayı isteyenlerin, sıkıntısı yüzlerinden okunuyordu. 
Bu otogara kaçıncı gelişim, Afyon'dan kaçıncı geçişim acaba? Başımı otobüsün camına yasladım. Sanki geçmişle geleceği aynı anda yaşadım. Afyon'un dünü bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Dünü sakindi. Durgundu, ama yorgun değildi. İnsanları birbiriyle dosttu.
Bugünkü Afyon dününden gün geçtikçe uzaklaşan, büyük olma yolunda kararlı ve koşar adımlar atan bir şehir görünümünde. Üzerinden durgunluğunu atmış, ayağa kalkmış, atılım yapmış,  kalkınmış, geleceğe zenginlik diye bakmış. Afyon' da bütün herkes adeta bu kalkınmadan payına düşeni almış. Bunca gelişim ve değişimde beni en çok sevindiren Afyon kaymağının hâlâ üretiliyor olması, sucuğunun nostaljik kokusunun bölge sınırları dışına yayılması. 
Bir şehrin gelişmesi için öncelikle yer altı ve yer üstü servetleriyle sanayi tesislerine sahip bulunması gerekir. Bunun yanında üretilenlerin büyük kentlere ulaştırılması için bağlantı sağlayan yolların olması çok önemlidir. Afyon'da bunlar mevcut. Anadolu'nun bağrında bir yer, nereye gitmek, nereden nereye ulaşmak isterseniz çoğunlukla önce Afyon'dan geçersiniz.
Bugünkü durumunu iyi öğrenmek için illerin dününü iyi bilmek gerekir. Afyon ili, günümüzde tarihi değerinden çok mermeri ile anılıyor. Afyon'da mermercilik, lokumunu, sucuğunu, kaymağını sollamış durumda...
Mermerden kazanılan paralarla Afyonlular lüks yaşantılarında; her birinin evi, arabası var. Bazısının kapısında arabalar çifter çifter... Şehir büyüdükçe büyümüş, endamı ovaları aşmış yürümüş. Yüksekliğiyle adeta göğe değmeye çalışan binalar şehrin dört bir yanını bürümüş.
Sevmiyorum ben şehirlerdeki bu betonarme yağmurunu, insanların birbiri üstüne yığılmalarını... Apartman katları bana bunaltıcı geliyor, kalkınmanın göstergesi bu betonların çoğalmasıyla mı biliniyor?
Afyon'un dününde sükunet vardı. İnsanları samimiyet içerisinde yaşardı. Kaplıca mekanları ormanlık alanlardı. Afyon halkının geçimi bağdan bostandandı. Evleri çoğunlukla bahçeli, ahşap yapılardı. Esnaflık, zanaatkârlık ailelerin geçim kaynağıydı. Afyon'un köklü ailelerinde bir Osmanlı ruhu vardı. Evin anneleri, ev idaresini, babaları çarşı pazar ihtiyaçlarını temin gibi dış işlerini yürütürdü. Gelinler, oğullar genelde büyükleriyle beraber otururlardı. Sabahları büyüklerinden önce kalkarlardı. Oğullar Allah'ın her günü işe giderlerken mutlaka analarının elini öper helalleşir öyle evden çıkarlardı.
Devamını oku...
 
Yola Çıktım Yoruldum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
KARAR VERDİM TEVEKKÜL ETTİM, YOLCULUĞA ÇIKTIM.
GEZMENİN BİR ADI DA YORGUNLUK DERLER.
ANCAK GÖRÜLEN YERLER YORGUNLUĞA DEĞER
 
altNe istiyorsanız onu yapın, güzelliklerin hayalini kurun. Gitmek istediğiniz yere gidin. Koşmak istediğinizde koşun. Kimin ne diyeceği önemli değil,
çünkü sadece bir hayatınız var. Ve bütün yapmak istediklerinizi yapmak için sadece bir fırsatınız var. İyi değerlendirin. Malum fırsatlar kaplumbağa yürüyüşüyle gelir, tavşan hızıyla kaçar derler. 
Gönül söz dinlemiyor, arzuladığını görmek istiyor. Karadeniz bölgesini ilk kez çocukluğumda görmüştüm. Samsun ve Amasya illerinde 14 yaşımdayken 1 ay süresince kalmıştım. Ayrıca Merzifon ve Vezirköprü ilçelerinde de unutulmaz hatıralar edinmiştim. İnşallah bir gün yeniden kısmet olur diye umut tutup durmuştum. Cananım Rabb'im bir kez daha bu fırsatı verdi bana. Biraz dinlenmek adına düştüm uzun yollara...
Birgün öncesi çarşıya çıkışta almıştım biletleri... 
Bu defa Karadeniz bölgesinin farklı yerlerini görmeye gidecektim. Evimde yiyeceğim emekli maaşımı gezi süremde tüketecektim. Hipertansiyon hastalığım ve kalp rahatsızlığım olduğundan yalnız koymadılar yola. Büyük oğlum da geldi benimle bu yolculuğa, ana oğul başbaşa seyahate çıkmayalı 10 yılı aşkın zaman olmuştu. Gidiyorduk bir yerlere, ama ailecek, hep birlikte. Bu gezi ikimize de iyi gelecekti. Konuşacağımız, paylaşacağımız çok değerler olacaktı.
1926 yılından beri yurduma taşımacılık hizmeti verdiğini otobüslerinin üzerinde de vurgulayan bir firmadan aldık istikametimiz doğrultusundaki biletlerimizi, zira hedeflediğimiz yere aktarmasız giden tek o firmanın otobüsleri vardı. Kişi başı 108 liradan arkalardan iki koltuk numarası aldık. Önler doluymuş, meğer ne çok sefere çıkanımız varmış. 31-32 bilet numaramız. Gece yarısında başlıyor yolculuğumuz.
17 Haziran akşamı hazırlandık, birer valize ihtiyaç olabilecek giysileri koyduk, ev halkıyla sarılıp koklaşıp vedalaştık. Servis arabasına binip otogara ulaştık. Daha kalkışa zaman vardı, yakındaki bir kafede çay simit eşliğinde biraz oyalandık. 
Geçmişte otogarımız böyle değildi. Viran yığını görünümdeydi. Yolculara sadece tuvalet hizmeti verirdi. Şimdi adım başı hediyelik eşya satan dükkanlar ve rahatsızlık duymadan oturabileceğiniz kafeler dolu. Kafelerde hizmet eden garsonlarda gencecik kızlar. Kimi mini etek giymiş, kimi daracık tayt. Üzerlerinde askılı penye bluzlar. Yaz mevsimi, ama gecenin serinliği hissediliyor. Bu kızcağızların kanları kaynadığından güneşli gündeymişler gibi zaten açık olan yakalarını ikide bir omuzlarından aşağı çekiştiriyorlar. Sıklıkla da ellerinde tepsi, çay kahve servisi yapıyorlar. Bazısı da yerleri paspaslayıp duruyor. İçeriye giren çıkan müşteriye gülümsüyor. Müşteriyi memnun etmek için ne mümkünse yapılıyor. Lakin ben gecenin bir yarısı, garajda kızların kalabalıklar içinde çalışmasını yadırgadım. Kızların yaşları çok küçük daha, 18,25 arası falanlar. Evlerinde uyuyacakları saatte ayakta koşuşturuyorlar. Sordum bize çay getiren birine hallerini, üniversite öğrencileriymiş, hem çalışıp hem okuyorlarmış. 
Anne babaları bu durumdan haberdar mı acaba? 
Devamını oku...
 
Komşularım Konuştu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
altGeçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğim Karadeniz gezime yönelik yazımı yazmaya bilgisayar başına oturdum. Nasıl başlasam diye düşünüyorum. Zil sesiyle düşüncem bölündü. Kapıyı açtım, alt kattaki komşum gelmiş. Beni bir süredir görememişde nerdeymişim merak etmiş. Sevindim ilgisine, içeriye buyur ettim. Bilgisayarımı açık görünce "haber mi yazıyodun, yeni başkan demirköprü yanındaki kaldırımları yeniledi onu yazsana; eski başkan gitmeden az evvel döşettiydi o yolu. Bunların işi gücü israf anam, ne olacak, taşların hesabı yapılmıyor tabi, kaldırımla kandırıp malı ordan götürüyordur bu adamlar.
Konuyu değiştirmek için "boş  ber, günahları boynuna. Yanlarına kalmaz nasılsa"" diyorum. Hırçınlaşıyor:
-"Boş ver olur mu, sen gasteci değil misin? Şöyle vurucu bir yazı patlat tatlım, baştakiler yaptıklarını bilmiyoruz sanmasın. Ama bunu benden duyduğunu yazma sakın, malum daha biz emekli olmadık, bir haber uğruna işimizden olmayalım." dedi. 
Hani beni merak edip gelmişti. Daha halimi hatırımı bile sormadı. Ben mi önce ona sormalıydım, fırsat bırakmadı ki sorayım. Hemen şunu yaz, bunu yaz girişti talimata. İki sözün birinde de "aman benden bahsetme" diyor.
Komşuma "Merak etme, senden bahsetmem, yolun yeni halini oradan geçtiğimde görürüm nasılsa. Ben zaten genel yazmak istiyorum" diyorum. "Yerel demek istediklerimi bazen bütün gün konuştuğum her insana söylüyorum. Şehrimin menfaati neyi gerektiriyorsa, bireysel uyarılarımı yapıyorum çevremdeki herkese..." Komşum tavrımdan memnun, gülümsüyerek koltuğa kuruluyor. ikramım olan kahveyi yudumluyor. 
Ülkemde genelde de, yerelde de, yazacak konu çok aslında. Ne de olsa gün boyunca pek çok kişiyle konuşuyorum. Her birinden duyduklarımı yazsam, sayfalar dolar taşar. Velhasıl yazılacak konu çokta, yazmaya bazen takat yok. Ömür biter, kalemler tükenir, lakin konular bitmez. Ama insanımız bir garip. “Bizim ismimizi kayda geçirmeden yaz,” dediler mi? İnanın hiç bir şey yazasım gelmiyor. Hem konuşacaksın, hem konuştuğumuzu el bilmesin, sen kendinden bir şeyler karala diyeceksin. Bunun adına ödleklik denir, cesaret denmez. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 2 / 103
 
Turkish Arabic English