Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 
 
Ârifler dâimâ âyet ve hadîsten mülhem yazarlar, "bin erden boşanmış acûze/kocakarı" gibi... İşte o hâlde bu sözler hikemî oluyor... Ve yukarıdaki elyazması beyitlerde şöyle deniliyor:
Devamını oku...
Şu anda 78 konuk çevrimiçi

YAZ GÜNLERİ VE İNŞAAT İŞÇİLERİ
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ağustos 2017 09:15

Onlar inşaat işçileri, sıcağın tüm bedeni sarmaladığı öğle saatlerinde bile harıl harıl bina yapıyorlar.

Yaz mevsimi onların mesleği açısından aynı zamanda inşaat işlerinin yoğun olduğu zamanlar demek.

6 aylık bu sürede arı gibi çalışacaklar ki, kışın karınca misali yazdan kalan, dişten artırılanla biraz rahat yaşasınlar.

altİnşaatta çalışanların pek çoğu doğru dürüst gıda da almıyorlar. Gazete üzerine yayılı sofrada salatalık, domates, belki karpuz, yahut çayın yanında bolca ekmekle karınlarını doyuruyorlar. Doğrusu hep birlikte toplanıp tıkınmaya talim ediyorlar.Yani karın doldurmaya yönelik beslenmeleriyle sıcağa adapta olamıyorlar. Vücutlarının bakımına zaman tanıyamıyorlar. Sebebi; işten değil, dişten artırabilmek. Yaz günlerinde ne kadar kazanırsa, kışın soğuğunda o kadar rahat edecekler; varsa borçları, ödeyecekler. Dolayısıyla inşaat mevsiminde doğru gıda almaktan ziyade, çok çalışıp emeğinin karşılığından alınandan, birikim yapabilme düşüncesinde olmalarından. Hayatla mücadele kolay değildir. Ekmek aslanın ağzından midesine yayılmakta, hastalık bazen ummadık anda karşıya çıkmakta. Malum, ülkemizde işsiz çok. Gayretliye bile aramazsa iş yok…

Onlar sabahın erken saatlerinden, akşamın geç saatlerine kadar sürekli beden güçleriyle çalıştıklarından; dinlenme adına âtıl olmak ne demek bilmiyorlar. Bacakları mı ağrıyor, kollarını mı, hissetmiyorlar. Ne gam, yaşam kalitelerini önemsemiyorlar. Kendilerinin oturamayacakları binaları birbiri üstüne yapıyorlar. Ellerinde malalar, kucaklarında tuğlalar, hep yukarı doğru bakıyorlar.

Onlar için her iş günü kutsal, Ekmeklerini taştan çıkaran, çalışmanın da bir ibadet olduğunu, rızkının peşinden gidilmesi gerektiğini bilen insanlar onlar. İçinde oturduğumuz evleri yapan, emeklerine şükürler katan, ekmeği karşılığında gerçek alın teri döken el sanatları ustası onlar…

İNŞAAT İŞİNDE BÜTÜN MESELE DÜRÜSTLÜKTE

MALZEMEDEN ÇALMAZSAN EV SAĞLAM OLUR

Devamını oku...
 
SİZE HAK OLAN BİZE REVA MI
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ağustos 2017 08:46

altYaz ayları geldiğinde bilhassa hafta sonları çok alışık olduğumuz  hareketlerle karşılaşırız. Bazılarının dinlenme süreci olarak özlenen vakitler olan haftasonları; birilerince de farklı yaşayacakları zamanlar olarak belirlenmiştir. Bahsi geçen haller ve vaziyetler: Birlikte mutlu yaşayacaklarına inanarak evlenme kararı alanlar, ailelerce erkekliğe adım atma kararı verilen oğlan çocukları ve askere çağrılan gençler... Ve bunları buluşturan nokta mahalle araları, sokaklar…

Sokaklara dağılıp salt kendilerini ilgilendiren mutlu günlerini konvoylar oluşturarak, kornalar çalarak, kendileriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlara gösteri etmek nedendir? Bunlar aslında bir çeşit çevre kirliliğidir. Düğün elle, harman yelle elbette. Ancak kırk kat eli rahatsız ederek olmamalı bu süreç. İki kişiye börek, benim neyime gerek durumları söz konusu…

Düşünün; bütün bir günün ardından çektiğiniz fiziksel ve zihinsel yorgunlukla akşam eve geldiğinizde arka sokağınızda bahşişe odaklı bir piyanistin şarkı ve türkülerinden kaçmak için sıcak ortamda camı, kapıyı sıkıca kapatmanızla günden kalan yorgunluğunuz ıstıraba dönüşür. Ne koltuğa uzanıp televizyona bakmaktan, ne ailenizle sohbet etmekten, ne yemekten, içmekten zevk alamazsınız. Kafanızın içinde çümbüş eğlence gırla… Gece yarısına kadar, hatta ertesi günden çalınmış bir vakte kadar süren çalgı sesleri uyuma ihtiyacınıza da ket vurur. Hele bir de evde hastanız, yaşlınız, küçük bebeniz varsa, vay halinize, gürültüye mahkumiyetiniz masumlaştırılamaz hale dönüşür.

Gün ağarınca sokağa atarsınız kendinizi biraz olsun mahallemin çengisinden, çalgısından uzaklaşayım diye. Ne mümkün; yolunuza dizili, önünüzden geçen aynasına havlu bağlanmış 15-20 aracın çıldırtan klakson sesleri… Gelin babası evinden alınmış, kocası evine götürülmekte. Siz de ister istemez bu şatafata eşlik etmektesinizdir.

Devamını oku...
 
AK AMET
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ağustos 2017 07:17

altÇok geçmiş yıllarda Ispartalı çocuklar halı tezgâhlarından çıkan kirkit sesleriyle büyüdüler. Oğullar analarının, bacılarının el emeği olan halılardan kazanılan paralarla okudular, askere gittiler, evlendiler. Kızlar çeyizlerini halı dokumaktan kazandıklarıyla düzdüler. Ispartalı aileler sofralarına yine halıcılık sayesinde elde ettikleri gelirle ekmek, etli yemek koydular. Halıcılık vesilesiyle Ispartalının cepleri hiçbir zaman parasız kalmadı. Hiçbir Ispartalı darda kalıp valilik kapısında sosyal yardım almak için ağlamadı. Siyasilerden yakacak yardımı ummadı. Kimse hiç kimseye muhtaç değildi. Çünkü hemen her evde halı dokunuyordu. Yahut halının bir dalıyla meşgul olunuyordu. Zira iplik fabrikaları, halı satış mağazaları, halı pazarları işsiz insan bırakmıyordu.

Isparta halısı kalitesiyle dünyaca ünlüydü. Isparta (Halılar ve Güller Diyarı) olarak tüm dünyaca bilinirdi. Evin reisi konumundaki erkeklerden memuriyet gibi başka işler de yapanlar vardı, ama halıcılık yapanlar (Halı atölyesi işletenler ve halı alıp satanlar) daha zengin, daha itibarlı insanlardı.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 2 / 375
 

Turkish Arabic English