Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

                                                                                                                                   
NE SOLLA ANLAŞABİLDİLER, NE SAĞLA ANLAŞABİLİYORLAR.
SANATÇILAR DA CUMHURBAŞKANI DA YANLIŞ KONUŞTULAR.
Bir taraf halkın çoğunluğunun oylarıyla devletin başına getirilmiş devlet yöneticisine sanatçı kisvesiyle kafa tutuyor, hakaret ediyor. Devletine baş olmuş diğer taraf, halkın alkışlarıyla yücelttiği sanatçı bilinenlere "Sanatçı müsveddesi"diyor. Her iki tarafta yanlış konuşuyor. Bu tavırlar hoş olmuyor. 
Önde olanların örnek olması gerekir. Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü önce sizler sunmalısınız. İki taraftan da beklentimiz böyledir. Kimse kimseyi küçük göremez, kimse Allah'ın takdirine karşı gelemez.Herkes yazılanı yaşar, aksini yapmaya kalkarsa yolunu şaşar.
Salât ve selam üzerine olsun. Sevgili Peygamberimiz, rehberimiz buyurmuştur."Eğer üzerinize Habeşî ve burnu kulağı kesik bir köle, emir tayin edilse, sizi Allah'ın Kitabı ile sevk ve idare ettiği sürece, onun emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz." (İbn Mâce, Cihad, 39; Buhârî, Ahkâm, 4) 
Bu hadisin üzerine söz olmaz, bitti. Halkın seçimiyle başa kim gelmişse, sizi dinden kitaptan uzaklaştırmıyorsa, Allah'ın rızası doğrultusunda görev yapıyorsa ondan razı olmamız gerekir. Hâl ve hareketlerini beğenmediğimiz birileriyse başımızdakiler, o zamanda siz oy vermezsiniz olur biter. Kötülemekle, hakaret etmekle gündeme gelmekten öte bir şey yapamazsınız...
Duymayan kalmadı 
Yılların sanatçıları Metin Akpınar ve Müjdat Gezen Cumhurbaşkanına hakaretten savcılığa götürülmüşler, sonra ifadeleri alınıp salıverilmişler. Demişler ki ifadelerinde "Biz mizah yaptık." Lakin mizah yaparken iyi bir şey yapmadınız, kötülüğe örnek  mesajlar verdiniz. Dilinizden bal değil, ağı damladı. Dediklerinizi duymayan kalmadı.
Devamını oku...
Şu anda 1546 konuk çevrimiçi

Muhterem Abdurrahim Karakoç'un Aziz Hâtırâsına
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Haziran 2012 11:59

 

انّا لله و انّا اليه راجعون
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn
Âyetin tamamı: Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!” derler. 
(Bakara Sûresi, 156. âyet)
 

alt   Ölüm: Bir kara belâ, hepimizin başında.

   Belâ (بلاء) esâsen Arabî bir kelimedir. Tasdiklemek için söylenen "evet" (بلی) sözü ile bir ilgisi yoktur. Bu ikinci belâ'nın zıddı ise "lâ" ma'lûmunuz.  

   Yaratıldıktan sonra çok çok ağır bir mes'ûliyeti yüklendiğimizin, Cenâb-ı Rahmân ile kavilleşmemizin bir icâbı olarak "belâ" (بلاء), Arab dil âlimi Cevherî'nin meşhûr Arabî lugatına göre denemek için mihenk taşına vurmak, zorlu ve büyük bir sıkıntı, sınama, imtihan etme gibi mânâları karşılar: ibtilâ, mübtelâ. 

Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşkdan etme cudâ beni

(Fuzûlî)

 

Devamını oku...
 
O'NDAN VEFÂ SENDEN CEFÂ
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Haziran 2012 00:03

مولانا جلال الدین بلخی رومی Târık İleri tarık ileri TARIK İLERİ AYFER AYTAÇ VOLKAN İLERİ ONDAN VEFA SENDEN CEFA MEVLANA GAZEL mevlana mesnevi şiir kaside divan-ı kebir volkan ileri aytaç ileri özlem ileri   Hakikattir ki ağlamanın verdiği zevk, gülmedeki zevki katlar da katlar. Ağlamanın tadı katbekat yüksektir ve yücedir gülmenin tadından. Ancak elbet, ağlamanın niye olduğuna da bağlı bu. Cam bilyesini en değerli şey zannedip kaybedince ağlayan çocuğun ağlaması gibi, dünyâ metâını en değerli şey zannederek onun elden çıkmasıyla feryâdı basanların, figânlar koparanların ağlaması her zaman yılan zehrinden farksızdır.

   Hüzünlenmeye sıra geldi mi, hüzünlenmek gerek; ağlamaya sıra geldiğinde de ağlamak. 

   Hani Arab şâirlerini en çok hüzünlendiren şey çöllerdeki cidâr kalıntılarıydı ya. Ya'ni giden sevgiliden kalan hâtıralar. Cismânî şeyler ve beşerî muhabbet.

   M. Celâleddîn-i Rûmî'yi hüzünlendiren, ağlatan bu içimizdeki muhabbet kuvvetinden başkası değil. Hakîkî muhabbetin verdiği lezzetle ağlayan Mevlânâ bakalım ne yazmış:

 

Devamını oku...
 
GÖSTER HELE YÜZÜNÜ, GÜL BAHÇELERİNİ GÖRMEK ARZUSUNDAYIM - MEVLÂNÂ'DAN
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 10 Haziran 2012 12:39

MEVLANA RUMİ مولانا جلال الدین بلخی رومی mevlana mesnevi mevlana gazel Târık İleri tarık ileri ısparta TARIK İLERİ AYFER AYTAÇ ARAPÇA ŞİİR FARSÇA ŞİİR FUZULİ GAZEL

 

Ârif ve mütefekkir şeyh Molla Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin (veyâ Belhî veyâ Konevî) Tebrizli Şems (Şems-i Tebrîzî) ismiyle bilinen mürşidiyle tanışmalarından sonra yazdığı, hikmet ve hakikatten mürekkep Dîvân-ı Şems isimli gazeliyâtından seçkin ve mühim gazelleri siz muhterem dostlarla paylaşmaya devâm ediyorum.

Arzu edenler gazelin şiir formunda okunuşunu buradan: http://youtu.be/qUdKu6sQrW0http://youtu.be/c_BO5-b1lRk

şarkı olarak seslendirilişini de şu adresten dinleyebilirler: http://youtu.be/7oJZMzhBCZo

Ancak şarkı olanında pek çok beyitler atlanmıştır. 

 


بنمای رخ که باغ و گلستانم آرزوست

بگشای لب که قند فراوانم آرزوست

Göster hele yüzünü, bağları gül bahçelerini göreyim istiyorum (görmek arzusundayım)

Aç hele dudaklarını, ballar şekerler yiyeyim istiyorum (yemek arzusundayım)

 

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki919293949596979899100SonrakiSon»

Sayfa 93 / 106
 
Turkish Arabic English