Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

GÜNAHI ÜSTLENMEK İÇİN DİDİNİP DURUYORLAR

BAŞKA İŞLERİ YOK GİBİ HER GÜN MEYDANLARDALAR

Yerel seçimlere zaman daraldıkça, seçilmek isteyenlerde bizi bağır çağır çok bunaltıyorlar. Vebali büyük, sorumluluğu ağır makamlara kurulmak için olmadık dolaplar döndürüyorlar. "Destek olun, destek olun!" Sabah akşam feryat edip duruyorlar. Kendilerini şirin gösterip, karşısındaki adayı yerden yere vuruyorlar. Mertçe mücadele yok, biz bu halleri göre göre tamam destek olalım da, hanginize olalım. Hiç biriniz dürüstçe yoğurdum ekşi demiyorsunuz ki, desteğimizden sonra midemizi bulandırırsanız biz ne yapacağız? Sizden kurtulmak için kimden destek isteyeceğiz? O vakit geldiğinde, koltuğa kurulduğunuzda sadece yağcılarınızdan başka hiç birimizi görmezsiniz. yandaşları buyur edersiniz, bize kapılarınızı kapatırsınız. Yalakalarınızın kayırmacılığını yaparsınız. hak yersiniz, hukuk çiğnersiniz. Ülkemdeki belediyeler şirket gibi, şirket yönetimini parti yetkilileri yapıyor, imza yetkileri başkanlarda oluyor. Bu durumda olan vatandaşa oluyor. Holdinglere kapağı atmak isteyen partililer oluyor. Çok yanlış yaklaşımlarda bulunuluyor.

Alın birini vurun ötekine, hangisi halka hizmet eder, böyle gürlerlerken bilemiyoruz. İnsanoğlu nefs sahibi olduğundan göründüğü gibi olmayabiliyor. Hayırlısı gelsin başa, hırsa kapılıp da dokunmasın ekmeğe aşa... Adamların gözünü o kadar hırs bürümüş ki yarına çıkmanın garantisi olmayan bu fani alemde bol keseden vaad dağıtıyorlar. Biz şunu yapacağız, bunu şöyle yapacağız deyip duruyorlar. Samimice "İnşallah nasip olursa yaparız" diyen yok. Aç gözlüler, hep "Makama ben geleyim, sen gelme" derdindeler. Günahı, haramı bildikleri yok. Vatandaşın biri de çıkıp onlara bunu hatırlatmıyor. Çoğunluk körü körüne şahsa biat etmişler. Bazılarının makama kaçıncı talip oluşu, daha önceki oturuşlarında yemiş, gezmiş adam bir şans daha istiyor. Niye, hizmet etmeye mi? Hayır, küpünü tam dolduramışsa, tamamlamaya gelecek. Sömürdükçe daha çok semirecek.

Seçilecekler ne vaadler verirse versinler hemen öyle her dediklerine inanmayacağız. Onlar bizden oylarımızı almak uğruna bir ayakta kırk yalan söyleyebilirler. O koltuk iktidar demek, güç demek, edinmek uğruna verirler bolca yemek. Kafiye yapmayalım gerçeğe bakalım. .O koltuk aynı zamanda günah koltuğudur. Hak yersen, insan ayırımı yaparsan, adam kayırmacılığına kalkarsan, yandaşa kıyak çakarsan koltuk kıçını iki cihanda da yakan olur. Böyle bir adamı o koltuğa getirmeye vesile olan seçmen de bu günahtan nasiplenen olur. 

Devamını oku...
Şu anda 692 konuk çevrimiçi

Aferin Afyon'a
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Temmuz 2019 09:48
KÜÇÜKTÜ BÜYÜDÜ GELİŞTİ YÜRÜDÜ
 
altAfyon otogarı...(Afyonkarahisar) Vakit sabahın seheri. Ankara istikametine giden otobüsümüz Afyon'dan binecek yolcuları almak için 30 dakika mola verdi. Otobüsün muavini bagajları yerleştirmek adına koşuşturdu. Kaptanımız ayaküstü başka kaptanlarla sigara eşliğinde sohbete durdu. Otogardaki kalabalıktan tedirgin olanlar otobüs içinde beklemeyi uygun buldu. Bir an önce yola koyulmayı isteyenlerin, sıkıntısı yüzlerinden okunuyordu. 
Bu otogara kaçıncı gelişim, Afyon'dan kaçıncı geçişim acaba? Başımı otobüsün camına yasladım. Sanki geçmişle geleceği aynı anda yaşadım. Afyon'un dünü bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Dünü sakindi. Durgundu, ama yorgun değildi. İnsanları birbiriyle dosttu.
Bugünkü Afyon dününden gün geçtikçe uzaklaşan, büyük olma yolunda kararlı ve koşar adımlar atan bir şehir görünümünde. Üzerinden durgunluğunu atmış, ayağa kalkmış, atılım yapmış,  kalkınmış, geleceğe zenginlik diye bakmış. Afyon' da bütün herkes adeta bu kalkınmadan payına düşeni almış. Bunca gelişim ve değişimde beni en çok sevindiren Afyon kaymağının hâlâ üretiliyor olması, sucuğunun nostaljik kokusunun bölge sınırları dışına yayılması. 
Bir şehrin gelişmesi için öncelikle yer altı ve yer üstü servetleriyle sanayi tesislerine sahip bulunması gerekir. Bunun yanında üretilenlerin büyük kentlere ulaştırılması için bağlantı sağlayan yolların olması çok önemlidir. Afyon'da bunlar mevcut. Anadolu'nun bağrında bir yer, nereye gitmek, nereden nereye ulaşmak isterseniz çoğunlukla önce Afyon'dan geçersiniz.
Bugünkü durumunu iyi öğrenmek için illerin dününü iyi bilmek gerekir. Afyon ili, günümüzde tarihi değerinden çok mermeri ile anılıyor. Afyon'da mermercilik, lokumunu, sucuğunu, kaymağını sollamış durumda... Resmen Afyonlular doğanın bağrını yarmışlar, çıka madenle kendi karınlarını doyurmuşlar. Gelecek nesili umursamamışlar...
Mermerden kazanılan paralarla Afyonlular lüks yaşantılarında; her birinin evi, arabası var. Bazısının kapısında arabalar çifter çifter... Şehir büyüdükçe büyümüş, endamı ovaları aşmış yürümüş. Yüksekliğiyle adeta göğe değmeye çalışan binalar şehrin dört bir yanını bürümüş.
Sevmiyorum ben şehirlerdeki bu betonarme yağmurunu, insanların birbiri üstüne yığılmalarını... Apartman katları bana bunaltıcı geliyor, kalkınmanın göstergesi bu betonların çoğalmasıyla mı biliniyor?
Afyon'un dününde sükunet vardı. İnsanları samimiyet içerisinde yaşardı. Kaplıca mekanları ormanlık alanlardı. Afyon halkının geçimi bağdan bostandandı. Evleri çoğunlukla bahçeli, ahşap yapılardı. Esnaflık, zanaatkârlık ailelerin geçim kaynağıydı. Afyon'un köklü ailelerinde bir Osmanlı ruhu vardı. Evin anneleri, ev idaresini, babaları çarşı pazar ihtiyaçlarını temin gibi dış işlerini yürütürdü. Gelinler, oğullar genelde büyükleriyle beraber otururlardı. Sabahları büyüklerinden önce kalkarlardı. Oğullar Allah'ın her günü işe giderlerken mutlaka analarının elini öper helalleşir öyle evden çıkarlardı.
Devamını oku...
 
Yola Çıktım Yoruldum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
KARAR VERDİM TEVEKKÜL ETTİM, YOLCULUĞA ÇIKTIM.
GEZMENİN BİR ADI DA YORGUNLUK DERLER.
ANCAK GÖRÜLEN YERLER YORGUNLUĞA DEĞER
 
altNe istiyorsanız onu yapın, güzelliklerin hayalini kurun. Gitmek istediğiniz yere gidin. Koşmak istediğinizde koşun. Kimin ne diyeceği önemli değil,
çünkü sadece bir hayatınız var. Ve bütün yapmak istediklerinizi yapmak için sadece bir fırsatınız var. İyi değerlendirin. Malum fırsatlar kaplumbağa yürüyüşüyle gelir, tavşan hızıyla kaçar derler. 
Gönül söz dinlemiyor, arzuladığını görmek istiyor. Karadeniz bölgesini ilk kez çocukluğumda görmüştüm. Samsun ve Amasya illerinde 14 yaşımdayken 1 ay süresince kalmıştım. Ayrıca Merzifon ve Vezirköprü ilçelerinde de unutulmaz hatıralar edinmiştim. İnşallah bir gün yeniden kısmet olur diye umut tutup durmuştum. Cananım Rabb'im bir kez daha bu fırsatı verdi bana. Biraz dinlenmek adına düştüm uzun yollara...
Birgün öncesi çarşıya çıkışta almıştım biletleri... 
Bu defa Karadeniz bölgesinin farklı yerlerini görmeye gidecektim. Evimde yiyeceğim emekli maaşımı gezi süremde tüketecektim. Hipertansiyon hastalığım ve kalp rahatsızlığım olduğundan yalnız koymadılar yola. Büyük oğlum da geldi benimle bu yolculuğa, ana oğul başbaşa seyahate çıkmayalı 10 yılı aşkın zaman olmuştu. Gidiyorduk bir yerlere, ama ailecek, hep birlikte. Bu gezi ikimize de iyi gelecekti. Konuşacağımız, paylaşacağımız çok değerler olacaktı.
1926 yılından beri yurduma taşımacılık hizmeti verdiğini otobüslerinin üzerinde de vurgulayan bir firmadan aldık istikametimiz doğrultusundaki biletlerimizi, zira hedeflediğimiz yere aktarmasız giden tek o firmanın otobüsleri vardı. Kişi başı 108 liradan arkalardan iki koltuk numarası aldık. Önler doluymuş, meğer ne çok sefere çıkanımız varmış. 31-32 bilet numaramız. Gece yarısında başlıyor yolculuğumuz.
17 Haziran akşamı hazırlandık, birer valize ihtiyaç olabilecek giysileri koyduk, ev halkıyla sarılıp koklaşıp vedalaştık. Servis arabasına binip otogara ulaştık. Daha kalkışa zaman vardı, yakındaki bir kafede çay simit eşliğinde biraz oyalandık. 
Geçmişte otogarımız böyle değildi. Viran yığını görünümdeydi. Yolculara sadece tuvalet hizmeti verirdi. Şimdi adım başı hediyelik eşya satan dükkanlar ve rahatsızlık duymadan oturabileceğiniz kafeler dolu. Kafelerde hizmet eden garsonlarda gencecik kızlar. Kimi mini etek giymiş, kimi daracık tayt. Üzerlerinde askılı penye bluzlar. Yaz mevsimi, ama gecenin serinliği hissediliyor. Bu kızcağızların kanları kaynadığından güneşli gündeymişler gibi zaten açık olan yakalarını ikide bir omuzlarından aşağı çekiştiriyorlar. Sıklıkla da ellerinde tepsi, çay kahve servisi yapıyorlar. Bazısı da yerleri paspaslayıp duruyor. İçeriye giren çıkan müşteriye gülümsüyor. Müşteriyi memnun etmek için ne mümkünse yapılıyor. Lakin ben gecenin bir yarısı, garajda kızların kalabalıklar içinde çalışmasını yadırgadım. Kızların yaşları çok küçük daha, 18,25 arası falanlar. Evlerinde uyuyacakları saatte ayakta koşuşturuyorlar. Sordum bize çay getiren birine hallerini, üniversite öğrencileriymiş, hem çalışıp hem okuyorlarmış. 
Anne babaları bu durumdan haberdar mı acaba? 
Devamını oku...
 
Komşularım Konuştu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
altGeçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğim Karadeniz gezime yönelik yazımı yazmaya bilgisayar başına oturdum. Nasıl başlasam diye düşünüyorum. Zil sesiyle düşüncem bölündü. Kapıyı açtım, alt kattaki komşum gelmiş. Beni bir süredir görememişde nerdeymişim merak etmiş. Sevindim ilgisine, içeriye buyur ettim. Bilgisayarımı açık görünce "haber mi yazıyodun, yeni başkan demirköprü yanındaki kaldırımları yeniledi onu yazsana; eski başkan gitmeden az evvel döşettiydi o yolu. Bunların işi gücü israf anam, ne olacak, taşların hesabı yapılmıyor tabi, kaldırımla kandırıp malı ordan götürüyordur bu adamlar.
Konuyu değiştirmek için "boş  ber, günahları boynuna. Yanlarına kalmaz nasılsa"" diyorum. Hırçınlaşıyor:
-"Boş ver olur mu, sen gasteci değil misin? Şöyle vurucu bir yazı patlat tatlım, baştakiler yaptıklarını bilmiyoruz sanmasın. Ama bunu benden duyduğunu yazma sakın, malum daha biz emekli olmadık, bir haber uğruna işimizden olmayalım." dedi. 
Hani beni merak edip gelmişti. Daha halimi hatırımı bile sormadı. Ben mi önce ona sormalıydım, fırsat bırakmadı ki sorayım. Hemen şunu yaz, bunu yaz girişti talimata. İki sözün birinde de "aman benden bahsetme" diyor.
Komşuma "Merak etme, senden bahsetmem, yolun yeni halini oradan geçtiğimde görürüm nasılsa. Ben zaten genel yazmak istiyorum" diyorum. "Yerel demek istediklerimi bazen bütün gün konuştuğum her insana söylüyorum. Şehrimin menfaati neyi gerektiriyorsa, bireysel uyarılarımı yapıyorum çevremdeki herkese..." Komşum tavrımdan memnun, gülümsüyerek koltuğa kuruluyor. ikramım olan kahveyi yudumluyor. 
Ülkemde genelde de, yerelde de, yazacak konu çok aslında. Ne de olsa gün boyunca pek çok kişiyle konuşuyorum. Her birinden duyduklarımı yazsam, sayfalar dolar taşar. Velhasıl yazılacak konu çokta, yazmaya bazen takat yok. Ömür biter, kalemler tükenir, lakin konular bitmez. Ama insanımız bir garip. “Bizim ismimizi kayda geçirmeden yaz,” dediler mi? İnanın hiç bir şey yazasım gelmiyor. Hem konuşacaksın, hem konuştuğumuzu el bilmesin, sen kendinden bir şeyler karala diyeceksin. Bunun adına ödleklik denir, cesaret denmez. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 10 / 111
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ