Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Günler zor yıllar çabuk geçiyor. Daha dün gibi, Ankara Mamak'ta Cebeci şehitliğinin bulunduğu mekânda ikamet ettim geçtiğimiz yıllarda bir süre. Şehitliğin hemen yanı başındaki Huri sokakta... Oldukça sakin bir sokaktı.
Huzur bulduğum, komşuluklarını sevdiğim, insanları yapmacıksız, güleç yüzlü kimselerdi tüm sokak sakinleri. Biraz yokuşu vardı, ama yormazdı. Pırıl pırıl, tertemizdi yolu ve kaldırımları. Öylede olması gerekiyordu. Çünkü yanı başında Cebeci Askerî Şehitliği vardı.
İkinci kat evimin duvarı neredeyse şehitliğin duvarıyla dipdibeydi. Bir ara çok sıklıkla şehitler defnedildi. Bombalı olaylar sonrası hayatını kaybeden sivil vatandaşlar da Cebeci Askeri mezarlığına getirildi. Yapılan defin törenlerine devlet erkanı da gelirdi. Lakin ben gitmezdim törenlere,  yüreğim elvermezdi duyduğum sirenlere...
Hemen her sabah ekmek almaya diye çıkardım. Mutlaka uğrardım şehitliğe. Girişteki idare binasında nöbet tutan askerler kapıda güler yüzle karşılarlardı beni. Aslan evlatlara selam verip geçerdim yanlarından. Nur yüzlü yiğitler, nasılda saygılıydılar... 
Devlet büyüklerimizden de bu şehitlikte istirahate çekilmiş olanlar var. Dünya işlerinden elini eteğini çekmişler, gerçekle yüzyüze gelmişler, sonsuza kadar sessizler... 
Mermer diyarının yalnız ahalileri dolu etraf. Sükunet var şehitlikte, hüzün var. Hayatın devam ettiğini belirten yeşillik var, anlatılması güç bir huzur var...
Hayata gelmiş, gülmüş yüzler toprak altındalar gayrı, görünmüyorlar. Topraklarını avuçlasanız, hissetmiyorlar. Suskunlar... 
Dizi dizi sıralanmışlar, birbirinden bağımsızlar, günün her saati hep yatıyorlar. Rütbeli, rütbesiz hepsi aynı alandalar. Mezar taşlarında isimleri ve doğum tarihleri yazılı... Her biri bir yerlerde doğmuş büyümüşler, sonra burada buluşmuşlar.
Devamını oku...
Şu anda 1029 konuk çevrimiçi

Muhterem Abdurrahim Karakoç'un Aziz Hâtırâsına
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Haziran 2012 11:59

 

انّا لله و انّا اليه راجعون
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn
Âyetin tamamı: Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!” derler. 
(Bakara Sûresi, 156. âyet)
 

alt   Ölüm: Bir kara belâ, hepimizin başında.

   Belâ (بلاء) esâsen Arabî bir kelimedir. Tasdiklemek için söylenen "evet" (بلی) sözü ile bir ilgisi yoktur. Bu ikinci belâ'nın zıddı ise "lâ" ma'lûmunuz.  

   Yaratıldıktan sonra çok çok ağır bir mes'ûliyeti yüklendiğimizin, Cenâb-ı Rahmân ile kavilleşmemizin bir icâbı olarak "belâ" (بلاء), Arab dil âlimi Cevherî'nin meşhûr Arabî lugatına göre denemek için mihenk taşına vurmak, zorlu ve büyük bir sıkıntı, sınama, imtihan etme gibi mânâları karşılar: ibtilâ, mübtelâ. 

Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşkdan etme cudâ beni

(Fuzûlî)

 

Devamını oku...
 
O'NDAN VEFÂ SENDEN CEFÂ
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Haziran 2012 00:03

مولانا جلال الدین بلخی رومی Târık İleri tarık ileri TARIK İLERİ AYFER AYTAÇ VOLKAN İLERİ ONDAN VEFA SENDEN CEFA MEVLANA GAZEL mevlana mesnevi şiir kaside divan-ı kebir volkan ileri aytaç ileri özlem ileri   Hakikattir ki ağlamanın verdiği zevk, gülmedeki zevki katlar da katlar. Ağlamanın tadı katbekat yüksektir ve yücedir gülmenin tadından. Ancak elbet, ağlamanın niye olduğuna da bağlı bu. Cam bilyesini en değerli şey zannedip kaybedince ağlayan çocuğun ağlaması gibi, dünyâ metâını en değerli şey zannederek onun elden çıkmasıyla feryâdı basanların, figânlar koparanların ağlaması her zaman yılan zehrinden farksızdır.

   Hüzünlenmeye sıra geldi mi, hüzünlenmek gerek; ağlamaya sıra geldiğinde de ağlamak. 

   Hani Arab şâirlerini en çok hüzünlendiren şey çöllerdeki cidâr kalıntılarıydı ya. Ya'ni giden sevgiliden kalan hâtıralar. Cismânî şeyler ve beşerî muhabbet.

   M. Celâleddîn-i Rûmî'yi hüzünlendiren, ağlatan bu içimizdeki muhabbet kuvvetinden başkası değil. Hakîkî muhabbetin verdiği lezzetle ağlayan Mevlânâ bakalım ne yazmış:

 

Devamını oku...
 
GÖSTER HELE YÜZÜNÜ, GÜL BAHÇELERİNİ GÖRMEK ARZUSUNDAYIM - MEVLÂNÂ'DAN
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 10 Haziran 2012 12:39

MEVLANA RUMİ مولانا جلال الدین بلخی رومی mevlana mesnevi mevlana gazel Târık İleri tarık ileri ısparta TARIK İLERİ AYFER AYTAÇ ARAPÇA ŞİİR FARSÇA ŞİİR FUZULİ GAZEL

 

Ârif ve mütefekkir şeyh Molla Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin (veyâ Belhî veyâ Konevî) Tebrizli Şems (Şems-i Tebrîzî) ismiyle bilinen mürşidiyle tanışmalarından sonra yazdığı, hikmet ve hakikatten mürekkep Dîvân-ı Şems isimli gazeliyâtından seçkin ve mühim gazelleri siz muhterem dostlarla paylaşmaya devâm ediyorum.

Arzu edenler gazelin şiir formunda okunuşunu buradan: http://youtu.be/qUdKu6sQrW0http://youtu.be/c_BO5-b1lRk

şarkı olarak seslendirilişini de şu adresten dinleyebilirler: http://youtu.be/7oJZMzhBCZo

Ancak şarkı olanında pek çok beyitler atlanmıştır. 

 


بنمای رخ که باغ و گلستانم آرزوست

بگشای لب که قند فراوانم آرزوست

Göster hele yüzünü, bağları gül bahçelerini göreyim istiyorum (görmek arzusundayım)

Aç hele dudaklarını, ballar şekerler yiyeyim istiyorum (yemek arzusundayım)

 

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki81828384858687888990SonrakiSon»

Sayfa 82 / 95
 
Turkish Arabic English