Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Şu anda 2266 konuk çevrimiçi

İnsana Emanet Olma
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 10 Aralık 2020 16:24
BİN İYİ OLSA DA BİR KERE HER BİLDİĞİNE GÜVENME
 
altSEVMEK AYRI, GÜVENMEK AYRIDIR. ANNE, BABA, KARDEŞ, YA DA BAŞKA BİRİNİ SEVERSİN, HATTA ÇOK SEVERSİN. ANCAK ALLAH'A GÜVENİRSİN. İNSANA GÜVENİLMEZ. CEDDİMİZ NE DEMİŞ? "DUVARA YASLANMA, YIKILIR. İNSANA GÜVENME ÖLÜR." 
Önce bir kıssa, misal, örnek , ne derseniz deyin ama illa demek istenileni anlayıverin.
Beni Terk Edebilirsin
Allah için kardeş olan iki arkadaştan birisi nefsanî bir aşka düştü. Bunu arkadaşına açarak: 
— Ben böyle bir aşka düştüm; eğer beni Allah için sevmeye devam etmek istemezsen serbestsin; beni terk edebilirsin, dedi. O da: 
— Senin düştüğün bir hatadan dolayı, aramızdaki kardeşlik bağını çözecek değilim, dedi ve Allah Teâlâ’ya onu hevasından/kötü arzusundan kurtarıp afiyete kavuşturuncaya kadar yememeye ve içmemeye söz verdi. Kırk gün aç kaldı. Arkadaşına, içine düştüğü dertten kurtulup kurtulmadığını her soruşunda o: 
— Gitmedi, kalbim olduğu hâlde duruyor, diyordu. Arkadaşı onun derdine düşüp yemek içmekten kesildiği için zayıfladı ve hastalandı. Allah Teâlâ kırk günden sonra, arkadaşındaki hastalığı giderdi, arkadaşı gelip kendisine haber verdi, o da açlığın sebep olduğu zayıflıktan ve zarardan telef olmaya yaklaşmışken, son anda kurtuldu ve yiyip içmeye başladı.
 
İyi insanlar her yerde varlar. Çoğumuzun karşısına hayatımızın bir kısmında çıkarlar. Onların öyle iyi olduklarını sanırız ki, üzerlerine kimselerce toz kondurulmasına müsade etmeyiz. Hiç aklımıza gelmez, "her insanın kötü sayılabilecek bir yanı da mutlaka vardır"diye. En basitinden; öfkesi, kıskançlığı, vs...
 
Hiç bir insan şüphesiz %100 iyi olmaz. Tabiatı gereği olamaz. İnsanoğlu melek olarak yaratılmamıştır. Beşerdir, şaşırabilir. Lakin biz yüreğimizin ısındığı, bize iyi gelenleri hep iyi biliriz. Böyle bildiğim biri beni yakın zamanda ne çok yanıltı. Kendisi dışarıdan bakılınca imrenilecek derece de iyimser, çok farklı... Nişantaşı'na yakın bir ara caddede, içerisini göstermeyen camların arkasındaki ofisinde meğer bu adam başka türlü farklıymış. Hani derler ya, "kırk yıl komşu oldum bilemedim huyunu suyunu, 40 gün dünür oldum anladım cinliğini" diye, arz etmeye çalıştığım kişide dışarıda, toplum içinde çok hürmet edilen bambaşka biri, çok yakınından bilenlerce çok daha bambaşka biri.
 
Ben dahil, kendisini tanıyan pek çoklar, onun karakteri hep beğenirdik. İyi bir insan, yardımsever, dost canlısı, kırmaz dökmez bir kişilik olarak bilirdik. Zıddı bir duruma tesadüfen tanık oldum. Çok şaşırdım.
 
Evett. İstanbul'da, çok iyi insan diye tanıdığım, kendisinin işadamı olduğunu bildiğim biri, başka birinin ricasıyla yanına çalıştırmak için
Devamını oku...
 
Bir Dostluk Hikayesi Bu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Aralık 2020 10:38
 
55 YIL SÜREN DOSTLUK
NEREDEYSE BİR ÖMÜRalt
Katlanarak akan duru bir su olunca zaman, kendi denizine çeker kürekleri hayat. Hayatın tanındık-tanınmadık, bilindikbilinmedik bütün yüzleri görülür, ömür ırmağında sürüklenirken hayat denizine doğru. Irmağın kıyılarını “Sevgi Ormanı” süsler, “Dostluk Meyveleri” de bu ağaçtan toplanır.
Ardından ilgi, şefkat, sadakat, mutluluk ve kutluluk duygularını yüreklerine katık ederek bu günlere gelen iki kişi ile karşılaşırım geçmişe karışan dünlerde. 
 
Elli beş yıl süren ülfetin, bu iki dev çınarın durumu tıpkı yağmur ile toprak gibi. Değil mi ki yağmur toprağına, toprak da yağmuruna muhtaç...Yılların olgunluğu yüzlerinde çizgiler, saçlarında beyazlıklar
gösterse de, onların dostlukları hâlâ yeni dikilmiş bir fidan gibi taptaze.
 
Aslında birbirlerine hiç benzemiyorlar; giyim tarzları, yaşantıları, hayalleri ve dünyadan beklentileri tamamen ayrı ama birlikteliklerinde hep aynı dili konuşuyorlar.
 
Dostluk bu muydu, birbirlerini uzun yıllardır tanıyor olmalarından mı kaynaklanıyordu dost olmaları? Dostlukları buna mı dayanıyordu, -eskiden tanıyor olmak- dost olmaya yeter miydi?
 
Bu soruların cevapları aslında onların sevgiyle yoğrulmuş kalplerinde gizliydi ve dillerinden ikrar etmelerindeydi. Bu ikrara yönelmeden önce onların kimliklerini yansıtalım.
 
Onlar, yaşları altmışlarda, hayatları baharda, iki naif insan. Çocuklukta tanışmışlar. Aynı mahallede büyümüşler, aynı ilkokuldan eğitim almışlar. Aynı ortamlarda oyun oynarlarken, arkadaşlık etmiş, dost olmuş ve bu dostluğu “Dile kolay” tam elli beş yıldır sürdüre gelmişler.
 
Birinin adı Ceylan, diğerinin adı Mehmet Ali.
Hani neredeyse tüm şehrimin yakından tanıdığı, bilgi birikimleriyle talebeler yetiştiren, nefesi kadar, zekâ gücüyle de çok hizmet eden Mehmet Ali Hoca.. Hocalığı, kırk yıllık cami hocalığı; vaaz verir, ezan okur, arzu edene Kur'an okumayı öğretir. Kur'an edebinden nasiplendirir. Pak simalı, arı, duru insan. İyilik sever, gönül kazanıcı, kalp onarıcı. Sesiyle, sevecen kişiliğiyle gürlek bir Âdemoğlu.
Devamını oku...
 
Cingen Teyfik
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Aralık 2020 11:03
KENDİ ÇOCUKLARINDAN ZİYADE ESNAFIN BABASIYDIalt
Isparta'nın öğretmen ordusunda, esnaflığında, siyasetçiliğinde ve oda başkanlıklarında bir zamanlar namı diğer "Cingen Tefik" Tevfik Önem vardı.
 
Ispartalılar kendisini arkasından konuşurlarken namlandırdıkları isimle "Cingen Teyfik" diye anıyor olsalar da, yüzüne tüm samimiyetleriyle "Baba" diye hitap ederlerdi. Nufüs kütüğünde kayıtlı duran Tevfik ismi çoktan unutulmuştu. 
 
O gerçekten başta esnafa olmak üzere, herkese babalık eden zatı muhterem bir insandı. Herkesin halinden anlayan, dertlinin derdiyle dertlenip çare bulmaya çabalayan, yardımseverlikte öncü, babalık payesini hak etmiş çok yufka yürekli bir adamdı...
 
Kader denilen rüzgar bir estimiydi, insanı aklına gelmedik yerlere sürüklüyor. Sonra diniyor, duruluyor bu rüzgar, ancak bazen iş işten geçmiş oluyor. Uğranılan felaketin telafisi mümkün olmuyor. Rüzgarın durduğu yerde tutunabileceğiniz bir dal varsa, hayat size tekrardan güzellikler sunuyor. Tadını çıkararak yaşayabileceğiniz gücünüz kalmışsa tabi...
 
Tavfik Önem'in kaderi, babasının Erzurum'dan Isparta'nın Keçiborlu ilçesine gelişiyle başlıyor. Keçiborlu ilçesinde kükürt işletmelerinin temelinin atıldığı yıllar... O gün görevli olarak temel atma töreninde bulunan ihtiyat subayı Süleyman Önem, Keçiborlu ilçesini sakin ve geleceği parlak görüyor. Askerlik görevinden ayrılıp, bu şirin ilçeye yerleşmeye karar veriyor. "Kükürt fabrikasına girer çalışırım" diye düşünüyor. Fakat fabrikanın üretime geçme süresine kadar ilçenin bağlı olduğu Isparta ilinde yaşamayı tercih ediyor.
Isparta'da imkanlar daha fazla olduğundan ev bulması maddi şartlarına göre daha kolay oluyor. Bu süreçte Ispartalı bir hanımla evlenerek, memleketi Erzurum'dan bir daha dönmemecesine tamamen kopuyor. Yeni şehrini ve eşini çok sevdiğinden Erzurum'da yaşadığı yılları unutmayı seçiyor. Mutlu evliliği, ilk oğlunun dünyaya gelmesiyle daha da perçinleniyor.
Isparta doğumlu ilk erkek evlatlarına  aile büyüklerinden birinin ismi olan Tevfik adını veriyorlar. Tevfik, Allah'ın yardımına kavuşan demek. Bu anlamından dolayı da ismi tercih etmiş olmaları, akrabalarınca daha çok takdir görüyor.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 9 / 139
 
Turkish Arabic English