Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Doktor Younan Nowzaradan, İran asıllı diye biliyordum. 
Meğer kökleri Türkiye topraklarında var olmuş.
Bu niçin önemli, çünkü bizim ülkemizin topraklarında yetişen insanların akıl seviyesi, vicdan - merhamet seviyesi yüksek olur. Kendinde bu özelliği keşfeden ve dışa yansıtabilen kişi yaşantısında hep insancıl kalır. Doktor Nowzaradan"nın duruşunda, bakışında, davranışlarında bu güzellikler bulunmakta, bu sebeple tüm dünyaca  iyi insan olarak bilinmekte...
Değerli Milliyet Blog okurlarım; önceki gün yayınlanmış olan Doktor Nawzaradan başlıklı yazımı, adı geçen doktorun izlediğim programlarından etkilenip yazmışdım. Bizim doktorlarla bir kıyaslama yapmak ister gibi. İyi kalpli, sevimli atom karınca çevikliğindeki ünlü doktor diyerek, kiloları altında ruhları ezilen insanlara verdiği sağlık hizmetlerini aktarmıştım. Meğer benden gayri ne çok tanıyanı ve seveni varmış bu babacan tavırlı doktorun...
Konuma ilgi gösterip, doktora olan  alakanızı ve sevginizi tarafıma da mesajlarla iletmeniz beni son derece mutlu etti. Kendisinin ülkemizde bu kadar çok seveni olduğunu bilmiyordum doğrusu... Sonra merakımı çekti, biraz araştırmaya koyuldum. "Bizim insanımız birini boşuna sevmez, kan çekmesi gibi bir durum mu var" düşüncesiyle başlayıp, hararetle yaptığım araştırmada doktorun soyadından yola çıktım. 
Devamını oku...
Şu anda 425 konuk çevrimiçi

Ankara Otogarında
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 14 Temmuz 2019 11:17
altSenelerce evveldi. Annemin küçük erkek kardeşi dayım yeni evlenmişti.Eşini Merzifon'daki ağabeyine (Büyük dayımn yanına) ziyarete götürmek istedi. Bu gezi için dayım beni de yanlarına almayı teklif etti. "Sen yollardaki molalarda ben otobüsten indiğim vakitler yengenin yanında yoldaş olursun," dedi.
Çocuk yaştaydım o vakitler, annem dayımın ısrarıyla izin verince ilk şehirler arası yolculuğum başlamış oldu. Merzifon'daki dayımın yanına gitmemiz için önce Ankara'ya ulaşmamız gerekiyordu. 
Gündüzden bindiğimiz gece vaktide sürdürdüğümüz  yolculuğumuzda bindiğimiz otobüs kağnı gibi ilerliyordu. Tabi o vakit bu durum bizce süratli olarak değerlendiriliyordu. Şimdiki deyişle dört teker üzerinde seyahat teknolojik imkan olarak biliniyordu. 
Anadolu bölgesinde her şehirde bulunması mümkün olmayan, bir kaç otobüse sahip illerin varlıklı sayıldığı 1970 öncesi zamanlardı. Külüstür sayılabilecek bir otobüse binmiştik, üzerinde Ankara yolcu otobüsü yazılıydı. 
Kendimi diğer kardeşlerimden ayrıcalıklı hissetmiştim. Lakin otobüs yola koyulunca evde kalan kardeşlerimin üstene çıktığını sandığım havam aniden sönmüştü. Çünkü asfalt bildiğimiz yollarda otobüs ara sıra çukurlara giriyor zıplayıp duruyordu. Her zıplayışta kafamız tavanına vuruyordu. 
Yol boyunca otobüsün içinde sigara içilmişti. Öksürenler, siyah torba içine istifra ederek içini dışına çıkaranlar, horlayanlar, osuranlar beni çok ürkütmüştü. Arada bir otobüsümüz yollarda duruyordu, bu şekil yolcular temiz havadan yararlandırılıyordu.
Yollar oldukça dardı. Yolun iki tarafında alabildiğince geniş tarlalar ve etrafta otlayan inekler vardı. Yanımızdan tek tük kamyonlar korkutucu sesle korna çalarak geçmekteydi. 
Gece boyunca süren yolculuğumuzu heyecandan uykusuz geçirmiştim. Nihayet Ankara'ya geldiğimizi şoförümüzün anonsuyla öğrenmiştim. "Sayın yolcularımız selametle Ankara'ya gelmiş bulunmaktayız. Otobüsümüz 13 nolu perona girmek üzere, değerli eşyalarınızı yanınıza almayı unutmayınız."
Ortalık birden bire hareketleniyor, yolcular iniş hazırlığına girişiyordu.Ben şaşkın şaşkın çevreme bakınıyordum. Sabahın ilk ışıklarıyla kalabalık, kargaşalı bir alana indirildik. Etrafımız insan kaynıyordu. Bu insanların bir kısmı, otogarda bulunan derme çatma büfelere, çoğunlukla çorba servisi yapılan sıradan tek katlı lokantalara doluşuyorlardı. Dayım dedi ki: "Bu lokantalar hem pis, hem kazıkçılar. Gelin ben size Ulus'ta bir işkembe çorbası içireyim."
Biz başka bir otobüsle Merzifon'a gidecektik, yeni otobüsümüz için biletlerimizi almıştık. Kalkış saatimizin 1.5 saat sonrası olduğunu öğrenmiştik. Otobüsümüzün peron numarasını ezberimize almıştık. "Bu süreç 2 saati bulur, 20 dakika evvelinden garaja geliriz" diyordu dayım. 
Devamını oku...
 
Yolculuk Yapıyoruz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Temmuz 2019 09:42
altUzun yolculuklar otobüsle çok sıkıcı oluyor. Yollar adeta ikiye katlanıyor. Varmak istediğiniz yer ulaşılmaz sanılıyor. Uzakta kalanların özlemi artıyor. Kafanızın içinde geçmişten bu güne tüm anılar canlanıyor. Pişmanlıklar, keşkeler hafızayı yoruyor. Yaşanmışlıklar mı, yoksa yaşanamamışlar mı elem, merak beyni düşünmeye zorluyor. Düşünmek istemiyorsunuz aslında, ama belleğiniz sizi dinlemiyor. Hele bir de otobüsün içi kalabalıksa tüm koltuklar birilerince doldurulmuşsa ve o kalabalığın içinde yanınızda elinizi tutacak, başınızı omuzuna yaslayacağınız biri yoksa, zihniniz sizi epeyce yoruyor, rahatlıkla oturamıyorsunuz koltuğunuzda, diken üstünde dikiliyor hissine kapılıyorsunuz, zaman geçmek bilmiyor. 
Bu defa ki yolculuğumda yalnız değilim çok şükür, yanımda ilkgözağrım, büyük oğlum var. Anasının yakışıklısı, başını arkaya yaslamış, gözleri sıkı sıkı yumulu, yolculuğu uykuda geçiriyor. Yolcuların çoğunluğu da aynı eylemde. Çok şükür koltuk arkalarındaki mini televizyonlar kapalı, ekranlar karanlık, ama hava aydınlığa açılmış. Karanlık geceden, gündüz sıyrılıp çıkmış. Işık gelince karanlık gitmiş. Gün ışığı umut verici, yaşam sevinci dağıtıcı, görebilene güzellik gösterici. Oğlumu dürtüklüyorum. "Ey oğul gözünü aç bak dışarda zaman geçiyor. Asfalt yol geriye aktıkça zamanda anda tükeniyor." Yaşarken boşuna heba ettiğimiz anların farkına varamıyoruz, anın kıymetini anlamıyoruz... Keder konuk oluyor. Geçmişi düşündürüyor. Geride bıraktığım zaman içindeki, güzel anlarımı hatırlamaya çalışırken bir çığlık koptu arkadan...
Otobüsün içine gün ışığı dolmuştu. Anlaşılan sabah çoktan olmuştu. Ön koltukta oturanlar aynı anda kafasını çevirip çığlığın geldiği arka tarafa baktılar. Az sonra da tüm meraklılar çığlığın sebebini anladılar. Otobüsün en arkasında bulunan yanyana dizili koltuklarda bir kadın, içi geçtiği için kucağındaki çocuğu yere düşürmüş. Allah korumuş. Çocuğa bir şey olmamış. 2-3 yaşlarındaki çocuk canı yanmamış ki ağlamıyor, ama annenin avazı tüm uyuyan yolcuları uyandırıyor. Allah'tan kaptanın dikkati bu bağırtıyla dağılmıyor. 
Yolculardan bazıları kadına yardım için yerinden kalkıyor, kimi de uykusu bölündüğü için kendi kendine söyleniyor. Her kafadan bir ses çıkması üzüntülü anneyi mahcup edip susturuyor. Sıkı sıkıya sarıldığı çocuğunu öpüp kokmaya koyuluyor.
Ön sıralardan kalkıp arka koltuğa kadının yanına yaklaşan orta yaşlı bir başka kadın, üzerine vazife gibi: "Senin gocan yok mu hanım, ne demeye küçük çocukla yalnız yola çıktın," diyor. O da ona: "Sana ne, sana mı düştü tasası? " diye sert bir dille soru yöneltiyor. Beklemediği bu yaklaşımla ve kendini tatmin edecek cevabı alamamanın hırsıyla, meraklı kadın daha bir hiddetleniyor. Dolayısıyla otobüsün içinde, arka koltuklar önünde volümü yüksek, kaba, çirkin bir sözlü tartışma başlıyor. Etraftan yangına körükle gidenler, harareti artıranlar oluyor. 
Devamını oku...
 
Aferin Afyon'a
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Temmuz 2019 09:48
KÜÇÜKTÜ BÜYÜDÜ GELİŞTİ YÜRÜDÜ
 
altAfyon otogarı...(Afyonkarahisar) Vakit sabahın seheri. Ankara istikametine giden otobüsümüz Afyon'dan binecek yolcuları almak için 30 dakika mola verdi. Otobüsün muavini bagajları yerleştirmek adına koşuşturdu. Kaptanımız ayaküstü başka kaptanlarla sigara eşliğinde sohbete durdu. Otogardaki kalabalıktan tedirgin olanlar otobüs içinde beklemeyi uygun buldu. Bir an önce yola koyulmayı isteyenlerin, sıkıntısı yüzlerinden okunuyordu. 
Bu otogara kaçıncı gelişim, Afyon'dan kaçıncı geçişim acaba? Başımı otobüsün camına yasladım. Sanki geçmişle geleceği aynı anda yaşadım. Afyon'un dünü bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Dünü sakindi. Durgundu, ama yorgun değildi. İnsanları birbiriyle dosttu.
Bugünkü Afyon dününden gün geçtikçe uzaklaşan, büyük olma yolunda kararlı ve koşar adımlar atan bir şehir görünümünde. Üzerinden durgunluğunu atmış, ayağa kalkmış, atılım yapmış,  kalkınmış, geleceğe zenginlik diye bakmış. Afyon' da bütün herkes adeta bu kalkınmadan payına düşeni almış. Bunca gelişim ve değişimde beni en çok sevindiren Afyon kaymağının hâlâ üretiliyor olması, sucuğunun nostaljik kokusunun bölge sınırları dışına yayılması. 
Bir şehrin gelişmesi için öncelikle yer altı ve yer üstü servetleriyle sanayi tesislerine sahip bulunması gerekir. Bunun yanında üretilenlerin büyük kentlere ulaştırılması için bağlantı sağlayan yolların olması çok önemlidir. Afyon'da bunlar mevcut. Anadolu'nun bağrında bir yer, nereye gitmek, nereden nereye ulaşmak isterseniz çoğunlukla önce Afyon'dan geçersiniz.
Bugünkü durumunu iyi öğrenmek için illerin dününü iyi bilmek gerekir. Afyon ili, günümüzde tarihi değerinden çok mermeri ile anılıyor. Afyon'da mermercilik, lokumunu, sucuğunu, kaymağını sollamış durumda... Resmen Afyonlular doğanın bağrını yarmışlar, çıka madenle kendi karınlarını doyurmuşlar. Gelecek nesili umursamamışlar...
Mermerden kazanılan paralarla Afyonlular lüks yaşantılarında; her birinin evi, arabası var. Bazısının kapısında arabalar çifter çifter... Şehir büyüdükçe büyümüş, endamı ovaları aşmış yürümüş. Yüksekliğiyle adeta göğe değmeye çalışan binalar şehrin dört bir yanını bürümüş.
Sevmiyorum ben şehirlerdeki bu betonarme yağmurunu, insanların birbiri üstüne yığılmalarını... Apartman katları bana bunaltıcı geliyor, kalkınmanın göstergesi bu betonların çoğalmasıyla mı biliniyor?
Afyon'un dününde sükunet vardı. İnsanları samimiyet içerisinde yaşardı. Kaplıca mekanları ormanlık alanlardı. Afyon halkının geçimi bağdan bostandandı. Evleri çoğunlukla bahçeli, ahşap yapılardı. Esnaflık, zanaatkârlık ailelerin geçim kaynağıydı. Afyon'un köklü ailelerinde bir Osmanlı ruhu vardı. Evin anneleri, ev idaresini, babaları çarşı pazar ihtiyaçlarını temin gibi dış işlerini yürütürdü. Gelinler, oğullar genelde büyükleriyle beraber otururlardı. Sabahları büyüklerinden önce kalkarlardı. Oğullar Allah'ın her günü işe giderlerken mutlaka analarının elini öper helalleşir öyle evden çıkarlardı.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 7 / 109
 
Turkish Arabic English