Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Mef’ûlu Mefâîlu Mefâîlu Feûlun
 
گر كم شود از یار بما لطف و عنایت
در آرزوی وصل بمیریم نهایت
 
Ger kem şeved ez yâr be mâ lutf u inâyet
Der ârizû-yi vasl bemîrîm nihâyet
 
Yârin lutfu, inayeti azalırsa bize
Nihayette ölürüz vuslat arzusu ile
Devamını oku...
Şu anda 398 konuk çevrimiçi

Çevreci Hanım Gözüyle
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 03 Ağustos 2019 09:34
altİstanbul’da yaşayan eski arkadaşlarımdan, emekli hanım öğretmen, bir süredir misafirimdi. Bizim ilimizdeki sakinliğe hayran kaldı. Fakat şehrimizdeki pis kokuları ve etraftaki kirliliği beğenmedi...
Bu sayfaya geçtiğimiz haftalarda yazdığım Karadeniz gezilerime yönelik yazılarıma bir müddet ara verdim. Çünkü İstanbul'dan yaz tatili için evime yatılı gelmiş misafirlerim var. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde oturan emekli öğretmen ve kızı ile iki erkek torunu...
Neriman öğretmen ve ailesi bizim ile her hangi bir Anadolu şehrinden ve kasabasından değil, Türkiye'nin en büyük ili İstanbul’dan, yine Türkiye'nin en büyük ilçesi Bakırköy’den geldiler. Ve şehrimdeki güllerin güzelliğinin ruhlarına verdiği huzuru hemen fark ettiler...
Hem kendi söylediklerine, hem de bizim algıladığımıza göre, Neriman öğretmen  şehrimin fiziki görünümü çok beğeniyor. Gezdiği bazı başka illere göre gelişmiş, sokak ve kaldırımları düzenlenmiş, her tarafları rengarenk çiçek ekili, güzel, yaşanılabilir bir şehir olarak değerlendiriyor... 
Ne var ki Neriman öğretmen güllerin göklere güldüğü yer olarak bildiği şehrimi mis gibi gül kokması gerekirken pis kokulu buluyor. 
-"Gül kokusuna doyacağımı sanıyordum. Ama şehrinizde gül kokusunu bastıran acayip bir çöp kokusu var" diyor. 
-“Geldiğimde çöpleri akşam saatlerinde düzenli toplanan, şehir merkezi pis olmayan temiz bir il buldum. Yalnız şehir merkezi dışındaki yerler kötü kokuyor. Bilhassa ara sokaklarda çöp bidonlarının dışa taşmışlıkları göze hoş gelmiyor. Bu sanırım birazda bu ilde yaşayan insanların dikkatine bağlı bir durum. Herkes evinin önünü temiz tutarsa şehir kirlenmez. Çöp bidonları da dışa taşmadan boşaltılmalı ve üstleri kapalı tutulmalı. Bu sıcakta çöp sineklerinin ısırıkları hiç çekilmiyor” diyerek çevre temizliğe karşı önerilerde bulunuyor..
Bunları söyleyen hanım sadece İstanbul Bakırköy’de yaşayan bir vatandaş değil, aynı zamanda çevrecilikle ilgili bir hanımefendinin görüşü. Yani “Çevreci Hanım” gözüyle bakarak şehrimin değerlendirilmesi yapılıyor. 
Bu gözlemleri sonucu emekli öğretmen Neriman Hanım, tatilinin geri kalanını devam ettirmek için kendi akrabalarının çoğunlukla bulunduğu Muğla'nın Fethiye ilçesine gitmek istediğini söylüyor.
-"Devamlı olarak şehrin içerisinde olanlar etrafa yayılan kimyasal karışımların etrafa saçılmış hali gibi ağır bir kokudan ve ısırıkları can yakıcı küçük sineklerden belki rahatsızlık duymuyor olabilirler. Fakat dışarıdan seyrek gelenler ve bu şehrin öncesini çok iyi bilenler, bilhassa akşam saatlerinde yoğun yayılan bu ağır kokunun ve çöp bidonları etrafına atılan çöp yığınlarının görüntüsünün insana verdiği rahatsızlığı daha iyi görme ve fark etme imkânına sahip olurlar"diyerek hoşnutsuzluğunu dile getiriyor. 
Devamını oku...
 
Çankırı'ya Giderken
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 26 Temmuz 2019 08:50
Çankırı İlimiz Tuz Madenimiz
alt
ÇANKIRI İLİMİZ TUZ MADENİMİZ
Çankırı'ya girerken bunca yıldır buradan kaç bin astsubay kaç yüz topçu yetişmiştir diye merak etmekten alıkoyamıyorum kendimi. Çakı gibi delikanlılar vatan bekçiliğine buralardan hazırlandılar. Şimdi kimler kimlerle acep nerelerdeler?
Gündüzün aydınlığında rahat, geniş ve düz bir yoldan ilerliyoruz. Trafik çok yoğun gibi gözükmüyor. Gün ışığı pek parlak ve göz alıcı olduğundan camdan dışarıya baksak da etrafı tam anlamıyla seçemiyoruz. Ara ara gölgelik benzin istasyonları ve dinlenme yerlerinin önünden geçiyoruz. Güneşin yaydığı sıcaklık sımsıcak yürekli bir anne gibi yumuşacık sarıyor bizi, iliğimiz kemiğimiz ısınıveriyor. 
Gökyüzünün maviliği güneşin heybetinden görünmüyor, bulutlar bembeyazlığıyla sanki göz kırpıyorlar. Bir süre sonra  duvar gibi dizili, birbirine yaslanmış bir kaç senelik beşer yedişer katlı binalar görüyoruz. Anlaşıldı ki Çankırı'ya giriyoruz. 
Ne tez geldik. Belli hızlı gidiyoruz.
Çankırı'nın girişinde dar caddeler, yan yollar var. Şehrin tam ortasından geçiyoruz. Vakit öğle saatleri, otobüsün içi sessiz, dışı durgun. Sanki bu şehir çok yorgun. Hiç gelişmemiş. Apartmanların olması ve gün geçtikçe çoğalması bir ilin gelişmesini göstermez ki, aksine oranın güzelliğinin, samimiyetinin bozulduğuna delalettir çok katlı binaların çoğalması. 
Belki de bu yüzden Çankırı'nın çehresi çatık, terk edilmiş insan gibi hüzünlü hallerde; geçmişinde de fazla bulduğum durgunluğu vardı. O gün bugün bu yönü hiç değişmemiş. 
Yıllar önce geldiğimden farklı ilgimi çekecek bir şeye rastlamadım. Yok yok rastladım. Çankırı'nın sokakları dünlerden tenha, iş yerlerinin önünde esnaflar oturmakta, yoldan gelen giden az sayıda insan sadece vitrinlere bakmakta. Ne olmuş bu şehre, niçin hepten keyifsiz hal almış?
Bir şehri değiştirmek, geliştirmek ve güzelleştirmek için önce içinde yaşayan insanları değiştirmek ve güzelleştirmek gerekir. Fakat bunu yapmak içinde şehrin kalkındırmalı, refaha ulaştırmalı. Kalkınmış şehrin insanı sıkıntısız yaşamla güzel görünür. Yani şehri güzelleştirmeden insanı, insanı güzelleştirmeden şehri güzelleştiremezsiniz... 
Çankırı şehri seneler öncesinde de kalkınmaya örnek olacak bir atiklikte değildi. Bağrındaki tuz madenlerinin kazınıp yer yüzüne çıkartılması gibi, insanlarının da yüreklerinin derinliğine inmek gerekirdi. Belki birilerine içtenliğinizi belli ederek yaklaşımda bulunsanız, sohbetlerine doyum olmayacak. Ama öncesinde siz kimsiniz umursamaz, kendiliklerinden sizin kimliğinize yönelik farkında olmazlar. Tıpkı tuzun gerektiğinde yemeklerimize tat vermesi gibi, onlarda bir rastlantı sonunda size samimiyetlerini sunarlar.. 
Çankırı ahalisi zorda kalmışlığımızda yanınızda olabilecek nitelikte yüreğe sahip kişilerdir. Onun dışında Çankırı insanı 80'li yıllarda da çekingendi. Selam verince alanı azınlıktaydı. Hanımlardan ziyade erkekler dışarıdaydı... 
Devamını oku...
 
Ankara'dan Çankırı'ya
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 15 Temmuz 2019 11:23
altYeniden Ankara'da olmak güzel bir duyguydu. Otobüsümüzün harekete hazır olduğu anonsla duyuruldu. Yerlerimize kurulduk, kaptanımızın dikkatli direksiyon kullanımıyla otogardan ayrılıp Ankara'dan Çankırı'ya doğru yola koyulduk. 
Ankara'yı ilk gördüğüm günden beri severim. Kimi zaman sevinçten kanatlanarak, kimi zaman da sürünerek geldiklerim oldu Ankara'ya. Ankara'nın yeri bir başkadır benim için, sanki geçmişle geleceği aynı zamanda ve mekanda barındırır. Anadolu'dur Ankara, güzel memleketimin, çilekeş insanlarının gönül bağıdır... Görebilen gözlere çok şey anlatır Ankara...
Of, aman. Hislenip huzursuz olmayacağım. Ankara'nın gündemine dalmayacağım. Dedemin dünlerini de anmayacağım. Zaten yok, yoksulluk yıllarıymış Cumhuriyet öncesi, dedemin gençliği dönemlerinin Ankara'sı. Zor buldukları bir bardak çaya bile katacak şekerleri yokmuş, kuru üzümle tatlandırma yaparlarmış. Çavdar bitkisinden yaptıkları bazlama ekmeğine katık bulamadıklarından, koruk üzümü taşla ezerek lokmalarını bandırır, öğünlerinde yemek niyetine  yerlermiş. Çavdar bulamayan, atına verdiği arpayla kendi karnını da doyururmuş. O günlerden bugünlere nasıl gelinmiş, tarih kitapları dermiş.
Günümüzde Ankara yine garip; parasız garipler bir yana, eş-dost garibi dolu her bir kıyısı, köşesi. Candan seveni, zorluğunda koşuşturanı yoksa, yok demektir insanın kimi kimsesi. 
Bakın etrafınızı, birbirinden uzak, birbirine yabancı insanlar gün boyu büyük caddeler arasında, yüksek binalarla çevrili ortamlarda. Ankara tıkış tıkış, kalabalıkların koşuşturduğu, çoğunluğun sevgi açlığı çektiği mahsun ve yorgun, kocaman ve kocamış bir şehir. 
Hangi şehrimiz öyle değil ki? İçinde heybetli binaların olduğu, her türlü imkanın bulunduğu, bazıları için milyonların kasalara dolduğu şehirlerde yaşıyoruz. Lakin pek çoğumuz sevgi susuzluğu içinde kuruyoruz. Çorak toprak misaliyiz. İnsanlar olarak birbirimize sevgimiz olmadığı için varlık içinde yokluklar yaşıyoruz. Belki de en rahat zamanlarımız. Dedelerimizin çektiği zorluğun, yokluğun binde birini bile görmüyoruz. Ama yine de mutlu bakmıyor gözlerimiz, görünmeyen eksiklerimiz var, hızla çoğalan garipliklerimiz gitmiyor. Yoksunluğumuz bitmiyor. Sürekli olarak içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz. Suçu kendimizde aramıyor, başkalarına atarak rahatlamaya çalışıyoruz. Oysa sadece nefsimizi kandırıyoruz. Köklerimizden hızla uzaklaştığımız, hakikate kör baktığımız hayat bizi boğuyor. Biz insanlar imkanlar içinde imkansızlıklar yaşıyoruz. 
Geçmişte iki elbisesi varmış analarımızın, babalarımızın. Günlük birini, bayramlık, düğünlük diğerini giyerlermiş. Lakin günleri huzurla, şâd olarak geçermiş. Ya günümüzde? Çoğunluk çaput fabrikatörü gibiler, her gün üzerlerinde çeşit çeşit giysiler. Kadın, erkek şık giyiniyorlar, takıp takıştırıyorlar, sürüp sürüştürüyorlar. Fakat huzura takatsızlar, şâd olamıyorlar. Bu durumda insanoğlu kendine de, birbirine de yabancı. Hem de yalancı. Çünkü değişmiyorlar, yenilenmiyorlar. Bu şekil yaşantıyla vakitlerinin güzel geçtiğini sanıp kendilerini kendi yalanlarıyla kandırıyorlar.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 6 / 109
 
Turkish Arabic English