Ayfer Aytaç
 
 

Kur'an Öğren

SİZE HAK OLAN BİZE REVA MI
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ağustos 2017 08:46

altYaz ayları geldiğinde bilhassa hafta sonları çok alışık olduğumuz  hareketlerle karşılaşırız. Bazılarının dinlenme süreci olarak özlenen vakitler olan haftasonları; birilerince de farklı yaşayacakları zamanlar olarak belirlenmiştir. Bahsi geçen haller ve vaziyetler: Birlikte mutlu yaşayacaklarına inanarak evlenme kararı alanlar, ailelerce erkekliğe adım atma kararı verilen oğlan çocukları ve askere çağrılan gençler... Ve bunları buluşturan nokta mahalle araları, sokaklar…

Sokaklara dağılıp salt kendilerini ilgilendiren mutlu günlerini konvoylar oluşturarak, kornalar çalarak, kendileriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlara gösteri etmek nedendir? Bunlar aslında bir çeşit çevre kirliliğidir. Düğün elle, harman yelle elbette. Ancak kırk kat eli rahatsız ederek olmamalı bu süreç. İki kişiye börek, benim neyime gerek durumları söz konusu…

Düşünün; bütün bir günün ardından çektiğiniz fiziksel ve zihinsel yorgunlukla akşam eve geldiğinizde arka sokağınızda bahşişe odaklı bir piyanistin şarkı ve türkülerinden kaçmak için sıcak ortamda camı, kapıyı sıkıca kapatmanızla günden kalan yorgunluğunuz ıstıraba dönüşür. Ne koltuğa uzanıp televizyona bakmaktan, ne ailenizle sohbet etmekten, ne yemekten, içmekten zevk alamazsınız. Kafanızın içinde çümbüş eğlence gırla… Gece yarısına kadar, hatta ertesi günden çalınmış bir vakte kadar süren çalgı sesleri uyuma ihtiyacınıza da ket vurur. Hele bir de evde hastanız, yaşlınız, küçük bebeniz varsa, vay halinize, gürültüye mahkumiyetiniz masumlaştırılamaz hale dönüşür.

Gün ağarınca sokağa atarsınız kendinizi biraz olsun mahallemin çengisinden, çalgısından uzaklaşayım diye. Ne mümkün; yolunuza dizili, önünüzden geçen aynasına havlu bağlanmış 15-20 aracın çıldırtan klakson sesleri… Gelin babası evinden alınmış, kocası evine götürülmekte. Siz de ister istemez bu şatafata eşlik etmektesinizdir.

Devamını oku...
 
AK AMET
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ağustos 2017 07:17

ayferaytac.comÇok geçmiş yıllarda Ispartalı çocuklar halı tezgâhlarından çıkan kirkit sesleriyle büyüdüler. Oğullar analarının, bacılarının el emeği olan halılardan kazanılan paralarla okudular, askere gittiler, evlendiler. Kızlar çeyizlerini halı dokumaktan kazandıklarıyla düzdüler. Ispartalı aileler sofralarına yine halıcılık sayesinde elde ettikleri gelirle ekmek, etli yemek koydular. Halıcılık vesilesiyle Ispartalının cepleri hiçbir zaman parasız kalmadı. Hiçbir Ispartalı darda kalıp valilik kapısında sosyal yardım almak için ağlamadı. Siyasilerden yakacak yardımı ummadı. Kimse hiç kimseye muhtaç değildi. Çünkü hemen her evde halı dokunuyordu. Yahut halının bir dalıyla meşgul olunuyordu. Zira iplik fabrikaları, halı satış mağazaları, halı pazarları işsiz insan bırakmıyordu.

Isparta halısı kalitesiyle dünyaca ünlüydü. Isparta (Halılar ve Güller Diyarı) olarak tüm dünyaca bilinirdi. Evin reisi konumundaki erkeklerden memuriyet gibi başka işler de yapanlar vardı, ama halıcılık yapanlar (Halı atölyesi işletenler ve halı alıp satanlar) daha zengin, daha itibarlı insanlardı.

Devamını oku...
 
ADI ADALET
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Temmuz 2017 08:23

SANA ADALET, BANA ATALET ...

OLMAZ, BÖYLE HAK YERİNİ BULMAZ!

altAdalet adil olmak, adil dağıtmak demektir.  Aslı Hak, nesli hukuk…Detayı hukuk çerçevesi dahilinde haklıyı bulup hakkını teslim etmek…Haklı ile haksızın ayırt edilmesi,hak sahibine hakka uygun şekilde hakkını verilmesi demektir.

Hukuk ise; duygusal değil, yazılı, tarafsız ve adalet mantığı üzerine bina edilir. Adalet saraylarında adalet ad olarak kapalı kaldıkça, yaşanmadıkça, yaşatılmadıkça adının varlığı neye yarar?

Bizim güzel yurdumuzda isim olarak adalet çok da, hak-hukuk alanında maalesef kırıntısı bile yok. Adaletin olmadığı yerde ne hak vardır, ne hukuk vardır. Olmayan bir şey de aranmamalıdır, var etmeye çalışmalıdır.

Bu siteden defalarca yazdım, yeminler ederek adaletin ülkemde var olmadığını vurguladım. İnanılmaz inatla sözümün arkasındayım. İzninizle misal verecek olursam, zengin birinin oğlu, yahut kızı bir pislik yapsa, babası o pisliği parasıyla temizler. Parasının çokluğu oranında pürüpak hale dönüştürür. Ben yanlışa çatsam, hakkımı aramaya kalksam, param yoksa adalet labirendinde dolanıp durdukça pisliğe bulanırım. Zengine hızla dönen çark, bana tembellik yapar. Sümen altına tıkılan dosyam, aylarca toz toplar.

Maalesef biz İslam'dan uzaklaştıkça, dini imanı para ile değerlendirdikçe hakkı hukuku kaybetmişiz.

Bir zalim kendine karşı çıkan bir masuma zulüm edebiliyor. Adalet makamındakiler itibarlı olana göre hüküm verebiliyor. İtibar değerlendirmesi de karaktere, edebe göre değil; kravat takışa ve paranın pek çokluğuna göre ölçülüyor. Emin olunuyor. Paran yoksa avukat dahi kılını kıpırdatmıyor. Adamlar ağızlarını lira değerinde açıyor. 

Haksızlıklar sadece adalet saraylarında tıkılı değil. Ülkemde her alanda adaletsizlik var. hak yeme var, haksız kazançlar var... İşçinin hakkını gasp eden işverenler var. "Salla başı al maşı" zihniyetiyle çalışan memurlar var. Torpil kavramı var. Devlet desteğiyle kıçını kapatanların dengesizlikleri var.

Ülkemde varlarla yoklar arası o kadar orantısız ki... Hangi uçundan tutsan dökülür, çürümüşlükler elinde kalır.

Ve lakin herkes hak ettiği makamda olsa insanlar neyi konuşacak, ben bunları nasıl yazacağım, cehennem ne işe yarayacak, gayya kuyusu nasıl dolacak, imtihan ne olacak, öyle değil mi?

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 6 / 379