Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Yeniden Ankara'da olmak güzel bir duyguydu. Otobüsümüzün harekete hazır olduğu anonsla duyuruldu. Yerlerimize kurulduk, kaptanımızın dikkatli direksiyon kullanımıyla otogardan ayrılıp Ankara'dan Çankırı'ya doğru yola koyulduk. 
Ankara'yı ilk gördüğüm günden beri severim. Kimi zaman sevinçten kanatlanarak, kimi zaman da sürünerek geldiklerim oldu Ankara'ya. Ankara'nın yeri bir başkadır benim için, sanki geçmişle geleceği aynı zamanda ve mekanda barındırır. Anadolu'dur Ankara, güzel memleketimin, çilekeş insanlarının gönül bağıdır... Görebilen gözlere çok şey anlatır Ankara...
Of, aman. Hislenip huzursuz olmayacağım. Ankara'nın gündemine dalmayacağım. Dedemin dünlerini de anmayacağım. Zaten yok, yoksulluk yıllarıymış Cumhuriyet öncesi, dedemin gençliği dönemlerinin Ankara'sı. Zor buldukları bir bardak çaya bile katacak şekerleri yokmuş, kuru üzümle tatlandırma yaparlarmış. Çavdar bitkisinden yaptıkları bazlama ekmeğine katık bulamadıklarından, koruk üzümü taşla ezerek lokmalarını bandırır, öğünlerinde yemek niyetine  yerlermiş. Çavdar bulamayan, atına verdiği arpayla kendi karnını da doyururmuş. O günlerden bugünlere nasıl gelinmiş, tarih kitapları dermiş.
Günümüzde Ankara yine garip; parasız garipler bir yana, eş-dost garibi dolu her bir kıyısı, köşesi. Candan seveni, zorluğunda koşuşturanı yoksa, yok demektir insanın kimi kimsesi. 
Bakın etrafınızı, birbirinden uzak, birbirine yabancı insanlar gün boyu büyük caddeler arasında, yüksek binalarla çevrili ortamlarda. Ankara tıkış tıkış, kalabalıkların koşuşturduğu, çoğunluğun sevgi açlığı çektiği mahsun ve yorgun, kocaman ve kocamış bir şehir. 
Hangi şehrimiz öyle değil ki? İçinde heybetli binaların olduğu, her türlü imkanın bulunduğu, bazıları için milyonların kasalara dolduğu şehirlerde yaşıyoruz. Lakin pek çoğumuz sevgi susuzluğu içinde kuruyoruz. Çorak toprak misaliyiz. İnsanlar olarak birbirimize sevgimiz olmadığı için varlık içinde yokluklar yaşıyoruz. Belki de en rahat zamanlarımız. Dedelerimizin çektiği zorluğun, yokluğun binde birini bile görmüyoruz. Ama yine de mutlu bakmıyor gözlerimiz, görünmeyen eksiklerimiz var, hızla çoğalan garipliklerimiz gitmiyor. Yoksunluğumuz bitmiyor. Sürekli olarak içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz. Suçu kendimizde aramıyor, başkalarına atarak rahatlamaya çalışıyoruz. Oysa sadece nefsimizi kandırıyoruz. Köklerimizden hızla uzaklaştığımız, hakikate kör baktığımız hayat bizi boğuyor. Biz insanlar imkanlar içinde imkansızlıklar yaşıyoruz. 
Geçmişte iki elbisesi varmış analarımızın, babalarımızın. Günlük birini, bayramlık, düğünlük diğerini giyerlermiş. Lakin günleri huzurla, şâd olarak geçermiş. Ya günümüzde? Çoğunluk çaput fabrikatörü gibiler, her gün üzerlerinde çeşit çeşit giysiler. Kadın, erkek şık giyiniyorlar, takıp takıştırıyorlar, sürüp sürüştürüyorlar. Fakat huzura takatsızlar, şâd olamıyorlar. Bu durumda insanoğlu kendine de, birbirine de yabancı. Hem de yalancı. Çünkü değişmiyorlar, yenilenmiyorlar. Bu şekil yaşantıyla vakitlerinin güzel geçtiğini sanıp kendilerini kendi yalanlarıyla kandırıyorlar.
Devamını oku...
Şu anda 2289 konuk çevrimiçi

Öldürecekseniz Sevmeyin
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 30 Aralık 2020 10:45
SEVMELER YALAN OLUNCA ÖLDÜRMELER KOLAY OLUR
 
altSevmeyi bilen sever, sevilmeyi bilen sevgiye değer verir ve seven insan sevdiğini incitmeye kıyamaz.
Önce kendimizi seveceğiz sonra kendimize yakın insanları sonra da bütün insanlığı sevmeyi öğreneceğiz. İyiye, iyiliklere, güzelliklere, doğru olanlara ulaşmak istiyorsak temiz yaşamaya gayret edeceğiz. Yeryüzünde yaşadığımız sürece Allah'ın emri doğrultusunda iki karşı cinste birbirini sevecek, önce Allah  rızası için sevecek, sonra hayat yarenim, gönül yavuklum diye sevecek ve sevdiğine samimi gönlünü verecek. Bir gün sevdiğini öldürecekse bir kimse, o zaman kimse kimseyi sevmeyecek...
 
Son zamanlarda duyduklarımıza göre çoğunlukla sevildiğini sananlar, sevdiğince öldürülüyor. Erkek kadını sevmiş, zamanla aşk kıskanlığa dönüşmüş, kavga sonucu cinayete gidilmiş. Biri ölmüş mezara, öteki öldürmüş mapusa konulmuş. Be adam, yahut kadın hayallerinden vazgeçeceğine, hayallerini yıkandan vazgeçsene; ölüp öldürülünce yüreğiniz mi soğuyor, emin olun şeytanlar çok seviniyor. Kolayca öldürüverenler sayesinde dünya sanki var olmak için değil, öldürülmek için bulunduğumuz bir yer gibi oluyor. 
 
Ölüm elbet hakikat. Ben, sen, o, günü gelen doğduğu gibi, zamanı tükenen de ölecek haliyle. Dünya yerine düştüğümüz gün ecelimiz ardımızdan kovalamaya başlıyor her birimizi... Lakin bu şekil ölümün gerçekleşmesine şeytanın dürtmesiyle vesile oluyorsunuz haberiniz ola...
 
Öldüreceksen sevmeyeceksin arkadaş, ya da ölesiye sevmeyeceksin. Her konuda ölçülü olacaksın, haddini bileceksin, hukuktan haberin olacak, bir cana kıydığında kendi canınında heba olduğunu idrak edeceksin. Öfkene yenik düşmeyeceksin. Sevgili peygamberim (sallallahu aleyhi ve sellem) ne buyurmuş "“Biriniz ayakta iken öfkelenmişse, otursun. Eğer oturmak fayda vermiyorsa yatsın, uzansın.”“Gazap, şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülür; biriniz öfkelendiği zaman abdest alsın.” 
Hazreti Allah'ımızın emirlerine göre bize tavsiyeleri olan Hazreti Peygamberimizin dediklerini duymuş olsak, buyruğuna uymuş olsak, kötülük etmekten kendimizi sakındırırız.
Devamını oku...
 
Kadın Cinayetlerinde Çözümsüzlük
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 30 Aralık 2020 09:23
BİR KADIN ÖLDÜRÜLÜNCE ANNELER, BACILAR, AKRABA KADINLAR BİLE ÖLÜYOR. 
BİR ANDA ONLARCA KADIN MANEN HAYATTAN KOPARILMIŞ OLUYOR.
 
altGün geçmiyor ki yeni bir kadın cinayeti duymayalım. Ve ardından medya da şöyle haberler görmeyelim. Cani adam sevgilisini hurharca kesti, biçti, yaktı. Cani koca karısını çocuklarının gözü öünde öldürdü. Cani genç anasını pompalı tüfekle vahşice katletti. Sabık adam kız arkadaşını öğdu. Bu haberleri sıklıkla duydukça "Aman Allah'ım ülkemde ne kadar çok cana kıyıcı var" diyoruz. Ve kadınlar, kızlar olarak sokağa çıkmaya korkar hale geliyoruz. Bu konuda adeta rotamızı kaybettik, cinayetleri durdurmada bir çözüm üretemiyoruz.
 
Cinayetler sonrasında sosyal ya da görsel medyanın bir kaç günlük manşetlerinde kadınların feryatları, "caniye en ağır ceza verilsin, asalım keselim vs." kelamları dolu oluyor. Yeni bir cinayet oluncaya kadar gündem değişiyor, ölenin öldüğü, kalanın cezaevine konulduğu mu kalıyor? 
 
Hayır böyle olmuyor. Ölen öldürenin vesilesiyle bu dünya hayatındaki vadesini tamamlamış oluyor. Öldüren, geçici alemdeki cezasını az çok çekmeye mahkum ediliyor. Ahiret hayatını Allah bilir, çünkü yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: " Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur." Mâide Suresi 32
 
Ölenin annesi ve öldürenin annesine ne oluyor?
 
Öpüp kokmaya kıyamadığı, binbir meşakkatle büyüttüğü gül goncası yavrucuğu bir başka ananın evladınca mı öldürülmüş, sahi o merhametli, vicdanlı bildiği oğulcuğu bir kadının canını mı yok etmiş? Karıncayı çiğnemez bildiği nasıl bir canı yok etmiş. Onu bu noktaya getiren acaba ne olmuş? Bir anlık öfke sonucu mu sönmüş ocaklar?
 
Nasıl dayanır analar bu acıya, kimler dayanak olur kocamaya yüz tutmuş bedenlerine? 
Ahh, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar. Öldürenin de ölenin de anaları katıla katıla ağlıyor. Tek fark katilin anasının ağladıkları gözden uzakta kalıyor. Zira kimseler onun ağlamasını anlamlandıramıyor. 
Devamını oku...
 
İstifa Ettim
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 26 Aralık 2020 21:36
HERKES DUYSUN, İŞÇİ EMEKLİLER DERNEĞİNDEN İSTİFA ETTİM!
 
altDUYSUNLAR, DUYMADIK DEMESİNLER.
 
 İŞÇİ EMEKLİLERİ DERNEĞİNDEN YİNE, YENİDEN İSTİFA ETTİM!
 
Niye yine, yeniden diyorum. Çünkü ben bu dernekten daha önceleri de, üç-dört kere istifa ettim. Her seferinde istifamın Sümen altı edildiğini ve maaşımdan aidat almaya devam edildiğini öğrendim. 
 
Bu defa Ankara'ya gittim. Genel merkezleri orada bulunduğundan bizzat derneğin en tepesine yükselmişlere dilekçemi yazarak elden teslim ettim. Görüştüğüm görevli kimlik fotokopimi aldı. Dilekçemin altına ikamet adresimi, telefon numaramı yazdırdı. Ve imzalayıp sunduğum dilekçemi kabul ederek ilgili servise ileteceğini söyledi. Teşekkür ederek yanından ayrıldım. 
 
Kurtuldum mu Acaba? Hayır! Maaşımdan aidatları kesilip duruyor. Bu nasıl bir düzenektir anlamış değilim... 
 
Seneler öncesiydi. Basın müşaviri olarak görev yaptığım Isparta Belediyesi'nden yeni emekli oluvermiştim. Bir anda aktifliğim durgunluğa bürünüvermişti. Bu günleri nasıl atlatırım diye düşünürken, öncesinde fabrikalarda işçi temsilcisi olarak bildiğim, son bir kaç aydır kendisinin İşçi Emeklileri Dul ve Yetimleri Derneği'nin başkanı olduğunu duyduğum biri yoluma çıkıp:" Derneğimize katıl derdini diyemeyen dul hanımların ve yetimlerin sıkıntılarına yardımcı olursun" dedi. O gün için sevinerek olur, dedim. Belki de bu sevinçle gönüllü üyelik belgesi imzaladım. Bilemiyorum işte, nasıl olduysa ben de bir işçi emeklisi olduğumdan söz konusu derneğe en hassas noktam olan vicdanıma dokunularak üye edildim. Sonrasında öğrendim ki, bu derneğe üye olmakla kalınmıyor. Bir de maaşınızdan aidat kesintisi yapılıyor. "İyi, güzel. İhtiyaç sahiplerine harcanacaksa paralar helal olsun" bile dedim.
 
Fakat bir kaç ziyaretimde gördüm ki, lüks döşenmiş dernek binasına hiç bir ihtiyaç sahibi gelip gitmiyor. Dernek yöneticileri üyeleri çoğaldıkça, siyasilerden görecekleri itibarın ölçüsünü görüşmekteler. Her birinin altında yaylanarak yayıldıkları geniş, deri koltuklar. Altlarındaki lüks otomobillerin bir üst modelinin fiyatını tartışıyorlar. Nasıl alırızın hesabını yapıyorlar. Oysa onlar oraya emeklinin, işçinin hakkını korumaya, savunmaya getirilmişler.
 
İlk istifa dilekçemi o günlerde yazıp önlerine koydum. Kabul etmediler, yırtıp attılar. Geçerli bir sebep göstermediğimi beyan ettiler.
 
Bir kaç ay sonra tekrar gittim. Bu defaki istifa dilekçemde gerekçemi derneğin yeterince faal olmadığını, işçilerin menfaatlerine yönelik bir çabalarının bulunmadığını, bu nedenle benimsemediğim dernek üyeliğinden ayrılmak istediğimi açıkça izah ettim. Tamam, deyip dilekçemi aldılar. Sonrasında dolaylı yoldan öğrendim ki, ardımdan yine yırtıp atmışlar. Tekrar gittim derneğe, dernek başkanıyla bizzat görüştüm. Çalışmalarını taktir etmediğimi ve yanında yer almak istemediğimi söyledim. Başkan olan şahıs aldı dilekçemi "Hemen işleme koyuyorum" dedi. Aylar sonra öğrendim ki üyeliğim hala kayıtlı duruyor ve maaşımdan aidat kesintileri oluyor.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 139
 
Turkish Arabic English