Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

Merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendiden işittiğim bir beyittir, muhtemelen Sa'di-yi Şîrâzî'ye âid.

 

اگر پند خردمندان به جان و دل نیاموزی


جهان آن پند را با تلخی بیاموزد ترا روزی

 

Devamını oku...
Şu anda 5802 konuk çevrimiçi

Betonlar ve İnsanlar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 22 Şubat 2019 08:53
DÜZENSİZ YAPILAR GELENEKLERİMİZE DUVAR
 
altGazetelerde gün geçmiyor ki, çürük binalara karşı ilgililerce basın açıklamaları bulunmasın. Ve medyanın manşetlerinde o binalarda mağduriyet yaşayanların fotoğrafları olmasın. İnsan canı mı önemli, modern yaşamın getirisi betonlaşma kültürünü geliştirmek mi? 
İstanbul'daki son olayda görüldüğü gibi 20-30 yıl önce yapılmış çok katlı apartmanlar günümüz şartlarına dayanıklı değil. Çökme tehlikeleri yüksek, oralarda oturan vatandaşları Allah muhafaza etsin diliyorum...
Nedir derseniz günümüz şartları, etrafımız hemen her gün durmadan kazılıyor. Ya yeni yapılar için, yahut geçecek bir doğalgaz hattı, su borusu, yağmur suyu gideri için vs...
Eski yapılar yapıldığında modernliğin ve kalabalıklaşmanın getirileri yoktu. Arabaların çokluğu, yolların bu yüzden genişleme çalışmaları sıklıkla olmuyordu. Asfalt araçları, asfalt ezici kocaman silindirler evlerin aralarında dolaşmıyordu. Devasa araçlar asfaltı düzlerken evleri temelinden nasıl sarsar bilir misiniz? Üstelik ülke topraklarımız esnek zeminli ve çoğu bölgemiz deprem riskiyle yaşamak zorunda olunan yerler. 
Marmara bölgesi ve Akdeniz kuşağı 1. derece deprem bölgesidir. Bizler bu riskle hayatımız boyunca yaşamak zorundayız. Dolayısıyla birinci öncelik depreme dayanıklı bina yapma konusudur. Bu sağlam yapılaşma ne eskiden dikkate alınmış, ne de günümüzde özen gösteriliyor. Müteahhitleri sıklıkla kim denetliyor? Denetleyiciler müteahhidin tanıdığı çıkarsa, ne yapılabiliyor?
Konuşulurken Japon elini örnek gösterirler. "Adamlar 7-8 şiddetine dayanıklı evler yapıyorlar." derler. Gündem eskiyince bilinen uygulanır, yıkım olursa müteahhide değil de bina yapılırken bekçiliğini yapmış olan garibana suç atılır, konu kapatılır. Ülkemizde durumlar böyle ne yazık ki...
Avrupa’da betonarme sistem kullanma oranı yüzde 27, Türkiye’de ise yüzde 98. Belki yüzde 100. 
Can güvenliği için betonarme yapı sistemi terk edilmeli, betonarmenin alternatifleri düşünülmelidir. 
Onca okuyanımız, tahsil görmüşümüz var, bir yerlere baş olmuşlar hiç mi çözüm üretmiyorlar?
Devamını oku...
 
Merakımdan Soruyorum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 20 Şubat 2019 13:47
TARAFLI HAKİMLERİN VERDİKLERİ CEZALAR GEÇERLİLİĞİNİ KORUYOR MU?
 
altBirilerine biat etmiş, bir yerlere bağlı bulunmuş, birilerinin ipine tutunmuş, maddi manevi gücüne sığınmış hakimler tespit edilince, malumunuz görevden uzaklaştırılıyor. Hatta hakimler topluluğundan ihraç ediliyor. Bazı hakim ve savcılar hakkında kovuşturma kararı veriliyor. Bazıları gözaltına alınıyor, davaları görülüyor, hatta kendilerine cezalar veriliyor. Gerçi devlet ceza vermese de onlar yanlış ettiklerini iki cihanda da çekerler nasılsa... Konum onların ceza alıp almamaları değil, benim merakım başka boyutta... 
Diyorum ki, o haddi aştıkları kamuya duyurulan hakimler bir yerlerden aldıkları emirle masumları cezalandırmışsa; onların keyfi verdiği cezaları alan kişiler izbelerde inliyor, içerde suçsuz yere yatıyorlarsa, hayattan bu yüzden kopmuşlarsa, sayelerinde gelecekleri kararmış gençler varsa, onların halleri ne durumdadır, bilen var mıdır?   
Diyelim ki biri dünyalık işlerini yüzdürmek için gizliden bir gücün şemsiyesi altına sığınmış, onun grubunun mensubu olmuş. Bu yönünü de sadece yakın çevresi biliyor. Toplum içinde görünürde ise üst düzey bir görevli. Ya da bir siyasetçi rica da bulunsun. Hakimler, savcılar siyasetle ilgili değiller mi sanıyoruz, onlarında gönüllerinde dünyalık neler vardır Allah bilir...
Veya biri hem ünlü bir yazar, hem de torpille öğretim üyesi yapılmış birisi; (Misal) kitapları eleştirildi diye canı yanmış ve okurlarından birinden bir bahane uydurup şikayetçi olmuş. Hakim kişi de hatırlı kişiyi kırmayıp, hoşnut etmek uğruna, karşısına suçlu diye getirilen şahsı Türk Ceza Kanununun bilmediğimiz kaçıncı maddesinden tutuklatmışsa, olmuştur bunlar. neler olmuyor ki, Hakim kürsüden gürler, karşısındaki inim inim inler. Paran yoksa, avukat tutamadınsa, parmaklıklar ardına gönderir, sabıka yaftasını da siciline aşılamış olur.. Kişinin psikolojisini, işini, aşını tarumar etmiş olur. Ve bu durumun aslını neslini şahsın yakınlarından başka kimseler bilememiştir . Makamlı birinin isteğine bağlı oluşturulan, kitabına uydurulmuş, yasaya uyarlanmış bu vaziyet nasıl düzeltilir? 
Birinin egosu tatmin olsun diyerek, yol, yöntem uydurulup canlar yakıldıysa küller nasıl soğutulur? 
Devamını oku...
 
Dağlardan Daraldım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 20 Şubat 2019 09:33
altİçinde bulunduğumuz Şubat ayının ilk haftasıydı. Zihnen, bedenen dinlenmek adına ortanca oğlumla bölgemizdeki bir termal tesise gittik. Üç gün orta halli bir  otelde kaldık. Arabalar otelin otoparkına sığmamış, dışarıya park edilmiş. En çok İstanbul plakalı olmak üzere Kocaeli, Bolu, Ankara plakalı otomobiller vardı. Otelin çevresinde gezinirken bir alış veriş merkezinin önünde durduk. Her türlü eğlence mekanının bulunduğu yerde sinemaların girişi kalabalıktı. Self servis yemek yenilen, kahve içilen yerlerin önünde kuyruk vardı. Şık giyimli hanımlar, beyler tezgah arkasındaki garsona verdikleri siparişi beklerken hazır ol da gibiydiler. Tepsiyi alan bir masa bulup dilediğince oturuyor. Giysi satıcıları sezon sonu indirimi yapmışlar. Fiyatlar mâkuldu. Kasada sıra vardı. Bunları memlekette kriz olmadığını anlatmak için yazmadım. Çevremizde gördüklerimize göre kriz zaten yok. Millet geziyor, milletin çoğunluğunda para var. Parası olan da keyiflice bir güzel harcıyor. Fakirler kimler, ortalıkta görünmüyorlar. Fakat elitler de değil mağazaları dolduranlar, orta halliler yığınla alış veriş yapıyordu. 
Ben hiç bir şey almadım. Çaput deryasında gezinmekle kaldım.
Dönüşte Konya'ya uğradık. Küçük oğlum orada yaşıyor, ziyaretinde bulunduk. Kelebekler vadisine götürdü oğlum. Büyükçe bir cam fanus içerisine girmeye 50 lira verdik. Bizden başka gezenlerde vardı. İnsanoğlu duyduğunu görmeye çok meraklı. Güvenlik görevlileri iki kişinin geçebileceği beton yolda resmi kıyafetleriyle ziyaretçilere eşlik ediyordu. Sanki birileri kelebekleri koynuna koyup götürecekler gibi, gözleri her daim insanların üzerindeydi. Bakışları rahatsızlık vericiydi. Toplamda on kelebek görmedik, bir tanesini bile elimize almadık. Zarif bedenlerine dokunmaya kıyamadık. 
Biz de buranın reklamını duymuş gelmiştik, görmek için gelinmiş gibi oldu. Tat alamadım. İnsan yapımı mağara önünde fotoğraf çekilmekle kaldım. Meraklısı gitsin görsün. Nem ortamında başka ülkeden getirilme değişik bitkiler ve bir kaç farklı kelebekler. Fakat iyi kazanıyor olmalı, buraya bakan belediyeler.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 87
 
Turkish Arabic English