Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 
   Müslüman şâirler, ârif ve mütefekkir olurlar. His ve fikir dünyaları Kur'ân'la Sünnet-i Seniyye ile yoğrulur durur. Hayatın her safhasında düşüncenin, hissiyâtın ve hakîkatin en latif ve özel imbiklerinden süzerek rafine ettikleri hikmetli sözleri en ince ifâdelerle bizlere yansıtırlar.
   Hattâ bu bu yansıtma işini dünyâda eşi emsâli bulunmaz bir güzellikte sehl-i mümteni olan lafın gevheri, pırıltılı yakutu hâline getirerek ruhlarımızı ve dimağlarımızı âdetâ okşarlar. Demek oluyor ki, Müslüman âlimler, şâirler, içli, hisli duygulu ârifler; Batılı felsefecilerin hissiz, ruhsuz, kalitesiz, kıymetsiz boncuklarının yerine bizim önümüze her zaman en kıymetli mücevherleri sermişlerdir.
   Bizler de Batıyı artık bir tarafa bırakıp özümüzden olan, fıtratımızda yer alan hakiki pırlanta ve mücevherlere yâni Doğu'dan olan hikmetin nâdir bulunan en değerli cevherlere, hakikat saçan nurlara teveccüh etmeli, rağbet ve itibar etmeliyiz. 
Edebiyatımızda Allah'ın ismi olan Rahman ve Rahîm ile işe, aşa ve sâir fiiliyata girişmenin ehemmiyetine binâen dile getirilen zarif beyitleri okumaya devam edelim.
 
Selâmlarımla. Târık İleri.
tarikileri@gmail.com
 
 
Gel ey her matlûbun fethine tâlib
Bil evvel zikr-i Bismillâh'ı vâcib
Lami'î
 
Devamını oku...
Şu anda 2201 konuk çevrimiçi

Hızır İle İlyas’ın Buluşma Günü
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 06 Mayıs 2018 19:45

altHızır ile İlyas nasıl oldu da Hıdrelleze dönüştü halk ağzında, araştırmalarıma rağmen doğrusunu anlayabilmiş değilim. Fonetik olarak aslına aykırı bir gerçek, nasıl bu kadar değişime uğramış hayret.

Hakikatte Hızır aleyhisselam için “Peygamberdir” diyenlerde var. Allah’ın emrinde âlim bir zat olduğunu söyleyenlerde… İlyas aleyhisselam için peygamber olduğuna yönelik bilgiler daha bariz.

Bu iki muhterem Allah dostu şüphesiz Yüce Allah’ın izniyle ve buyurmasıyla bir araya gelerek, tabiata bolluk, bereket saçmakla görevlendirilmişler. Toprak ana yeşerdikçe bağrındaki nebatatı yeryüzüne yayıyor. Güzel renkler baharı müjdeliyor. Bu muştu insanın kanını kaynatır oluyor ve coşkusu dışa taşıyor. Halkımız türlü bahanelerle eğlenmeyi seviyor, kutlamaları katmanlaştırıyor. Baharın bu gününü atalardan gelme gelenekle hıdrellez bellemiş, Bu isim ve bugün tamamen insan uydurmasıdır. Hatta Allah dostlarına saygısızlıktır. Lakin insanın çoğunluğunun çoşkusuna yönelik bence bir sorun ve sorum yok. Herkesin kendi hayatıdır, Allah’ın verdiği irade doğrultusunda tercihini kendi yapmalıdır. Benim çözemediğim, Hızır ile İlyas’ı nasıl Hıdrelleze bağlamışlar. Meraklandığım bu ve halen çözemediğim bir muamma…

Hadi insanların atadan görme geleneği başka, erenler, evliyalar başka desek, değil. Vatandaş bugünün Hızır ile İlyas’ın buluşma günü olduğunu gayet iyi biliyor. Çünkü gül ağaçlarının dibini kazıp, dileklerini yazıp koydukları küpleri gömüyorlar. Tarladaki dikili soğanın yeşilliğine kırmızı kurdele bağlıyorlar, sabah baktıklarında kurdele bağladıkları taraf uzadıysa Hızır ve İlyas’ın oradan geçerek ellerini değdirdiklerini sanıp, dileklerinin olacağına inanıyorlar. Söğüt ağacının altına ev, araba, havuz maketi yapıyorlar. Çınar ağacının dibine okunmuş muska gömerek ömürlerinin uzayacağını sanıyorlar. Bilseler, ne çok yanılıyorlar. Ağaçlara çaput takıyor, duvar oyuklarına bozuk para tıkıyorlar. Neymiş. Hızır ile İlyas bugün ki buluşmaları anında, yapılan bu dileklere temas ederlerse, istenilenin kabul edileceği inancı yaygın. Hızır'ın darda olana yetişip bolluk saçacağına yürekten kanıyor. Sonrasında hüsranla yanıyor. Gayretli kuluna Allah zaten çabasının karşılığını veriyor. Velhasıl, yanlışlar doğru bellenmiş. Muratlar Hızır ile İlyas’ın geçiş buluşma anlarında dokunacakları noktalara kalmış. Ah Allah’ım insanoğlu ne çok aldanmış. Bugün için dün geceden itibaren yapılan emekler, o niyetle yenilen yemekler tamamen yanlış, batıl ve saçma gelenekten öte bir şey değildir.

Bugün bahar coşkusunu yaşayın, piknikler yapın; sevdiklerinizle, komşularınızla birlikte güzel bir gün geçirin. Lakin lütfen batıl olana değer vermeyin. İstekler dualarla Allah’tan dilenir. Yüce Allah kuluyla arasına aracı isteseydi, bunu zaten bize bir şekil buyururdu. Dualarımızda şöyle diyebiliriz: “Allah’ım erenlerin, evliyaların yüzü suyu hürmetine bana muradımı nasip et.”

Bunun dışında yapılanlar yanlıştır. Yanlış olanın bize bir getirisi olmaz, aksine iyiliklerimizden götürüsü olur. Cahil adetlerini, gelenek belleyip sürdürüp gitmenin, eğitimli nesle yanlışı aşılamanız hoş olmuyor doğrusu. Bolluk dolu iyi baharlar temennisiyle…

Devamını oku...
 
Ankara’nın Afeti
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Mayıs 2018 15:36

Geçmiş olsun Ankara’ya ve tüm Ankaralılara…

alt

Geçmiş olsun Ankara’ya ve tüm Ankaralılara…

Ankara’da, başkentte 10 dakikalık yağış, onlarca insanı, yüzlerce aracı önüne katıp sürükleyiverdi. İnsanoğlunun acizliğinin bariz resmi diye de bakılabilir olaya. Oysa asıl önemli olan Ankara’nın alt yapısının yetersizliği, mazgalların tıkanıklığı ve derinliğinin yetersizliği sebebiyle su baskınlarının sürpriz olmamasıdır…

Mamak tarafı güzel yerleşim bölgesi aslında, şehitlik yakınında uzun süreli kalmışlıklarım var. Ama ana caddeden yukarılara doğru çıkıldığında dağ, tepe ev dolmuş.  Çoğunlukla Çorumlular genelde kendi şehirlerini bırakıp, buralara mesken kurmuş. Güzelim Ankara’ya gelişigüzel yerleşim yakışmamış, yazık olmuş.

Ankara’da zaten bir trafik seli akıp duruyor her an; caddeler dar, araçlar haddinden fazla, insanlar yollarda cambaz gibi oradan oraya sekiyor. Bu haller hayli can sıkıyor. Doğa bize kâinatın sırrını veriyor aslın da çok basit bir sır. Haddini aşma, doğruluktan şaşma. Doğup büyüdüğün yeri bırakıp büyük şehirlere koşma. İnsanlar, evler çoğaldıkça, Allah muhafaza tedbirlerde alınmadıkça felaketler sürpriz olmamalı… Gördüklerime çok üzüldüm gerçekten, caddelerde can pazarı yaşanıyor, sel önüne kattığını acımasızca götürüyor.

Arabanız olsa ne olacak, sanki denizin içinde sürükleniyor araçlar. Felaketin boyutu küçümsenemez. Dükkânlarda mallar telef olmuş, Evlerin alt katları mahvolmuş. Yetkililer her zaman olan şey değil, hazırlıksız yakalandık diyorlar. Ama felaket geliyorum, diye haber vermez.  Siz yetkiliyseniz, her konuda tedbirli davranacaksınız, “ya olursa,” diye düşüneceksiniz; alt yapıya önem vereceksiniz ve buralarda işten anlamayan kayırma adamınızı değil, ehil işçiyi can güvenliğini sağlayarak çalıştıracaksınız. Vatandaşın can güvenliğine tedbir alacaksınız, sonra takdiri Allah’a bırakacaksınız. Elimizden geleni yaptık demeniz için, vicdanınız rahat olmalıdır. Gayri olmuşla, ölmüşe çare yoktur, dilerim yaralar çabuk sarılır, tehlike tekrar etmez inşallah.

Devamını oku...
 
Üç Na't-ı Şerîf (Nazîm)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 02 Mayıs 2018 19:41
Asıl ismi Yahyâ olan Nazîm, Ali Çelebi'nin oğlu olup, İstanbul'da doğdu. Enderun'da öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. Şiir ve musikideki muvaffakiyeti ile tanındı ve öne çıktı. Kilâr-ı Hassa Nöbetçibaşılığı ve İstanbul Pazarbaşılığı yaptı. Nazîm Mevlevî meşreb olup, Edirne Mevlevîhânesi postnişinliğinde de bulunmuştur. Aynı zamanda bestekâr ve hânendedir. Dîvânının üçte birini oluşturan na'tlariyle ün salmıştır. Önceleri Halîm, sonradan Nazîm mahlasiyle şiirler yazmıştır. Eser olarak sadece bir dîvânı vardır. 
 
 
NA'T-I ŞERÎF
 
 
Mefâ'îlun / Mefâ'îlun / Mefâ'îlun / Mefâ'îlun 
 
Reh-i ışkunda bî-sabr u şekîbem yâ Rasûlallah 
Seni her kim severse ben rakîbem yâ Rasûlallah 
 
Kabûl eyle civâr-ı izzetünde çekmeyem gurbet 
Bilirsin kendi şehrümde garîbem yâ Rasûlallah 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 407
 
Turkish Arabic English