Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Günün birinde son yemeğini, son çekirdeğini yiyip, son çiçeğini koklayacak,
sevdiklerine son kez sarılacaksın, ama son kez olduğundan haberin olmayacak!
ÖLMEYEDE YÜZÜ OLMALI İNSANIN
Bütün bir gün televizyona bakarak kabak çekirdeği yedim bugün. İstem dışı değil, nefsimin arzusuyla. İşlem görmemişinden alıyorum. Tuzsuz, kavrulmamış ara sıra içinden acıları çıkan beyaz kabak çekirdekleri... Yemesi keyif verici, ama acısı çok kötü bir tat, insanın çıtlama zevkini bir anda bozuyor. Tükürseniz bile bir süre ağızda bıraktığı burukluk gitmiyor. En kalitelisini alıyorum, katkılı çıkıyor. Kabak çekirdeğinin fazla alıcısı yok herhalde, bayat çıktığı çok oluyor. 50 lira verip 1 kilo alıyorum, ancak 20 liralık kadarını yiyebiliyorum. Gerisi hop çöpe. İsraf haram elbette, lakin ben atacağım diye almıyorum ki, satıcı iyi diye satınca beyanına inanıyoruz. Yenmeyecek gibi olunca nimeti atıyoruz.
Kaç kabak çekirdekçisi değiştirdiysem, hepsi birbirinin aynı. Esnafımız maalesef çoğunlukla dürüst değiller. Yoğurdum ekşi diyen yok açık açık, kandırarak kazanacağını sanıyorlar...
Velhasıl çekirdekler çıtır çıtır değiller, can sıkıntısından yeniliyorlar. Neden canın sıkılıyor, derseniz hiç bir şey yapmamaktan...Okumuyorum, yazmıyorum, kimseyle konuşmuyorum. Öylece oturuyorum.
Bugün hiç bir şey yapmak gelmedi içimden. Yemek bile yapasım yoktu. Canım istemedi. Bereket akşamdan kalma bezelye yemeğim vardı. Dünden fazla yapmışım, zeytinyağını bol katmışım. Akşam öğününde bitiresiye yiyemedim. Onu bugün de yerim.
Biraz stresliyim bugün, kime kızdım bilmiyorum. Tansiyonum sabahtan beri hayli yüksek, evhama kapılmamaya çalışıyorum. Fakat enseme giren ağrıyla kendini hatırlatıyor. Balkondaki çiçeklerimi bile sulamadım bugün, önceki günlerde de sulamamış olmalıyım. Saksıdaki toprak çatlamaya durmuş, ben acele edip bir bardak su vermezsem hepten kuruyacak, bağrındaki menekşeyi öldürecek.
Ah Ölüm! Bu tansiyonda sanki apansız beni öldürecek, koltukta oturduğum anlar birden yok olacak. Ne tuhaf değil mi, sapasağlam otururken, aniden ölüyorsunuz, ertesi gün toprağın altına giriyorsunuz. Bir daha dünyaya ait bir şeyi görmüyorsunuz. Toprak altında insan bir avuç kemik oluyor, koy torbaya taşı, sanki hiç yaşamadı.
Niye sanki ölen hemen toprağa veriliyor, diye insan sağken düşününce üzülüyor. Dünyadan gitmek istemiyor. 
Malum dünya güzel, gündüz güneşli, gece aylı yıldızlı ışıl ışıl misali; toprak altı hepten kapkaranlık. Börtü böcek cabası...
Devamını oku...
Şu anda 436 konuk çevrimiçi

Bayram Baklavası
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 08 Ağustos 2019 12:19
BAKLAVA SİPARİŞİ VERİRKEN DİKKATLİ OLUN
 
altDini bayramlarımızın vazgeçilmez ağız tadı baklavadır. Tatlıların içinde en çekicisi olarak da baklava bilinir. Çok ince açılmış, 40 kat yufkadan yapılarak arasına ceviz, badem döşenerek hazırlanan bu tatlı, misafirler içinde onurlandırıcı bir ikramdır.
Aslında en güzel, damağa lezzet bırakan baklava evde hazırlanandır. Şimdiki zamanda evde baklava yapanlar azaldı.Tatlı sektörü yaygın halde, siparişinizi üç gün önceden veriyorsunuz. Sonra gidip, parasını ödeyip tepsi dolusu baklavayı alıyorsunuz. İsteyene kilo kilo, isteyene tepsi tepsi baklava yapılıyor. Yeter ki siz paradan haber verin. Bu kadar kolaylaştı artık her şey.
Kurban bayramı öncesi canı tatlı çekenleri sevindirmek için tatlıcıları dolaştım. İstedim ki tatlandırmak istenen ağızlar, haksızlıkla yanmasın. Neredeyse bütün pastaneler tatlı siparişi alıyor. Ayrıca, yaz mevsiminden bu yana yalnızca dondurma imalatı yapanlar bile bayram öncesi baklavacılığı başlatmışlar. 
Sade tatlı üretimine dönük, yerlerde var. Bu saydığım yerlerin hepside, günler öncesinden vitrin camlarına tatlı siparişi alınır, diye yazmış. Bir kısmı da sadece “baklava siparişi alınır” diye tabelalar asmışlar. İri harflerle, göze girecek şekilde yazılan bu cümlelerin altlarına da baklavanın fiyatını, küçük harflerle iliştirmişler. Kiminde 60 lira, kimi baklavacıda 70 lira, kiminde de 100 lira yazılı. Bu belirtilen rakamlar baklavanın kilo fiyatı mıdır, tepsi ebadına yönelik fiyat mıdır, belirtilmemiş. İsteyen bunu, tatlıcı dükkânından içeri başını uzatıp öğreniyor.
Bende sevdiklerimin ağızlarını tatlandırarak mutlandırmak adına, kapı kapı dolaşıp her bir baklava siparişi alana, bunun aslını sordum. İstedim ki en kalitelisini, en uygun fiyata alayım. Camlara yazılanlar baklavanın kilo fiyatıymış. Bir tepsi baklava küçük ya da büyüklüğüne göre 199.90 ila 250 lira arasında değişen bir para ödeniyormuş.
Yani “Etin üzerine baklava iyi gider, mutlaka almalıyım” diyenlerdenseniz. En az 250 lirayı cebinize koymadan baklavacıya uğramayın. Nüfusunuz kalabalık değilse, tadımlık olacak kadar alacaksanız, 50 lira ile evden baklavacıya doğru gidebilirsiniz. Artık en ucuz olandan mı alırsınız, en pahalısından mı, yoksa tatlı almaz, zaten sevmez misiniz, orasını ben bilemem. Kesenizle ve sizin kararınızla aranızdaki meseledir.
Fakat benim bildiğim bir şey var ki, sizde öğrenince bana hak vereceksiniz. Bu baklava yapanlar, denetlenmiyor anlaşılan. Serbest piyasa ekonomisi diye, isteyen istediği fiyatı keyfine göre belirleyip camına yapıştırmış. Aradaki fiyat farkını merak edip soruyorum kendilerine, dedikleri şu. “Bizim baklavamız bol cevizli ve hakiki tereyağlı oluyor.”
Devamını oku...
 
Kurban Bayramı Gelirken
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 07 Ağustos 2019 10:22
altÇarşı, Pazar, nerede, ne kadar alış veriş merkezi varsa dolu. İnsanlar sanki bayrama hazırlanmıyorlar da, kıtlık gelecekmiş gibi, eve ne bulurlarsa, alıp dolduruyorlar. Parası olanlarla, olmayanların kim oldukları asla bilinemeyecek şekilde... Bazıları bankalardan kredi mi çekmişler ne? Elleri kolları, arabalarının bagajları dolu dolu...Çoğunluk peşin parayla alış veriş ediyor. 
Esnaf her ne kadar “İşler kesat, istediğimiz gibi olmuyor” diye sızlansa da, torbalarla evine dönen insanların görüntüleri esnafı yalanlar nitelikte...
Giyim-kuşam satıcılarının durumları da farklı değil. AVM'ler denilen alış veriş mekanları tıklım tıklım insan dolu; kıyafet ve ayakkabı mağazalarında adım atacak yer yok. Herkes zevkine göre, bütçesinin oranına göre alış veriş yapıyor. Kimileri de var ki, gıda giderinden artırdığı parasına göre, bayramlık giysi almayı ihmal etmiyor. "Ne yediğim görünmez ama ne giydiğim herkesçe görünür" diyenler bayram çeşitliliğinden ve 'sözde'indirimlerinden yararlanmak istiyor. Bunlardan başka daha çok halk pazarlarında bulunan, sosyete pazarı olarak tabir edilen yerler adeta insan seline dönmüş.
Baklavacı, börekçi, hatta çerezciler bile tıklım tıklım tüketime odaklanmış insan kaynıyor. Bu kadar kalabalık insanı alış veriş ederken gördüğünüzde, ülkemizdeki ekonomik kriz söylentilerine gülüp geçiyorsunuz. Yastık altları doluydu da, oralar mı deşildi bilemiyorum. Bildiğim bayram öncesi satış da, alış da önemli hareketlilik olduğu... 
Bir tek girilmeyen yerler olarak kasaplar ve manavlar olarak gözlemledim ben. İştahı artırmak için sanırım sebzeden bir süreliğine uzak durulmaya, mide de ete daha geniş yer ayrılmaya karar verenler çoğunluktalar. Çarşıda pazarda gezerken sizde sağınıza solunuza bakın görürsünüz, sarraflar bile müşteri dolu. Ancak onlar altın bozdurup para alanlarla mı, yoksa para verip altın alımı yapanlarla mı meşguldüler, şahsım tarafından yakından görülemediğinden bilinemedi.
Bunlardan gayri; hamamlar, kuaförler, berberler. Her birinin müşterisinin patladığı bir haftaya girildi. Esnaf hala “Veresiye alan parasını ödemiyor artık. Alacağımızı istediğimizde de azarlanıyoruz” diye sızlanan olsa da, bayram alış verişi yapanlar arasında bulunan veresiyeci müşterilerin sayısı çok olunca, küçük esnaflar yine de ‘hayır’ diyemediler. Veresiye defterini gözler önüne serdiler. 
Kuru kahvecilerin bile kahve tartmaktan kolları yoruldu. “Etin yanına iyi gider” diyen vatandaşlar, 
Devamını oku...
 
Kültürler Karıştı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 05 Ağustos 2019 11:35
YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ TEHDİT ALTINDA
altHerkes her yerli oldu. Çoğu kimse doğup büyüdüğü topraklarda değil artık. Toprağını bırakıp başka yerlere gidenler, gittiklere yere kendi kültürlerini de götürüyorlar. Toprağın ekilip dikilmesinden bihaber köy kökenli şehirliler var şehirlerimizde. Bilhassa yeni nesil köylüler, giyimde - kuşamda çoktan şehirliyi geçmişler. Çarşıda pazarda dolaşırken kim köylü, kim şehirli bilinmez oldu. Pek çok şehirlerimizin sakinleri çoğunlukla köy kökenli. Bağını bahçesini satmış, yıllar öncesi köyünü terk etmiş, şehirlere yerleşmiş niceleri. Etrafımızdaki konu komşulardan pek çokları doğma büyüme şehirli gibi, ama değiller kökleri köylü... 
Şehirli olmaya çalışmış, lakin olamamışlar da var. Özünü yitirmemiş, kendi kültürünü şehre benimsetmiş, köyünde yaşadığı gibi şehirde yaşamaya çalışan köylü şehirliler var. Bu kesimin kendileri olamasa da çocukları şehirlilerle samimice kaynaşmış. Şehrin kültürünü öğrenme gayretindeyken kendi özünü, kültürünü unutur olmuş.
Şehrin yerlisi olarak benim şehir yaşantımda çevrem köylü vatandaşlarımızla dolu. Bunun güzel yanı var mıdır, bugün için vardır belki, lakin geleceğimiz için büyük tehlikedir. Yıllar sonrasında ekim, dikim olmayacak, et süt üretilmeyecek demektir. Şehirde yetişen köy kökenli gençler bir daha köyüne gitmeyecek, köy havasını koklamayacak demektir. 
Sakıncalı durumlar velhasıl; kökünden kopmak, başka yerli olmak, şehirli olmaya çalışmak çok zordur. Farkında değil gibi herkes, ama  bunun sıkıntılı sonucunu zaman gösterecektir. 
Bir de şehre gelip yerleşmiş, ama aklı köyünde kalmış olanlar var çevremde, her selam verdiğinizde yakınmaya duruyorlar.  "Vay benim köyüm şöyle güzel böyle harika, vay şehir şöyle kötü, böyle berbat deyip pişmanlık içersinde ağlamaklı oluyorlar. Öylelerini hangi sözümle teselli edeceğimi şaşırıyorum. İmrensem mi, "geçmişte yaşanmaz" deyip öğüt mü versem, bilemiyorum. Aslında böylelerine şöyle demeli: 
-"Madem o kadar harika köyün var. Git orada otur kardeşim. Zorla mı getirdiler seni şehre? Sebzeler meyveler doğalmış falan. Niye köyünde sebze meyve yetiştirmiyorsun da gelip şehirde asgari ücretle çalışıyorsun? Ondan sonra da hayat pahalılığından şikayet ediyorsun. Para hiçbir şeye yetmiyor diye ağlıyorsun. Köyünde kalsan daha çok kazanırdın, masrafın da az olurdu, kira vermezdin. Bunları sen de biliyorsun. Ama köydeki işler sana zor geldi. Kusura bakma ama biraz da tembelsin. Sıkıntıya gelemiyorsun. Ha gezmeyi tozmayı da seviyorsun..." Diyemiyorsunuz işte, "Şehir senin malın mı?" deyip çıkıyorlar. Haklılar. Her yer Allah'ın toprağı, nerde isterlerse yaşasınlar. Benim derdim, kültürlerin karışması, varların yok olmaya başlaması...
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 109
 
Turkish Arabic English