Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Yevme lâ yenfa'u mâlun ve lâ benûn illâ men etâllâhe bi kalbin selîm.
O gün, ne mal fayda verir, ne oğullar ancak Allah'a selîm bir kalb ile varan başka...
(Sûre-i Şu'arâ, Âyet 88-89)

Devamını oku...
Şu anda 3853 konuk çevrimiçi

Vuslata Selam
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 13 Aralık 2018 23:47
VUSLATA SELAM- VUSLAT-I AŞKIN KANATLARINA SELAM
 
alt
Bu cümleyi ben kurmadım. Konya'nın bütün işlek cadde ve sokaklarına asılan afişlerde yazılı.
Başını huşuyla yere eğmiş bir semazenin resmi üzerine iri puntolarla kondurulmuş bu cümleden anlaşıldığına göre bu yıl Mevlana'yı anma yıldönümü selam yılı olarak belirlenmiş."Vuslat-ı Aşkın Kanatlarına Selam" denilmiş. Selamın ve muhabbetin unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde bu slogan isabetli olmuş.
Acaba bu afişlere Konya'da yaşayan kaç kişi bakıyor dersiniz? Çoğunluk Mevlana'dan bihaber gibiler. Tramvayda, arabada yahut yaya, herkes her yerde bir telaş içindeler, oradan oraya adımlarını kaçırırcasına koşuşturup duruyorlar. Üniversiteli gençler zaten kendi âlemindeler. Oğlan, kız elleri ellerinde kenetli, bir diğer ellerinde cep telefonları kendi aşkları başlarından aşkın afişlerin önünden geçip gidiyorlar. 
Ancak başka yerlerden Konya'ya gelenlerin bazıları bu afişlere geçerken şöyle bir bakıyor ve bilen bilmeyen bu şehrin Mevlana'ya ev sahipliği yaptığını hemen anlıyor.
Neye odaklandıysan,orada olursun. Kime odaklıysan onun haleti ruhiyesine bürünürsün. Mevlana'ya odaklanan insan ruhu tasavvufa yönelir. Dünya'ya boş verir. Hiç olduğunu bilir. 
Gözünü değil gönlünü açar, yüreği 'Hu Allah Eyvallah' sunar. Aşk senfonisi kulağa dolar. Göz gerçeğe dalmışlığında, bazen iki damla gözyaşı dökülür yanaklara, nefsi gafletten uyandırır.  Bilinçli olmak gerektiğini anlar insan, edebe bürünür. O anlarda geçmişle bağlarını kesersin, hatalardan ayılırsın. Mevlana'nın demek istediklerini anlarsın. Aşka doyarsın. Aşkı sevgiye yükselen ruh huzur bulur. Aşk, sevgi, huzur doğru yolda olanın emaresidir.
Samimice gelen, samimiyet bulur. Maneviyat hamurunda yoğrulur. Para ve makamın gerçek zenginlik olmadığını anlar. Para sadece ihtiyaçların giderilmesinde vasıta olduğu için geçerlidir. Makamsa, bir gün elden mutlak giden dünya saltanatıdır. İnsanı mutlu eden manevi doyumluluktur. Bir çölde hararetten yanan bir insan için bir yudum soğuk su, kasa dolusu paradan daha değerlidir. Hayat gailesi içinde hakikati göremiyoruz. Hep dünyalık için koşuşturuyoruz. Ele geçen ne? 
Ne hatır ne hatıra, kimsenin kimsede bir değeri kalmamış. İnsanlık bitmiş, sevgi ortalıktan yitmiş. Dürüstlük dengesi bozulmuş. Kimse kimseyi umursamaz olmuş. İnsan olmanın ayarı kaymış. Öfke, şiddet önde yer almış. Oysa
Devamını oku...
 
2. Fransız Devrimi Olabilir mi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Aralık 2018 16:02
Batı Medeniyeti Unuttu
 
altMEDENİYET KAVGAYI DEĞİL, KONUŞARAK ANLAŞMAYI GEREKTİR...
Fransızlar medeniyeti filan unuttular, ülkelerini yakıp yıkıyorlar. Benzin zammına karşı gelip etraflarını talan ediyorlar. Bu çığırından çıkmanın, Fransa yönetiminin uykularını kaçıran kargaşanın sonu nereye varır, asıl amaç yeni bir ihtilal midir, izleyip göreceğiz. Fransa'nın isyanı diğer Avrupa ülkelerine de sıçramış, bakalım sonu nereye varacak.
 
Yelek sarı sen yelekten sarısın, Fransa asıl derdin neyse söylemelisin.
 
Tüm medeni bilinen ülkelerde olduğu gibi, zengine vergi indirimi fakire kazık, tabiatıyla halka yazık. Adamlar isyan ediyor, "biz çalışıyoruz siz yiyorsunuz gibisine." Fransa'daki de insan, adamın ensesi kalın, cebi şişkin değilse, aldığı verdiğine yetmiyorsa kafatası atıyor, sonra da eyleme kalkışıyor. Aç tavuk buğday ambarını delermiş.
Ben dedim böyledir diye, empati yapmaya çalıştım. Belki bu başkaldırı bir bahanedir, niyetleri başkadır. Lakin sarı yeleklilerin saldırganlığı sona erecek gibi görünmüyor. Vahim vaziyetler masumları korkutuyor.
 
1787 yılı Fransa'sında Napolyon öncesi bir devrim olmuş. Hapishane kaçkınları ihtilal yapmış. Fransa halkı, krala karşı başlattığı ayaklanmadan geri dönmemiş, bu uğurda binlercesi   hayatını kaybetmiş ve neticesinde halkın dediği olmuş. 
 
Adamlar kafa tutup krallığı devirmişler, şimdi de gözleri iktidarı indirmekte olmasın. Nihayetinde geçmişte Fransızlar direnmişler, ne istemişlerse yaptırmışlar. 
 
O zaman da tüm Fransa'ya yayılan bu devrim iki yıl kadar süren bir iç çatışmayı beraberinde getirmiş. Bütün dünyayı etkisi altına alan devrimin açtığı yaraların tedavisi on yılı aşkın süre devam etmiş. 
 
Ecdadımız Osmanlı bu anarşiden çok etkilenmemiş. Şimdi de etkilenmeyiz inşallah. Komşuda pişen bize düşen olmasın, aman Allah korusun.
 
Eski devrin torunlarının torunları benzin zammı bahanesiyle sırtlarına sarı yelekleri geçirdiler, eylem başlattılar. Nasıl örgütlendilerse, kalabalıklar halinde sokağa akın ettiler. Adeta tüm Paris'i işgal edip her gördüklerin kamu malına zarar vermeye başladılar. 
 
Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla benzin zammından  kat kat fazlası ülkelerine zarar açtılar. Vahşi kapitalizm bunun acısını fazlasıyla onlardan çıkarır gibi. İnşallah Fransa'da yaşayan Türkler bu işlere karışan olmazlar.
Devamını oku...
 
Hey Gidi Mazi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Aralık 2018 10:25
 
Anılar Gözde Canlandı mı Geçmişten Gelinmiyor.
altŞARTLARA RAĞMEN HAYATI SEVEREK YAŞIDI
 
“Güzel ya da çirkin, mutluluk verici yahut acı çektirici ne varsa her şey ben de gizli” diyerek, hayatı sorgulamadan yaşamaya devam ediyor o. 
Bir adam tanıdım, geçtiğimiz günlerde. Yüzüne Akdeniz’in rüzgârı vurmuş, 80’lik bir delikanlı. Tıpkı, eski roman kahramanlarındaki prensler gibi uzun boylu, çakır gözlü, açık sözlü, güleç yüzlü, yüreği sevgi dolu bir adam. 
Üzerinde delikanlılığını yansıtan kot pantolonu ve desenli tişörtüyle turist görünümlü, bizden biri olmayan, ama bize biz kadar yakın bir adam. 
İsmi, Hüsnü Şenses. Hüsnü’nün anlamı: ‘Bir kimsenin yaşamında kötü bir şey bulunmama durumu’ demektir. Soyadının anlamı apaçık belli zaten, neşe verici, dinlendirici ses.
Bir insan bu kadar mı çok adına ve soyadına uygun yaşar? Anlamıyorum ve anlamak için kendisine sorular soruyorum. 
Önce:
 “ Sizce hayat nedir,”  dedim.
“Hayat, sızlanıp vızıldanacak, vakit kaybedecek bir lüks değildir” dedi.
Sonra:
“Hayatta ve ayakta kalmanın, aynı zamanda insanca, onurlu ve mutlu yaşamanın yolu nedir,” dedim.
“Anlatayım hayatımı da, sen içinden çıkart sorunun cevabını,” diye tebessüm etti. Ve bir espriyle başlattı anlatmasına. Sazı eline alan ozan gibi, çağlayıp aktı. Gönül nağmelerini inletti. Şöyle başladı sözlerine:
“Anlatırsam zülfüyâra dokunur, eve gider besmelesiz mevlit okunur. İnsan nasıl bakarsa, öyle görür. Hayata güzel bakarsanız, Somurtmak yerine güzellikler sunarsanız, hayatta size güzellikler sunan olur.” Cümlelerini sıraladıktan sonra, ta çocukluk yıllarına döndü, anlatımına devam etti. Kendisinin birbiri ardına sıraladığı, bir kitap dolusu noktasız cümlelerden birazını derledim.İşte benim  İhtiyar delikanlı Hüsnü Şenses'in anlattıklarından anlayıp aktardıklarım...
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 75
 
Turkish Arabic English