Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

ŞİFA UMARAK ULAŞTIĞIM DOKTORLAR HASTA ETTİLER

ŞİFA UMARAK ULAŞTIĞIM DOKTORLAR HEPTEN HASTA ETTİLER
Ağrıyan dişimi çektirmek için bir gün öncesinden diş hastanesinden randevu alıp, tam vaktinde tercih ettiğim diş tabibinin, dişçi koltuğuna oturdum. Dişimi son teknoloji alet edevatla muayene eden uzman diş tabibi, dişimin iltihaplandığını söyleyip ağır doz antibiyotik yazdı reçeteme ve ek ağrı kesiciler de ekleyerek hepsini kesintisiz kullanmamı tembihledi. “Bunları kullan gel dişini çekelim” dedi.
O gün nereden bilecektim bu kelimeleri daha çok diş tabibinden duyacağımı? Hepsinin ön adında uzman yazan bu tabipler, sonraki günlerde benim kâbusumun başlangıcıydılar, Ama o gün için ben bunu bilmiyordum.
Reçetemi hastaneye en yakının eczaneden alıp hemen tedavi olmaya başladım. Bir hafta sonrası ağrılardan ve iltihaptan kurtulmuş olarak aynı diş hekimine gidip dişimin çekileceği anı beklemeye koyuldum. Dişçim bu defaki muayene sonrası diş kökümün bir kısmının kırılmış olduğunu, dolayısıyla diş etimin içinde bulunan diş kökümün iltihaptan henüz arınmamış olabileceğini söyleyip, bu defa daha etkili bir antibiyotik yazılı bir reçete tutuşturdu elime ve aynı anda yine aynı cümleleri tekrarladı. “Bu ilaçları kullan, gel dişi çekelim.”
Bir hafta sonrası aynı doktordan aynı muayene ve aynı muamele görünce, doktoru değiştirdim. Yeni diş tabibime olanı biteni anlattım, gülümsemekle yetindi. Fakat o da antibiyotik ve ağrı kesici yazıp başından savdı. Diş ağrım her antibiyotik bitiminde diş çekimim ertelendikçe ve ağrı yeniden depreşince, ben öncekilerden daha etkili olduğu söylenen yeni antibiyotikleri kesintisiz tam zamanında kullanıyordum. Acaba bana yaptırılan bu tatbikatlar beni özel hastanelere yönlendirme taktiği olabilir miydi? 
Aklımı fesatlıktan uzak tutmaya çalışıyordum. "Genç doktorlar, yeni teknolojiden haberdarlar, yanlış yapmazlar" cümleleriyle bulanma arifesinde olan zihnimi yatıştırmaya çabalıyordum. Bir yandan da "Bu çocuklar ezber yöntemiyle diploma alanlardansa, acebiliklerini benim gibi sessizlerde deniyorlarsa" diye, düşünmeden edemiyordum...
Eğitim sistemimiz deve sırtı gibi malesef ki..!
E ne yapalım sağlık için gerekirse özel hastaneye de giderim, deyip ilimdeki özel hastaneleri kapı kapı dolaştım. Her biri muayene şu kadar para, diş çekimi bu kadar para, filan işlem ayrı, falan işlem farlı ücret dedi durdular. En azından cebinde 500- 600 liran olmalıydı. Rabbim bedava inci gibi 32 dişi ağzımıza sıralamış, biz hor kullanmışız, kıymetini bilmemişiz, eskittiğimiz bir dişi ağzımızdan yok edecek kurumlar ve yetkili kişiler bizden avuç dolusu para istiyorlar. Ne kadar vahim bir durum değil mi? Neyse... 
Özel hastane yerine, muayenesi olan hekimler belki daha ucuza çekim işlemini yapar sandım. Bir de onların kapılarını arşınladım. Bütçeme uygun netice alamadım.Ve bu geçen süreçte doktorların önerisiyle ben altı kutu antibiyotiği çoktan mideme göndermiş oldum. Çürük dişimse hala ağzımda durmaya devam ediyordu.
En baştan yapmam gerekeni, hepten çaresizliğe düşünce en sona bıraktım. Daha doğrusu orada diş tabibi olduğunu bilmiyordum. Devlet diş hastaneleri açalı, diğer Hastahanelerinde diş tabibliğini kaldırıldı biliyordum. Acaba? Kuşkusuyla, biz işçilerin en kadim dostu, eskinin SSK hastanesini araştırdım. Bir uzman diş hekimi bulunuyormuş. Alalacele ilk duraktan halk otobüsüne atlayıp hastaneye gittim. Tabibin hastası azdı, fazla beklemedim. Muayenem sonrası, diş etime ince bir iğne batırdı. Hiç acı hissetmeden dişimden kurtulmuş olarak yanından ayrıldım. Ya sonra?
( BU DİŞ MACEREM BU KADAR BASİT DEĞİL, AMA YA SONRASINI, 
NASILINI VE NETİCESİNİ NASİPSE İLERDE DETAYLI ANLATIRIM)
Burada asıl yansıtmak istediğim konu; diş ağrımın başlangıcıyla, dişimi çektiresiye kadar geçen sürede kullandığım antibiyotiklerin çokluğu. Tüp şeklindeki ağır dozajlı ilaçlar, yan etki olarak bünyeme yüksek tansiyonu musallat etti. Ensemde şiddetine dayanılmaz ağrılar, damarlarımda kasılmalar... Kalp damar hastalığımın başlangıcındaydım, o rahatsızlığımın seviyesini artırdı. Verilen tansiyon ilacını düzenli olarak kullanmaya başlayınca, bu defa ciğerleri sökercesine etkili bir öksürük tusunamisine tutuldum. Nasıl bir öksürük anlatamam, boğazı gıcık tutturan, nefes almayı zorlandıran, mideyi ağza getiren acaip bir kriz... Öksürükten arınmak için gittiğim özel hastaneler ve uzman doktorlar bir çok tekkik yaparak  ki her bir tekkik için ayrı ayrı para isteniyor. (Her bir tekkikten SSK emeklisi olmam nedeniyle 125- 150 lira isteniyor.) Ne yazık ki önceden vezneye parayı ödemeden ve ödeme makbuzumu onaylatmadan, ölüyor olsanız doktorlar dönüp bakmıyorlar. Ama yanlışlık yapmaları halinde paranızı iade de yapmıyorlar. Ağrılardan duramaz olunca mecbur kalıyorsunuz, istenileni yapmaya. En yakın ATM ye koşup emekli başınızdan peşin avans çekerek, cüzdanınızı özel hastanenin veznesine boşaltıyorsunuz. Maaş ayarınız bozulluyor, ama sağlığınızın düzelme olasılığı bulunuyor...
Şöyle bir tekkik sonuçlarına göz atan uzman doktorlar, bir dolu yeni ilaçlar edinmiş olarak evime göndermekten başka işe yaramadılar.
Neyse ki bir başka özel hastanede iyi niyetli olduğunu sezdiğim KBB uzmanı doktor, öksürük sebebimin tansiyon ilacımın yan etkisi olduğunu söyledi. "Git, bizim hastanemizdeki kalp doktorumuz yan etkisi öksürük yapmayan bir ilaç yazsın" dedi. Can tatlı, denileni yine yaptım.
Özel hastaneler de bir hayli kalabalık oluyor. Herkes alışmış özel ilgiye, yahut söğüşlenmeye... yeniden 45 lira muayene ücreti veriyorum ki, bu işçi emeklisi olmam hasabiyle ucuz fiyatmış, zira muayene ücretimin geri kalanını SSK ödemekteymiş. "İyiki emekli olmuşum çok şükür" dualar ederek kalp damar uzmanı önünde çağrılmayı bekliyorum. İçeriye girince beyana esas doktor ilacımı değiştirdi. Adamlar paraya mı doyduklarından, yoksa gün boyu hasta muayenesinden bıktıklarından mı ne, yüzlerinde tebessümün belirtisi bile yok. 
Yok, paraya hiç doymazlar da, galiba kazançlarını daha az buluyor olmalılar. Malum zamane hırs dünyası... Her neyse kalp uzmanının verdiği yeni tansiyon ilacı öksürüğümü azalttı, ama bu defa midemi mahvetti. Gittiğim bir başka uzman dâhiliyeci mide koruyucu ilaç verdi, o ilaç karaciğerimi dokundu. Onun için verilen ilaç başka yerimi zedeledi. Velhasıl bir küçük dişle başlayan hastane maceram tabiplerin tahribatına uğramış bir beden ve özel hastaneye devamlı gel, git abone olmuş bir hasta haline döndürdü beni. Beslenmem dahi özelleşti; varın manevi çöküntümü düşünün, maddiyatı hesap etmiyorum artık. Hem cebimden para, hem maaşımdan kesintiler hatti aştı, ama şifası henüz ulaşmadı. 
Kısacası ben beş ay önce bir çürük dişten mustariptim, şimdi her yerimdeki bir şeyden; Allah beter etmesin, âmin. Ancak çelişkiye düştüğüm bir konu var ki, bu çelişkimin ilacı yok! Deniliyor ki dünyada en çok ilaç tüketen millet bizmişiz. Hakikatte şöyle denilmeli: “Dünyada insanına önem vermeyen tek ülke bizim ülkemiz. Doktorlar nasılsa maaşlı ve devlet garantili ya, ilaç sektörünü kalkındırmaya adanmış gibiler, ver ilacı gönder hastayı zihniyetinde adamlar. Azınlık doğrulara saygım sonsuz, ama çoğunluk verilen arpaya göre kişniyor bu böyle biline…  
 Hep diyorum "Zihniyetler değişmedikçe, sistemler değişse ne olur?"
 -Okudunuz, teşekkür ederim- 
 

Eğitim sistemimiz deve sırtı gibi malesef ki..!

Şu anda 4483 konuk çevrimiçi

En İyi Televizyon İzlenmeyen Televizyon
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 15 Aralık 2017 19:21

altTürk kanalları izlenmemeli demem daha doğru olur. Eğitime, uyuyanı uyandırmaya dair hiçbir verimlilik yok. Hep oyalamaya, avutmaya yönelik programlar. Sunucular seyirciyi ne sanıyorlarsa, bir bilmişlik edasındalar.

İzmir’de bir lisede okul müdürü iki öğrenci tarafından pompalı tüfekle öldürülmüş. Bazı kanallar ajanslardan aldıkları gibi konuyu son dakika olarak kamuya ilettiler. Gerçeğin peşinde olduğunu adıyla iddia eden bir programa yayının sonuna doğru kameramanca bir bilgi iletildi. Deneyimli sunucu haber metnini okuduktan sonra “Galiba biz bundan sonra silahlanmama adına program yapmalıyız” dedi. Yayını yakından izleyen stüdyodaki seyircisi, sunucuyu alkış yağmuruna tuttu. Bu sağanak halinde daha bir serin havaya bürünen sunucu, sözünü yineleyerek silahlanmanın sakıncalarını bilgiççe anlatmaya koyuldu.

Oysa ben ekran önündeki bir izleyici olarak o sunucudan şöyle demesini beklerdim. “Eğitim yoksunuyuz. Eğitilmeliyiz, bilinçlenmeliyiz. İslami şuur edinmeliyiz. İmanımızı güçlendirmeliyiz.”

Bunları demek kendini çağdaşlıktan alıkoyan cümleler değildir, zira çağdaşlık akılla, beynin gelişmişliğiyle olur. Bir düşünelim; eğitimsiz insan, birini öldürmeyi kafasına koydu mu, silah olarak eline ne geçerse kullanır. Ekmek bıçağı, kafasında şiddet takıntılı biri için öldürücü bir silahtır. Aynı zamanda her evde gerekli bir mutfak gerecidir, satışını yasaklayabilir misiniz? Diyelim tüm kesici ateşleyici aletleri yasakladın; taş, yumruk devreye girerse ne yapacaksınız?  Nitekim devlet sanatçısı bir babayı 18 yaşındaki oğlu bıçaklayarak öldürmüş. Bunu da bugün son dakika haberi diye okudum. Velhasıl silahlanmamak çözüm değildir. Yanlışlardan dönmenin, doğruyu bulmanın tek yolu vardır her insanın gerektiğince eğitilmesidir.

Bir düzeltme yapayım, televizyon izleyelim elbet, doğru yayın yapan niceleri var. Bizim eğitimden yoksun, oyalamaya dayalı kanalları izlenmemeli demem daha doğru olur. 

Devamını oku...
 
KUDÜS BİR BÜTÜNDÜR
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Aralık 2017 09:42

 

Kudüs Bir Bütün Değil mi

altABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının ardından, Türkiye’nin öncülüğünde İstanbul’da bir araya gelen İslam İş birliği Teşkilatı üyeleri, yayınlanan ortak sonuç bildirgesinde; Doğu Kudüs’ü Filistin'in başkenti olarak ilan etmişler. Sanki lütfetmişler.

Sormak gerekmez mi, neden tüm Kudüs değil? Batı Kudüs'ü İsrail kendine başkent yapsın diye mi bıraktınız? İslam toprağı olan Kudüs'ü ikiye ayırmak ne demek? Bu Filistin mücadelesine ihanet değil midir?

Kudüs Peygamberler diyarıdır. Kudüs "3 büyük dinin" değil, tek hak din İslam'ın kutsalıdır!

Çünkü; “Allah indinde hak din İslam’dır” İsrail adıyla bize devlet diye sunulan yer İsrailoğullarının türlü dalaverelerle ele geçirdikleri, sonra sahiplenmeye çalıştıkları kutsal topraklardır. İsrailoğulları peygamberleri öldüren nesil diye bilinmektedir. Yüce Allah Kur'an'ı Kerim'de buyuruyor ki: “Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.” Kuranı Kerim Maide Suresinin (5. Sure), 70. Ayet Meali. Kuran 5/70.

Devamını oku...
 
Kudüs'e Yanmak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 10 Aralık 2017 08:03

 9 ARALIK 2017.Kudüs'ü Kaybetmemizin 100.Yıl Dönümü İdi.

alt

9 ARALIK 2017.Kudüs'ü Kaybetmemizin 100.Yıl Dönümü İdi. Hüzün verici bu yıldönümü dolayısıyla tüm duyarlı insanımız sokağa döküldü, Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak kabul eden Amerika'ya tepkiliydi.

Kudüs bizden çok Allah'ındır. Allah kutsal yerlerimizi şüphesiz korur. Buna vesile olmak her Müslümanın cesaretiyle bir araya gelip cenk etmesiyle mümkündür. Belki bu vahim vaziyet bizim bir araya gelmemize vesile olacaktır. "Şüphesiz doğrusunu Allah bilir."

Rabbimiz bize cihadı emretmiştir, klavye başında efelik taslamamızı değil. Lakin günümüz savaşları öyle göğüs göğüse, yürek yüreğe değildir, maalesef... Kalleşlikler girer devreye, nükleer girer, füzeler girer. Bu durumda pek çoğumuz belki de siner. Çünkü bizde bunlar yok ki... Vaktiyle bu günlerin olacağını düşünmemişiz, gidene gerisinden bakmış kalmışız. Sonrasında devlet olarak İsrail”i ilk biz tanımışız. Şimdi sızlanmamız bir işe yaramıyor. Üzülmemiz elden gideni geri getirmiyor.

Müslümanlar bir araya gelip, birleşip, bir olup ne yapılması gerekiyor diye derin düşünmeli ve kararlı uygulamalıdır. Bunca ayrı gayrı düşmüşlük, batıla yönelmişlik varken bu mümkün müdür? Düşündürücüdür...

Kudüs’e sahip çıkmak böyle olmamalıdır. Sokağa çıkıp kendimizden başka kimsenin duymayacağı şekilde bağırmak durumun ciddiyetini anlamamaktır. Bu, bir kuru emektir.

Vatandaşın cebinde Amerikan sigarası, evinden eksik olmayan kolası, altında Amerikan arabası... Arada bir, belki ay sonlarında pahalı diye çamaşırlarımız için Ariel kullanmıyoruz ya, tepkimiz onunla kabul olmaz mı?

Neler Yahudi malıdır bilmeden hepsine paranı say, Yahudi firmaların hazırladığı film ve dizileri seyret, sonrada kahrolsun Amerika, batsın İsrail diye sokaklarda bağır, öyle mi? Vah ki ne vah!

Televizyon ekranlarında da konuşmacılara gün doğdu. Bilen bilmeyen ahkam kesiyor, atıyor, attığıyla mangalda kül bırakmıyor. Hadi önden buyur cepheye desen, kaçmaya bahane uydurur. Bu kadar basit olmamalı... Hayatımızda Kudüs diye bir yer olmalı...

Bugün KUDÜS diye, kahrolsun Amerika diye sokaklara dökülenlerin çoğu; yarın yılbaşında çam ağaçları süsleyip, NOEL kutlamaları diye sokaklara dökülmeseler bari...Sözün özü, Kudüse sahip çıkabilmek için müslüman olmak yetmez, şuurlu müslüman olmak lazım.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 387
 
Turkish Arabic English