Ayfer Aytaç
İnsanlar ergen yaşa erişmeye başlayınca gezmeye, harcamaya kafa yoruyorlar, hayatlarını maddi açıdan garantiye almak adına altın bilezik edinmeyi düşünmüyorlar. Anne babalar da çocukları adına yönlendirme yaparken altın bileziğin her zaman geçerli olduğunu, hiç bir zaman aç- açık bırakmayacağını evvelden akıllarına getiremiyorlar. "Oku da devlet memuru ol." Mantığıyla akıllarını yürüttüklerinden günümüz insanlarının pek çoğu diploma sahibi olmak ve devlete memur olabilmek için okuyorlar. Oysa ki hayat okulundan eğitim alanlar, iki üniversite bitirmişten daha çok kazanabiliyorlar. Lakin bunun için kolunda çocukluğundan edindiğin altın bileziğin olacak. 
Parasız olunmuyorsa rahat, parayı hedef alıp çocuk yaşta yönünü belirleyeceksin. Seçtiğin mesleğinde ustasından yetişeceksin, işi öğrendiğinde hayatın keyfini süreceksin. Hem kendi işinin patronu olup, kimseye emir kulluğu yapmayacaksın. Su tesisatçısı veya oto kaportacısı misali.
Üniversite bitireyim, devlete memur olarak gireyim, diye düşünenlerin çoğu beklemekle kalıyorlar. Ama bir su tesisatçısı öyle mi? Çeşmen mi bozuldu, klozetin şamandırasımı su kaçırıyor, çağır tesisatçıyı yarım saate alsın 150 liranı.
Spor öğretmeniysen, güzel sanatlarda resim bölümü bitirmişsen, ziraat veya jeoloji mühendisiysen, atanmayı bekle dur. Ne diye öğrenci bolluğu olan bölüme gidersiniz ki, üniversiteli denilmesi için mi?
Benim ülkemde iki yıllığı bitirende üniversiteliyim diyor, sorarsan eğitimine yönelik bir şey bilmiyor. Okumuş olmak için, okumuş.
Sınav öncesi iki gün çalışıp ezberinden dersini geçmiş, diploma edinmiş. Çok çalışarak iyi bir bölümü bitirenle kendini aynı kefeye koymuş, üniversiteli olmuş. Kolayca nam bulmuş. Gerçi enseli bir dayısı olana ülkemde her şey kolay. Ehil değilsen bile, uyduruk bölümde okumuş bir diploma edinmişsen işsizlikten korkma, dayın sayesinde en iyi mevkilere gelebilirsin.
Dediği dinlenen dayın yoksa vay haline! En iyi fakülteyi en yüksek derece ile bitirmiş olsanda nafile, aklın fikrin çok olsa da işsiz güçsüz kalabilir, inzivaya çekilebilirsin. 
"Kolay yoldan iş bulayım, devlete memur olayım, diploma edinmek için okumuş olayım." diye düşünenlerin niceleri arkalığı varsa bir yere bir telefon edilmeyle memurluğa atanıveriyor. dayısı olmayan uzun yolda yaya kalabiliyor.
Devlete (kolay kapağı atanlar) atananlar için devlet memurluğu da doğrusu çok ihya edici oluyor. Sabah 08. akşam beş mesaisi, öğle tatilinde yemek ekstrası. Karşılığında al 4,5 beş bin lirayı, "Memurum ben" de yan gel yat.İstersen abuda kalk, devletten gizli ek iş bile yap.Kimse ses etmez, varsa vicdanından gayrı... Vicdanı olan da hak yemez hani, vicdan nedir? Bence vicdan eğitim üstü bir değerdir.
Yüksek okulları iyi derece ile bitirip, üstüne bir de mastır yapan, hatta doktorasını tamamlamış olan sınavlarda yüksek not almasına rağmen iş, aş bulamazken; evden oturduğu yerden etkili bir dayıya telefon ederek, sınavsız mülakatsız üniversite hocalığını kapanı gördü bu gözlerim. Hak yiyene, hukuku çiğneyene çoktur edilecek sözlerim, lakin çeremesine takat yetiremem ve de bu torpil işini bireysel çabamla maalesef bitiremem. İki üniversite bitirenler ve işsizlikten bunalanlar, simit satarak geçimini sağlayanlar var bu ülkede ve torpilli olduğu için rektörün keyfiyle üç öğrenci verilerek sınıf açılan, emeksiz hocalık ünvanına ulaşanlar da var bu ülkede...
Devamını oku...
Şu anda 1736 konuk çevrimiçi
İnsan Olana
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 16 Ekim 2021 11:03

alt

Devamını oku...
 
Tebessümünüz İçin
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Ekim 2021 08:05
altEMEKLi ASKER NASIL VAKiT GEÇiRiR?
Genç yaşta emekli olan bir binbaşı  sürekli evde oturmaktan sıkılınca mahallenin bakkalına gitmiş. 
-Sana ayda 200 lira para vereyim, bunun karşılığında her gün seni denetleyeyim, teklifinde bulunmuş. 
Bakkal hem para kazanacak hem de kendisine uyarılarda bulunacak deneyimli bir binbaşının yardımını alacak..  
Teklifi hemen kabul etmiş. 
Emekli Binbaşı, her sabah 08.00 den akşam dükkân kapanıncaya kadar bakkal dükkânını denetlemeye başlamış. 
Bakkal bir süre sonra denetimle baş edemeyecek hale gelmiş.
-Binbaşım, al 200 lirayı, her ay ekmek ve gazeten de benden olsun biz bu işten vazgeçelim, diyerek anlaşmayı bozmuş. 
 
Emekli Binbaşı, manav, kasap, kırtasiyeci tüm esnafa aynı teklifi yapmış ancak bir süre sonra hepsi denetimden sıkılarak anlaşmayı bozmuş. 
Son olarak gittiği manifaturacı ile çok güzel anlaşma sağlamış ve emekli binbaşı aylar süren denetim işini manifaturacıda sürdürmüş. 
Manifaturacı binbaşının her isteğini:
-Peki, Efendim, diyerek yerine getirmiş. 
Üç-beş ay sonra Binbaşı: 
-Yav arkadaş, bütün mahalle esnafı denetimden sıkıldı. Seninle gayet iyi çalışıyoruz. Bu başarımızın sana göre sırrı ne? Diye sormuş. 
Manifaturacı hazır ola geçerek soruyu yanıtlamış.
-Binbaşım, ben de emekli başçavuşum.
Devamını oku...
 
Amerika Amca
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Ekim 2021 06:35
GAVURDAN DOST AYIDAN POST OLMAZ
 
altHERŞEY BİR SÜT TOZUYLA BAŞLADI 
 
Dün gibi aklımda, unutmadık o günleri. Allah'ın verdiği beynini kullanmasını bilmeyen, basiretsiz yöneticilerin sayesinde Amerika'yı bizi düşünen iyi amca bildik, bağımlısı olduk. Daha başka bir şey demek lazım gelir de edebim el vermez. Tanıştık tanışalı Amerika ne demişse bizden kabul görmüş. Düşünen yok bu Amerika'nın bizden çıkarı ne, gavur babasının hayrına iş yapmaz. Ne veriyor, neden veriyor ki, verdikleri karşılığında ne alıyor?
 
Daha dğn sayılabilecek günlerde ama ben yaşta olanların dünyaya teşriflerinden öncesinde, 1940'lı yılların sonlarında, ikinci dünya savaşının bitiminde Amerika bağrında barındırdığı zengin Yahudiler desteğiyle kesenin ağzını açmış. Ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetler'e kaptırmamak için Marshall planını devreye sokmuş. Müslüman olduğumuzdan başta bizi hedef almış. Bizim gibi bildiği bazı ülkelere de güya hibe şeklinde yardımlarda bulunmuş. Bize gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu'ydu.
 
Amerikalılar süt tozunu sadece hibe etmiyorlar, ilkokul çocuklarına içirilmesini şart koşuyorlardı. Teneke kutularda gönderilen süt tozu, okul bahçesinde bulunan okul hademesinin süpürge, kürek gibi araç gereçlerini koyduğu karanlık, kapalı bir ortamda, gaz ocaklarında kara kazanlar içinde suyla karıştırılıyor, kaynatılıyor, çocukların evlerinden getirdikleri bardaklarla tenefüs aralarında servis ediliyordu. Tadı sütten biraz farklıydı, ağır bir kokusu vardı, 1965'lere kadar zorla içirildi.
 
Sadece biz ilkokul çocukları içmiyorduk süt tozunu, yeni doğmuş bebelere de zorunlu içmesi gerektiği söyleniyordu. Ana ve Çocuk Sağlığı Merkezi diye bir bina vardı. İçinde başları kepli ebe hemşireler görev yapıyordu. Bazısı yaşı kırkı geçmiş bu ebe hemşireler yeni doğmuş bebeklerin kaydını tutuyor, aşılarını yapıyor ve her bebeğin annesine, bebeğini her kontrole getirdiğinde ücretsiz süt tozu vererek mutlaka kullanmasını öneriyordu. Kendi annemden biliyorum. Bizden sonraki kardeşlerimizi bu zorunluluğa mahkum edilmiş olarak büyüttü. O devirde her doğranın çocuğu aynı kaderi paylaştı.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 163
 
Turkish Arabic English