Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Başalayan bitmeye mahkumdur. İşte Ramazan ayının ilk haftası doluyor bile, sonrası şerbet misali akar gider. Daha geçen hafta bir dostla sohbet ediyorduk, diyorduk ki; "Mübarek Ramazan da gelmek üzere, ne mutlu bize. Ramazan ayına erişebilene. Ne güzel fakirin fukaranın yüzü gülecek, dostlar birbirini görecek. Ramazan güzellik demek."

Ey! biz bir Allah kulu iman sahibi insanlar... Dostlar, akrabalar, arkadaşlar, Mümin kardeşler; ne mutlu büyük ve mübarek bir ay bizleri gölgesi altına almış.

Devamını oku...
Şu anda 3432 konuk çevrimiçi

Şeyh Mimar Ahmed Tal'âtî Efendi
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Ekim 2018 15:07

Sirkeci'de Yeni Câmi arkasında, Bankacılar Caddesi üzerinde kâin Türkiye İş Bankası Müzesi binası ve İş Bankası müze ilgililerinin vefâsızlığı üzerine bir yazıdır.

İş bankası müzesi tarık ileri Târık İleri ayfer aytaç ayferaytac.com

Evvelen, bugün müze olarak kullanılan yapının inşâsına, ilk olarak 1870'te ahşap olarak inşâ edilen Postahâne-i Âmire yerine, aynı maksatla kargir olarak 1890 yılında  başlanmış. 

Devamını oku...
 
Antalya Anılarım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Ekim 2018 09:51
altAklıma estikçe Antalya'ya giderim. Denizi çok sevdiğimden, Akdeniz'e açılırım. Meltem havasını koklarım. Plaj kenarından taş toplarım. Stresimi engine atar, gönlümü güzelliklerle doyurur dönerim.
Bu kendimce kaçamaklarıma, denizle buluşmalarıma bir kaç aydır ara vermiştim. Yaz mevsimini başka türlü değerlendirmiştim. 
Antalya malum yaz sıcaklarında benim yaştakilere rahatsızlık veriyor. Denizi güzel olsa da, sıcağı çekilmiyor. Seneler öncesi epey bir süre Antalya'yı mesken tutmuşluğum var. Üçgen mahallesi sakinleriyle komşuluk yapmışlığım, Kültür Parktaki doğal güzellikler içindeki cam piramitte fotoğraf sergisi açmışlığım  oldu.
Antalya, çocukluğumdan beri sevdiğim şehirlerdendir. Şehrin çoğu yerinin sazlık zamanlarında, sivri sineklerin cirit attığı dönemlerde Akdenizi görmeye giderdik. Sıcağından yakınır, kayalıklarda, bataklığa bürünmüş sazlıklar arasında yürümekten bıkar, yine de denizine ulaşmadan, ayağımızı ılık suyuna banmadan dönmezdik.
Dün, günü birlik yine Antalya'ya gittim. Arabam falan yok benim. Otobüse atladım mı, iki saat sonrası masmavi denizindeyim.
Antalya'da güneş altın renginde duruyor. Mübarek ateş topu o kadar parlak oluyor ki, engin deniz güneşin altında daha bir berraklaşıyor. Mavi rengin tonlarıyla oynaşıyor.
Antalya bize komşu il, hatta turizm yoğunluğu sebebiyle, çevreden o da çok göç aldı. Adının önüne büyük sıfatı ekletti.
Bizim ilden oraya otobüsle gidip geliş, orada gezme tozma, ayaküstü yemek içme derken bu pahalı zaman da bir kişiye 100 liraya mal oluyor. Domatesin bile 15 lira olduğu günümüzde, günübirlik gezi için 100 lira çok para sayılmaz. 
Evde efkarlanıp tütün mamullerine savurup, cigerleri dumana boğasıya; kes zararlı maddeleri deniz esintisi dolsun ciğerlerine, duman yerine.
Ben böyle düşünerek keyfime keyif kattım. Lakin Antalya için bu defalık 250 lirayı aşkın para harcadım. Denize bakan lokantada yemek yedim. Metroyla şehir turu yaptım. Tranvaya bindim, Konyaaltı'na gittim. Sonra Karaoğlan Parkı'nı gezdim. Fotoğraflar çektim. 
Kaleiçi'nden sevdiklerime Antalya'yı anımsatacak hediyelikler aldım. 30 lira verip, gemi turuna katıldım. Küçük bir gemiyle adeta okyanusa açıldım. Arkanda Antalya'nın falezlerini bırakıyorsun. Dalgaların gücüyle, sağa sola sallanmakla ne hoş oluyorsun.
Antalya çok kalabalıklaşmış. Caddeleri, sokakları, daracık geçitleri bile insan seli. Turist kaynıyor. Dünyanın her tarafından insanlar gelmiş. Sanki Birleşmiş Milletler gibi.Ne yana kafanı dönsen farklı devletten, farklı milletten insanlar. Her biri yabancı dil konuştuğundan yüzünüze küfür etseler, Antalya'da dolaşan biz yerli turistler ne denildiğini anlamıyorlar. Ama satıcılar uyanık, yabancı dil bileni koymuşlar dükkan önüne, sattıklarını yabancıya teşhir etmeye, turistleri dükkanlarına davet etmeye çalışıyorlar. 
Devamını oku...
 
Madde Dünyası
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Ekim 2018 10:05
SABRIN SONU SELAMET DEĞİL, MELANETTİR
altDünyamız pek çokları için madde dünyasıdır. Madde dünyası egoistir. Maddeye erişmek isteyenler öncelikle güç ediniyorlar. Sonra her birinin içlerinde ego krallığı oluşuyor. Çoğunluğa kendini kabul ettiriyor. Sonrada mabetleri olan makamlarında, yuvalandıkları saraylarında senelerce saltanat sürüyorlar.
Odalar, sendikalar ve derneklerin başkanları bunlara birer örnekler. Maddeye sahip olma uğruna üyelerinin haklarını yiyorlar. Onca parayı yoksa nerden buluyorlar. Dünkü gün de garipliklerini bildiklerimiz, bugün zengin oluveriyorlar. Alenen olmasa da dolaylı yollardan, kazananın emeğini yiyorlar.
Ben isteğim dışında, dernek yöneticilerinin ısrarları üzerine, ilimdeki İşçi Emeklileri Derneği'ne üye edildim. Amaçlarını anlayınca defalarca istifa dilekçesi verdim. "Tamam" deyip dilekçemi aldılar, arkamdan yırtıp atmışlar. Rızam olmadığı halde maaşımdan avanta alıyorlar. Bunun adına aidat ödemesi diyorlar. 
Ben gönülsüz üyeyim, isteyim dışında maşımdan yapılan bu kesintiyi kendilerine helal etmiyorum.
İşçi Emeklileri Dul ve Yetimleri, diye astıkları tabela kılıf sanki, lüks döşeli binada, güç gösterisi sergiliyorlar.
Ünvanımız işçi. Kazancımız belli. Hele işçi emeklisi ne alıyor ki, aldığından kesilen dernek yönetimini beslemeye yetsin? Lakin işçi bu ülkede çoğunlukta, maaş kesintileri üstüste yığılmakta.
Esnaf, Sanatkarlar Odaları, işçilerin üye olduğu sendikalar ve işçi emeklileri dernekleri niçin kurulur, ne yapar? Aldıkları aidatlarla yönetim kadrosu kendine bakar. 
Yıl da bir kez taksitle ucuz kömür alımı yapıveriyorlar, garibanların parasını kasalarına katıveriyorlar.
Üye olmadan önce defalarca haber alma amaçlı gitmelerimde, dernek yöneticilerinin saltanatlarını gördüm. Yönetim kurulu üyeleri birer oda ve birer masa kapmışlar, keyiflerine bakmışlar. Bir de hanım sekreter tutmuşlar, çay kahve eşliğinde sohbete kapılmışlar. 
Bu gelme gitmelerimde yanlışlarını gazeteye yazıyordum. Haberim gazetede çıkmıyordu. Patronla görüşüp, bir şekil yazımı durduruyorlardı. Ah ben bu patronlar sebebiyle, ne hadsizleri topluma bildiremedim.
Emekli olduktan sonra yolda gördüğüm dernek başkanı bana ısrarla dedi ki: 
-"Gel üyemiz ol, yaşlı dul kadınların dertlerine deva olursun"
-"Estağfurullah" dedim. "Deva Allah'tan" diye de ekledim. 
Bu yöntemle beni avlayamayan dernek başkanı, bu defa başka taktik kullandı. Belli ki karşısında muhalefet olmamı istemiyordu.
Samimi ifadeyle dedi ki: 
-"Basın da katılırsa aramıza sesimizi duyurmamız kolay olur. Üyelerimizin sorununu birlikle çözeriz. Avukatımız bile var." 
Duyunca avukatı, aklım yattı. Birlikteliğin gücüne de inanan insanım, "avukat varsa ben niye olmayayım. Yanlışları avukatla görüşerek düzeltirim" dedim. Öyle sandım.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 421
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ