Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Doğu kökenli insanlar gerek otostop yoluyla, gerekse ikna kabiliyetlerini kullanarak şehirlerarası otobüslere ücretsiz binerek il il dolaşıyorlar ve parsayı topluyorlar. Bu tür insanlara bilmeden her şehrin otogarında bulunan zabıtalarda yardımcı oluyor. Her ilde günde 8–10 kişi bu yolla Türkiye’yi dolaşıyor.

Çoğunlukla doğu ve güneydoğu illerinden gelen bu insanlar, ücretsiz seyahatle geldikleri illerde, bir hafta kalarak hırsızlık yapıyorlar. Yine aynı yöntemle başka illere giderek, izlerini kaybettirip, amaçlarına ulaşıyorlar.

Devamını oku...
Şu anda 687 konuk çevrimiçi

Ayaşlı Muallim Şâkir'den Tuyuğlar
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 22:44

San'at ve Edebiyat dünyâmızda bilinen şöhretlerin, zirvelerin yanında; bilinmeyen veya yeteri kadar tanınmayan, hattâ daha doğru bir ifâde ile, şahsiyetleri, eserleri tam mânâsıyla takdir olunamayan dehâ seviyesinde birçok kıymetlerimiz daha vardır ki, işte bunlardan birisi de Ayaşlı Muallim Şâkir Efendi'dir. Kendisinin bir şiirini 2015 senesinde neşretmiştim: (http://www.ayferaytac.com/tum-makaleler/1284-bidad-edib-.html)

Lisan-ı Arabî, Fârsi ve Fransevîye son derece hâkim bir zât olan, gönlü geniş, eli bol, manevî yönden zengin, kalender-meşrep bir kişi olan Şâkir-i Ayaşî'nin bazı dörtlüklerini, açıklamalarıyla berâber sizlerle paylaşıyorum

Devamını oku...
 
'G'ödlek Gazeteciler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 08:37

İYİ Kİ İÇLERİNDE DEĞİLİM

altHEPSİ DE SAHİBİNİN SESİ

KOYUNLARIN BAŞ TEMSİLCİSİ

Pasif olduklarından mücadeleye girişmemişler, menfaatleri aşkına geçici güce teslim olmuşlar. Sayıları artmış, seviyeleri hepten yitmiş. Parayla aşkları nereye kadar gider, görelim bakalım Mevlam sonlarını neyler?.

Kendilerini gazeteci sanarak 'gasteciyiz' diyerek çevrede gezinenler. Yağlama, yıkama maharetleriyle günlerini tok geçirenler. Aslanların olmadığı yerde sırtlanların meydana inmesi gibiler.

Geçen gün özel bir hastanenin kafeteryasında çay içerek kan testimin sonucunu bekliyordum. Kafeteryada benden başkaları da vardı. Orada oturan herkesin gözüne takılacak şekilde, bir köşeye yüksekce bir metal gazetelik koymuşlar. Kırmızı rekle boyanmış bu gazeteliği kim ayarlamışsa kurnazlık yapmış. Dikkatleri o bölgeye toplamayı başarmış. İster istemez gözünüz gazeteliğe kayıyor. Ve de üzerine dizili yerel basının 'Gazate'ciklerin' manşetleri hep aynı yöne bakıyor. Fakat ilginçtir ki en üst gazeteyle 'Gazata' en alt sıraya dizili gazetelerin her birinde birinci elden çıkma haber bulunuyor. "Belediye başkanı Falanca Öğrencileri kutladı." Bu başlığın altında koskocaman bir fotoğraf ve fotoğrafta iki lise talebesi gençle poz vermiş belediye başkanı. Bunlar hangi lisenin kaçıncı sınıf öğrencileri, başkan niye, neden onları kutladı. Merak edip güya gazeteyi alıp içeriğini okuyacaksınız. Aman ne büyük haber doğrusu, belediye basın bürosundan derlenmiş, tüm gazetelere servis edilmiş. Aynı ebadlarda manşetten verilmesi istenmiş. Ve emir, gazatacı geçinen emirerlerce derhal yerine getirilmiş. İçeriği bir şeye benzese bari, aynı cümleler dönüp tolaşıp sayfa doldurulmuş, Satırlarda belediye başkanına övgüler sıralanmış. Makam gücüne alenen hizmet verilmiş, belli ki paralar sonradan cebe boca edilmiş. Zaten bu gastacı bilinenler kendileri fikir üretemediklerinden konuya yönelik ne düşünüp nasıl yazacaklar? Fikir olmadan zikir olur mu? Hazırlanmış aşı yemek çok daha kolay lokmadır. ayakların baş olması giderek yaygınlaşmaktadır. Azıcık bi yürekli olun be, bir konuyuda kendi iradenizle yapın. Ödleklikle ekmek yemeniz ne ondurur, ne soldurur, ama gazetecilik mesleğini yıpratır, yok eder. Ah ülkem insanı böyleleri yüzünden her denilene inanır olmuş. Gazeteci olmaya çalışan, kendilerini bir şey sanan insanlar sistemden, dönen çarktan nasiplenmeyi iyi becerir olmuş.

Devamını oku...
 
Fileci Teyze
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 02 Ekim 2019 09:10
İLK DEVASA OTELİMİZ VE ÖNEMSEMEDİKLERİMİZ
 
altDokuz yaşında bir kız çocuğuydum. Cumhuriyet İlkokulun 3-A sınıfının ilk yarı yılında okuyordum. Sınıfımın en çalışkanıydım. Bu çalışkanlığımı okulumuzun karşısında bulunan Halil Hamid Kütüphanesine teneffüs aralarında gitmeme borçluydum.
Kütüphane kaçamaklarımda kütüphanenin hemen yanındaki geniş bahçe içerisinde bulunan tek katlı ahşap ev çok dikkatimi çekerdi. Bu eski evde, orta yaşlı üstü başı tertemiz bir teyze yaşıyordu. Her sabah onu bahçesinde, evinin hemen önünde yüzü güneşe dönük vaziyette, kucağında ağ ipleri yığınları el çabukluğuyla file örüyorken görürdüm. Kütüphaneye girmezden önce bir süre bakardım, "çile halindeki ağ iplerini nasıl yumak haline getiriyor, sonra onları ne ara fileye dönüştürüveriyor" diye. Elindeki sanatını öğrenmeyi çok arzuluyordum.
Bir sonbahar sabahı okulun ilk teneffüs aralığında yine kütüphaneye gittim. Hem giderken hem de dönerken dikkatlice baktım. O yaşlı teyze kapısının önünde oturmuyordu. Bahçesi sessizliğe gömülmüştü. "Hasta mı oldu," diye telaşlanmıştım. Kapısını tıklatmayı düşündüm. Baktım evinin perdeleri yoktu. Eski evin içi bomboştu. Günlerce meraklanmıştım "Ne oldu," diye.
Bir kaç gün sonra dozerler geldi yaşlı teyzenin evinin bulunduğu yere, gürültüleriyle adeta yeri göğü inlettiler. Öğretmenimiz "Dikkatinizi dersten ayırmayın, dışarıda sizi ilgilendiren bir durum yok". dedi gür sesiyle... 
Meğer o dozerler çıkardıkları gürültüyle yaşlı teyzenin evini yıkmaktalarmış.Evin yıkıldığını görmedim. O saatlerde dersteydim. Okuldan eve gidişim arka taraftan olduğundan kütüphane tarafına bir kaç gün hiç geçmedim. Dolayısıyla kütüphaneye de gitmedim. Sanırım yaşlı teyzeyi bir daha göremeyecek olmam, beni çok hüzünlendirmişti.
Sonraki günlerde öğretmenimiz, Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'ın ilimize geleceğini ve bizim kendisini karşılamaya gideceğimizi söyledi. Bu sebeple hem kendimizin, hem siyah okul önlüklerimizin tertemiz ve ütülü olmasını, beyaz yakalarımızın kolalanmış olmasını istedi. Heyacanla durumu annemize yansıttık. Ve annelerimiz bizi tam öğretmenimizin istediği gibi tertemiz olarak okula gönderdi...
Sonra arkadaşlarla üçer kişilk sıra olduk. Ellerimize kağıttan yapılmış, küçük Türk bayrakları verildi. Hep birlikte uygun adım okulun kütüphaneye bakan kısmından çıktık. O an içim bir tuhaflaştı, gözlerim yaşardı. Çünkü bizler tüm okul olarak o yaşlı teyzenin evinin bulunduğu alana gelmiştik. Ev yıkılmaktan öte kazılmış yerine büyük bir çukur açılmıştı. Ne olduğuna anlam veremiyordum. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 111
 
Turkish Arabic English