Şehir ve İnsan

ABD'nin henüz makama oturmamış yeni Başkanı Trump ile ilgili bir video izledim. (President Trump works as a Waiter at his own Hotel) Türkçesi: Başkan Trump kendi otelinde çalışıyor. Komi oluyor, garson oluyor, temizlik yapıyor, hatta müşterilerin köpeklerini gezdiriyor. Bunları yaparken iş üniforması giyiniyor. Gocunma yok, kibir yok, yüzünde hoş bir tebessümle herkese selam verip hatır soruyor.
Şov amaçlı bir çekim yapılmış olsa dahi, ben başkanın samimiyetine hayran kaldım. "Trump' u teprik için tokalaşmak lazım. İyi ki Hillary Clinton seçilmemiş" diyerek, değerlendirmede bulundum.
Amerika hayranlığım falan yoktur, hatta her taşın altından çıkıyorlar diye, tepki verdiğim çoktur. Lakin mevkisi yükseldikçe kibre kapılmayan insanlara karşı sempatim ve takdir yönüm vardır. Herkes Yüce Allah'ın kulu, mütavazı olan gavur da olsa, ben onu bizim sonradan görmelere örnek gösteririm.
Bizim makam sahiplerinin çoğu nereden geldiklerini, daha öncesinden nasıl olduklarını unuturlar; makama oturunca buldumcuk olurlar. Yapmacık tavırlarla talkım verirler, kendileri salkım salkım götürürler. Üşüştükleri daldan, düşmeden rahatlığa eremeyiz. Biri gider, diğeri gelir. Beri gelen gideni aratır. Bunlar bir de kendilerini Müslüman sanır. Hırs, haset, kıskançlık kanlarında dolanır.
Trump sonradan görme de değil, adam karun kadar zengin. Bu zenginlik nereden gelmiş ve ne ile ölçülmüştür?Orasını Allah bilir. Gayret kuldan, takdir Allah'tan. Rabbim dilediğine, dilediğini verir. Bizim mevzumuz Trump'un zenginliği yüzünden kibirlenmeyip, halkına riya yapmamasıdır. 
Devamını oku...

Şehir ve İnsan
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   

 

 

Şehir ve İnsan

Yayın Yılı: 2008

 

 

Küçük Bir Kar Tanesiydim Ben, Güneşe Şarkılar Söylerdim Eskiden

Hani türkülerimiz vardır. Dinlerken yüreğimiz kıpır kıpır olur. Yüreğimizi bir hüzün kaplar. Bazen sevda ateşi yanar içimizde, bazense ayrılık. Gözlerimiz bir noktaya dalar gider, türkü süresince.

Türkülerimiz vardır. Yiğitlikler üzerine, ölümler üstüne. Dinlerken gözyaşlarımıza engel olmadığımız.

'Bizimkiler, bizimkiler, böyle ölür bizimkiler', ölüm haberleri geliyor Irak'tan. Onlarca sivilin, ölüm haberleri. Çoğu kadın ve çocuk. Masum pek çok insanın, ihtiraslı caniler yüzünden olan ölüm haberleri. Ve Birleşmiş Milletler üyeleri hâlâ bir şey yapamıyor.

Sözde dünya barışını sağlamak için, Saddam Hüseyin'in zulmünü durdurmak için çıktı bu savaş. Amerika'nın ihtiraslarını örtbas edebilmek, petrol denilen siyah kanı Amerika'ya pompalamak için, bir şekilde hazırlanmıştı bu senaryo.

Biz alıştık ölümlere, hatta kanıksamıştık bile. Yıllardır terörle mücadele eden ülkem, güneyden, dağlardan yüzlerce ölümü toprağa değil yüreğinin derinliğine düşürmüştü. Tüm yiğitlikleri, tüm korkuları ile. Yarım kalmış ya da hiç yaşanmamış sevdalan ve özlemleri ile. Biz alışkındık ölümlere, kanıksamıştık.

Amerika-lrak Savaşı yeni korkular, yeni ölümler getirdi gündeme, ölenler yine bizimkiler, Müslüman kardeşlerimiz, dindaşlarımız.

Su çürür mü? Çürüdüğü zaman ne olur? Kötü mü kokar? Kurtçuklar mı oluşur? Yâ insanlar çürümeye başlayınca, savaşlarla birlikte. Sevgisizlik ve şiddet mi egemen olur? İflah olmaz mı insanlık, düzelmez mi? Yâ umut yok olursa? ölüm sessizliği çökerse üzerimize. İnsanlığımızı ve vicdanımızı yitirmeye başlarsak ne olur?

Ülkemizdeki siyasal sorunları çözmek için yıllardır uygulanan zor ve şiddet yöntemi, sorunu çözdü mü? Ekonomik kaynakları silaha aktararak ne yapılıyor? Savaştan beslenenler ortaya çıkıyor. Savaş istikrar mı, yoksa istikrarsızlık mı?

Biz böyle günümüzü geçirirken, birileri ihtiraslarına masumları kurban ediyor. Bu kirli ve anlamsız savaştan beslenenler, biraz daha beslensin, genç bir nesil yok olsun diye, biraz daha kan döksünler.

Televizyonda savaşta ölenleri gördüğümde, tıpkı bizim terör savaşında şehit düşenlerde olduğu gibi, ölenler hep yoksul insanlar.

Neden yoksullar ölmeyi severler? Neden? Neden onlara yaşama şansı tanınmaz? Ya da tanıtmazlar?

'Ölüm hep bize, bize mi düşer usta?'

Dağlarda kardelenler, çiçekler ölüyor. Savaşta çocuklar öldürülüyor. Bu savaşlar yüreğimizden sevgiyi, dostluğu, paylaşma duygularını alıyorlar. İnsanlığımızı çalıyorlar. Beyinlerimize prangalar vuruyorlar. Ve biz seyrediyoruz televizyonlardan.

Hayat devam ediyor. Irak'taki çocuğun ölmesi, dağda bir askerimizin şehit düşmesi bizim hayatımızı ne kadar etkileyebilir ki? Hayat devam ediyor nasılsa!

Devam eden hayat da bize de ayrılık, hüzün, sevda türkülerini söylemek düşüyor.

Sizin türküleriniz yürekten mi? Söyleyebiliyor musunuz? Baharla birlikte güzellikleri dilediğiniz oluyor mu? Bu güzellikleri tüm dünya için, tüm insanlar için arzuluyor muyuz? O zaman savaşa hayır.! Dünyanın hiçbir yerinde savaşlar olmasın, hiçbir ırktan, savaştan dolayı insanlar ölmesin. Bu temenninin gerçekleşmesi İçin, Umudun(m)uz var mı?

Umudumu gönderiyorum;

Dünyayı savaşlarla kirletmeyin diye yırtınmak, dünyanın temiz kalmasına yetmiyor.! Yüreğinde 'acımanın' filizlenmesi gerek yeniden, insanoğlunun 'sevmeyi' yeniden Öğrenmesi gerek.

Biz bunları biliyorduk.

Bir tas çorbayı paylaşmayı, çaresizlere kapılan açmayı, sevmeyi biliyorduk. Her gün değiştik. Önce başkalarının gözlerinin içine bakmayı bıraktık, ardından duyularımızı içeri çektik. Şimdi ise altı milyar hemcinsimizle bağıra çağıra koştuğumuz yerküre üzerinde sadece kendimizi aynada görüyoruz.

Neden bu kadar kör olduk? Kulaklarımıza, yok olan yaşamın seslerini iletmek bu kadar mı zor? Çıkarın kulaklarınıza tıkadığınız paraları.

İnsan olduğunu unutanların ta gözbebeğine iliştirilmeli bir çengelli iğneyle "sevgi"

Sevgiyi unutanlara hatırlatacaksınız. Biraz kımıldansa yüreği, işte 'acıma' gün ışığına çıkabilecek. Sevgiyi, içinde, tam yüreğinin ortasında hissedeceksin. 'Senin umut dolu büyümen için, işte sana umutlarımı ve sevgimi gönderiyorum'

Sana ulaştırmak için umutlarımı, yüreğimi parçalıyorum umutla. Yüreğini aç ki, sana fakir bir insanın yüzünü, bir bebeğin gülümsemesini, kimsesizken bile yalnız kalmamayı gönderiyorum.

Ölecekken yaşamayı, yaşarken dirilmeyi, bir karıncadaki güçlü sezgiyi, ölümsüz savaşmayı, ölüme uzak olmayı, tüm sevgimi, umudumu, ey insanoğlu 'umudumu' gönderiyorum.

Sadece bu umut bile, sadece bu istek bile sana ulaştığında, biliyorum ki, bedenindeki genlerden biri olacağım. Sakla. Yüreğinin bir köşesinde dursun lütfen. Bir gün kıpırdanırsa, aç ve dağıt.! Kımıldanana kadar, tüm dünya çocuklarını ve insanoğlunu kurtarmak için 'SEVGİ' orada, yüreğinde hep var olacak.

 
 

Turkish Arabic English