Müdâfaanâme

İnsanlara dünyayı cehennem gibi gösteren, varlıklarının mânâsını bilmeyişleridir. İnsanlar hakikati görmedikleri, göremedikleri için yanlış yollara sapıyorlar. Bilgiyle, kuru bilgiyle her şeyin halledilebileceğini sanıyorlar. Ama sanmakla iş bitmiyor ki... Bu görüşün, insanı nasıl yanılttığını görmek için, çağımıza şöyle bir göz atmak yeterli. Bakın çevrenize, bakın dünyaya, huzuru, mutluluğu, güzelliği bulabilen kaç kişi var? Soruyorum size, bir yaşama üslûbu olan, sevgiyi, ışığı, şiiri, güzelliği ve zarafeti günlük hayatında yakalayabilen kaç kişi gördünüz? Kaç kişi tanıdınız? Kendimden biliyorum, hep şikâyet ediyor ve şikâyet dinliyorum.Çevremizdeki güzellikleri görelim, şükredelim. Biraz olsun sahip olduklarımızın keyfine varalım diyenimiz yok.

Şikâyet, şikâyet, sürekli şikâyet günümüz insanının dilinin virdi olmuş.

Devamını oku...

Müdâfaanâme
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   

 

Müdâfaanâme

 

Yayın Yılı: 2011



SELÂMÜN ALEYKÜM

Bu kitap; içinde bulunduğumuz aymazlıklarda dinimi müdâfaamdır. Dinin sahibi, koruyup kollayıcısı hiç şüphesiz ki Cenâb-ı Allah Tekaddes Hazretleridir. Lâkin şu da bir hakîkat ki; dini, Yüce Mevlâ‟mız, biz her yönden âciz olan kulları için var etmiştir. Ezelî âlemden, ebedî âleme kadar bu dini, Rabbimiz bize emânet etmiştir. Biz, Rabbini çok seven kullar olarak sorumluluğu üstlenmişiz. Dinimizin yaşatılmasında ve her ortamda savunulmasında gönüllü olmuşuz. Bu vesiledendir ki; içinde bulunduğumuz sahte düzene, yalan ve yavan sistemlere karşı geride bıraktırılmaya, unutturulmaya çalışılan dinimin varlığını ve dünya üzerinde emsâlsiz olduğunu, Allah‟a verilmiş sözüm doğrultusunda hatırlatmak istedim. Bunu sizlerde kendi yöntemlerinizle isteyebilirsiniz, hattâ benden daha iyi düzeyde yapabilirsiniz. Her kulun bu müdâhaleye ve müdâfaaya katılma hakkı vardır.

 

Bu kitap aslında üç yıl kadar önce yazıldı. Boşluk ânlarımda uçuruma düştüğümü, artık oradan çıkamayacağımı sandığım evrelerde; dost arayışlarımda, dost bildiklerimin ortadan kayboluşlarında; umudumun yitik, omuzlarım çökük hallerimde; hep göz ardında tuttuğum/tuttuğumuz dinimi tanımaya başlayınca, Kur‟an-ı Kerim‟i durduğu yerden indirip ele alınca, hakîkatlerin ne olduğunu, hakîki dostun yalnızca Yüce Allah olduğunu öğrenince, Allah‟ı tanımaya başlayınca, sevince; Allah‟ı sevmem fazlasıyla karşılık bulunca, bu kitabı becerebildiğimce yazmak gereğini hissettim. Umarım kendinizin de yürekten katıldığı sayfalara, satırlara rastlarsınız.

Ben Kur‟an okumaya başladığımda önce “Bir”i keşfettim. Bir‟in mânâsını çözdüm. Allah Bir‟di şüphesiz ve bunu çok iyi biliyorduk. Lâkin Allah‟ın yarattığı her şeyde Bir‟di. Biz de birdik. Bizden başka var edilenler de bir... Bizim bedenimizi oluşturan organların her biri de bir… Kalp bir… Beyin bir… Mide bir… Karaciğer, akciğer bir… Çift sandığımız organlarımızın (Göz, kulak, göğüs…) çıkış noktaları da bir… Hislerimizi yönlendirenler de bir… Sevgi bir… Nefret bir… Aşk bir… Öfke bir… Biz bunları biliyorduk… Mânâsına eremiyorduk… Bir sıradanlık vardı bildiğimizi sandıklarımızda… O birleri yakından tanımaya, mânâsını kavramaya, akıp giden zamandan bir gıdım olsun ayıramıyorduk…

İşte ben o “Bir”i, mânâsına vâkıf olarak tanımaya başladım. Misâl; akılda Bir‟di, fakat onun dereceleri vardı. Aklı en üst derecede olanlar Allah‟ın Bir‟liğini, O‟nu yakından tanıyarak tasdîk edenlerdi. Benim aklım henüz o dereceye yükselemediğinden, önce Allah‟ın bana tecellî ettirdiği Bir‟liği tanımaya koyuldum. Ve kendi birliğimi anlamaya başladıkça, varlığımı sevdim.

 
 

Turkish Arabic English