Rûhî-i Bağdâdî'nin Bir Gazelini Tahmis (A'mâlar Şeyhi Erzurumlu Osman Kemâlî)
مقدمه 
 
اوحدالدّین محمّدبن محمّد انوری معروف به انوری ابیوردی و «حجّةالحق» از جملهٔ شاعران و دانشمندان ایرانی سده ۶ قمری در دوران سلجوقیان است. 
انوری استاد قصیده سرای شعر پارسی و آراسته به هنرهای خوش‌نویسی و موسیقی بوده‌است. او از دانش‌های ریاضیات، فلسفه و موسیقی بهره‌ور و در دستورات اخترشناسی به زبان خود مرجع بوده‌است. وجود گواه‌ها و نشانه‌هایی در شعر انوری سخن از آگاهی او از موسیقی دارد و همین امر برخی از پژوهندگان را برانگیخته تا او را موسیقی‌دانی تحصیل کرده بدانند.
Devamını oku...
Şu anda 3807 konuk çevrimiçi
Rûhî-i Bağdâdî'nin Bir Gazelini Tahmis (A'mâlar Şeyhi Erzurumlu Osman Kemâlî)
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 29 Eylül 2021 17:30
 
 
Vezin: Fe’ilâtun / Fe’ilâtun / Fe’ilâtun / Fe’ilun
         (Fâ’ilâtun)                               (Fa’lun)
 
1
Ey gönül bil “ezelî ahd”e samîm isterler
Aldığın “bâr-ı emânât”a kerîm isterler
Hâlık’ın seyrederek halka rahîm isterler
Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler
“Yevme lâ-yenfa’u”da kalb-i selîm isterler
2
İzz ü câh devlet ü rif’at yerine bî-nâm ol
Merteben şâh ise de bende-i hâs u âm ol
Nîk ü bed hâli bırak muntazır-ı encâm ol
Berzah-ı havf u recâdan geçegör nâ-kâm ol
Dem-i âhirde ne ümmîd ü ne bîm isterler
 
3
Yetiş ol âleme kim olmaya anda biz, siz
Anda ne şâh u ne gümrâh ne mutî’ u hûn-rîz
Yokdur ol dâirede nisbet-i çîz ü nâ-çîz
Âlem-i bî-meh u hurşîd-i felekde hergiz
Ne mühendis ne müneccim ne hekîm isterler
 
4
Çalma ikbâl kapısın perde-i idbâr açılır
Sohbet-i pîr ile âşıklara efkâr açılır
Ehl-i dil hâre nazar eylese gülzâr açılır
Âlem-i keşf-i me’ânîde çok esrâr açılır
Giremez nefs-i gazûb anda halîm isterler
 
5
Gönlünü kıl heves-i nefs ü hevâdan sâlim
Kendini bil ezelî “bezm-i elest”de kâim
Îyd-ı vaslı gözet ol kayd-ı sivâdan sâim
Sâkin-i dergeh-i teslîm-i rızâ ol dâim
Ber murâd etmeğe hizmetde mukîm isterler
 
6
Sıdk ile hizmet-i insâna girip insân ol
Ölmeden evvel ölüp hâtime-yi nisyân ol
Ne melâhid ü ne de sûfî-yi bî-iz’ân ol
Unudup bildügini ârif isen nâdân ol
Bezm-i vahdetde ne ilm ü ne alîm isterler
 
7
Eli boş âşığa mahbûbları el vermezler
Dikeninden çekinen ellere gül vermezler
Cân u baş vermeyene zevk-i gönül vermezler
Harem-i ma’nîde bîgâneye yol virmezler
Âşinâ-yı ezelî yâr-i kadîm isterler
 
8
Yokluğa etme keder vârına mesrûr olma
Halkı nefretle görüp âleme menfûr olma
Ehl-i irfâna kul ol nefse uyup dûr olma
Cürmüne mu’terif ol tâate mağrûr olma
Ki şifâhâne-i hikmetde sakîm isterler
 
9
Saçsa da âleme ger nûr-ı Hudâ pertevler
Ne gider ne götürür maksada ham peyrevler
Göremez Hakk’ı gözü kör dili gâfil devler
Kıble-i ma’nîyi fehmeylemeyen keç-revler
Sehvine secde edip ecr-i azîm isterler
 
10
Her göz açdıkça bir et fâtih ile meftûhı
Hak bilir sen arama fâsid ile memdûhı
Ey Kemâlî sakın incitme dil-i mecrûhı
Ezber et nükte-i esrâr-ı dili ey Rûhî
Hâzır ol bezm-i İlâhîde nedîm isterler
 
Osman Kemâlî
(1881 – 1954)
 
Bağdadlı Rûhî
(... - 1651)
 
 
 
 
İzâhât ve Şerhi:
 
1-) Ey gönül bil ki, ezelde Allah’a verdiğin ahde karşı senden samimiyet ve sadakat isterler. Aldığın emanetler yüküne karşı kerim olmanı isterler. Seni yaratan Rabb’inin isim ve sıfatlarına bakarak “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın!” emrine uymanı ve halka Allah’ın “Rahîm” ismiyle çok merhamet ettiği gibi senin de herkese merhamet etmeni isterler.
Ey hoca (ulu, ilim sahibi veya zengin kişi), yarın mahşer gününde Allah’ın huzuruna çıktığında senden altın ve gümüş isteyeceklerini sanma! “ Fayda vermeyen” günde senden “selim bir kalp”le gelmeni isterler.
Bu kıtanın birinci mısraında geçen “ezelî ahde” yani “ezelde verdiğin kesin söze” ifadesiyle, şu ayetlere telmih vardır:
172-Hani Rabb’in, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şahit tutmuştu (ve buyurmuştu ki) “(Ben) sizin Rabb’iniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) قَال وا بَلٰي dediler ki “Evet!”(Sen bizim Rabb’imizsin!) Şahit olduk!” Ta ki kıyamet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.
173-Veya: “Daha önce ancak atalarımız şirk koşmuştu; (biz ise) onlardan sonra gelen bir nesil idik. Artık batılı (şirki, yeryüzüne) yerleştirenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mi edeceksin?” demeyesiniz diye (böyle yaptık).
7/A’râf, 172-173.
Allah’ın size olan (İslam) nimetini ve “İşittik ve itaat ettik!” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakını hatırlayın ve Allah’tan sakının! Şüphe yok ki Allah, sinelerin içinde olanı hakkıyla bilendir.
5/Mâide, 7.
Bu kıtanın ikinci mısraında geçen,”bâr-ı emânâta” yani “emanetler yüküne” sözüyle, Ahzâb suresinin 72.ayetine işaret edilmektedir:
Muhakkak ki biz “emanet”i göklere, yere ve dağlara arz ettik de onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
33/Ahzâb,72.
Kıtanın son mısraında geçen “yevme lâ-yenfa’u” “o gün fayda vermez”sözü de şu ayetten alınmıştır:
88-O gün ki, (onda) ne mal fayda verir, ne de evlat!
89-Ancak Allah’a selim (ihlaslı, temiz ve tasfiye olmuş) bir kalple gelen müstesna.
26/Şuarâ, 88 – 89.
 
 
2-) İzzet makam devlet ve üstünlük arzusuyla nefse uyma ve dünyaya meyletme, namsız nişansız ve unvansız ol! Makam ve mevkice merteben şah bile olsa hem havassın (manevi mertebesi yüksek seçkin insanların) hem de avamın yani sıradan insanların bendesi hizmetkârı ol! İyi kötü hâli bırak, her şeyin sonucunu gözetle ve sonunu bekle!
Korku ve ümidin can sıkıcı ve bunaltıcı geçidinden geç de arzu ve merama esir olmaktan kurtul! Çünkü son nefesini vereceğin zaman ne ümit ne de korku isterler, öleceğin zaman bunların sana bir faydası olmaz.
 
3-) Öyle bir âleme yetiş ki onda biz siz gibi ayrılık ve gayrılıklar yoktur. O âlemde ne şah, ne yolunu kaybetmiş, ne itaat eden ve ne kan döken olmadığı gibi, o dairede bir şeye ve bir şey olmayana nispet yoktur. Yani dünyadaki sebep ve vesileler, mecaz ve izafi olan şeyler ortadan kalkmıştır. Mutlak hakikat ortaya çıkmıştır. Gökyüzündeki ay ve güneşin olmadığı bir âlemde, senden asla, ne mühendis, müneccim ne hekim isterler.
 
4-) İkbal (makam mevki, saadet ve gün görmek) kapısını çalma; önüne talihsizlik perdesi açılır. Pîrin (mürşidin irşat) sohbetiyle âşıklara (sır ve hikmetli) fikirler açılır. Gönül ehli (olan Hak dostu) dikene (şöyle bir) baksa gül bahçesi açılır.
Manaları keşif âleminde çok sırlar açılır. Gazaplı nefis oraya giremez, orda halim olanı isterler.
 
5-) Gönlünü, nefsin hevesinden hevasından salim eyle, arındır. Kendini ezel meclisinde verdiğin sözde kaim ve daim eyle! Yani ezel bezminde Rabb’inin bütün ruhlara “ Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” Sorusuna ruhların verdiği “Kâlû belâ” “Evet Rabb’imizsin!” sözünü hiç hatırından çıkarma ve her söz ve hareketinde o verdiğin sözü düşün! Allah’tan başka her şeyden alakayı kes; oruç tutanın yemekten içmekten kesildiği, azaları bütün haramlardan koruduğu ve Ramazanın sonunda bayramı gözettiği gibi sen de Allah’tan başka her şeye karşı oruç tut ve O’na kavuşma bayramını gözet!
Allah’ın rızasına teslim olanların dergâhına gir ve daima orda bulun! Murada kavuşturmak için kalıcı hizmet isterler.
Bu kıtanın ikinci mısraında geçen “bezm-i elest” sözünde şu ayete telmih vardır:
172-Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şahit tutmuştu (ve buyurmuştu ki) “(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) dediler ki “Evet!”( Sen bizim Rabb’imizsin!) Şahit olduk!” Ta ki kıyâmet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.
173-Veya: “Daha önce ancak atalarımız şirk koşmuştu; (biz ise) onlardan sonra gelen bir nesil idik. Artık batılı (şirki, yeryüzüne) yerleştirenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin?” demeyesiniz diye (böyle yaptık).
7/A’râf, 172-73.
 
6-) Doğrulukla ve içtenlikle (kâmil bir) insanın (mürşid-i kâmilin) hizmetine gir de kâmil bir insan ol! Ölmeden önce öl de nisyanı sona erdir! Ne yoldan sapmış mülhitlerden ol, ne de izansız anlayışsız sufilerden ol!
Eğer arifsen marifete ermişsen, bildiğin şeyleri dahi unut da bilmezlerden ol! Çünkü vahdet meclisinde ne ilim ne de âlim isterler. Çünkü sen o mecliste geçmiş gelecek, gizli, açık her şeyi ezelî ve ebedî ilmiyle bilen Alîm olan Allah’ın huzurundasın. Onun ilminin yanında senin zerre olmayan ilminin ne değeri olur ki? İlim tahsili ilim tedrisi, âlimlik cahillik imtihan dünyasında kalmıştır. Zaten ilim Hakk’ı bilmeye ve O’na vasıl olmaya bir vesiledir, delildir, rehberdir. Maksada ulaşınca, Hakk’a vasıl olunca delile ve rehbere gerek kalmaz!
 
7-) Sevgililer eli boş gelen âşıklara el vermezler! Dikeninden çekinen ellerle gül vermezler! Can ve baş vermeyene gönül zevki vermezler! Mahrem mana âleminde yabancıya yol vermezler! Ezelden aşina olan kadim yâr isterler.
 
8-) Yokluğa kederlenme, varlığına da sevinme! Halka nefretle bakıp, âlemin nefretini çekme! İrfan ehline kul olup hizmetine gir, nefse uyup (Hak’tan) uzak olma! İşlediğin günahları itiraf et; yaptığın taatle gururlanma! Çünkü hikmet şifahanesinde hasta isterler! Yani Allah’ın huzuruna ameline güvenerek gelme! O’nun rahmet, mağfiret ve fazlına güvenerek gel!
 
9-) Allah’ın nuru âleme ışıklar saçsa da, ham ervah olana uyanlar, ne maksada gider ne de götürür! Gözü kör, gönlü gafil şeytanlar hakkı göremez! Tuttuğu yol çarpık olanlar mana kıblesini anlayamazlar! Onların yaptığı her hataya bir sehiv secdesi edip büyük sevap isterler.
 
10-) Her göz açtıkça açanla açılanı bir et, bir gör, bir say! Yoldan çıkanla övüleni Allah bilir, sen araştırma! Ey Kemâlî, sakın yaralı gönlü incitme! Ey Rûhî, gönül sırlarının nüktesini ezberle! Hazır ol, Allah’ın huzurunda nedim yani sohbet arkadaşı isterler!
 
_____
 
Târık İleri
 
 
 
Rûhi-i Bağdâdî Gazelini Tahmis Osman Kemali Efendi ayferaytac.com Tarık İleri Isparta İstanbul Muğla Ankara Antalya Ayfer Aytaç
 
 
Turkish Arabic English