Herkes Her Şey

 

 
Gerçek dostlukta "Hadi gel gidiyoruz" denildiğinde "nereye?" diye sorulmaz. Gerçek dostun yanlış yere götüreceğine dair şüphe duyulmaz. Bilinir ki, gerçek dost herkesin olmadığında yanında var olandır. Bu dünyanın ve tüm var olanların sahibi bizden gerçek samimiyetler istiyor. Bunu dostluklarımızda da göstermemiz gerekir. acaba yapabiliyor muyuz? Hz Mevlana'dan bir örnekle bu sorumuza cevap bulmaya çalışalım.
 
Mevlânâ ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı.
 
Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuş, birlikte uyakta olduklarını gördüler. Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlânâ ile paylaşmak istedi.
Devamını oku...
Şu anda 2046 konuk çevrimiçi
Herkes Her Şey
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 21 Eylül 2021 08:46
HERKES HER ŞEY OLURSA, KİMSE BİR ŞEY DEĞİLDİR.
 
altKARI KOCA KİTAP YAZAN İDARECİLERİMİZ BİLE VAR
 
Bu ülkede kimler kitap yazmadı ki? Aslolan yüce Allah'ın hitabı olan kitabımızı okumaktır. Ve okuduğumuzu yaşamımıza uyarlamaktır. Okumadığımızdan doğruyu, eğriyi bilmiyoruz. Her önümüze geleni doğru belliyoruz.
 
Ne yazık ki, kısm-ı ekserisinin kitap okumadığı karı-kocalardan oluşan toplumumuzun; karı-koca kitap yazan idarecisi bulunuyor... Oh aman ne güzel, fırsat varken iyi değerlendirme.
 
Düşünün bir, emriniz altındaki bütün bürokratlar kitap kaç liraysa, fiyatına aldırmadan alır. Dahası en ufak partili bile yemez içmez, boğazından kestiğinin parasını o kitaba verir. Aferinlik rutbesini artırır.
 
Kitabın içinde ne yazıyor acaba? Hım, kitabın üzerine isimlerini koyan karı koca içinden ezbere bir cümle söyleyebilirler mi?
 
Kime ne yazdırdılar dersiniz, okumayan bilmez. Meraklısı değilim. Ancak kitap okumayanların bile bu kitabı alacakları kesin, hani şu biat edenlerin... Hani diyorum, belki bir süre sonra, mesela seneye güzün okularda ders kitabı olarak okutabilirler mi bu kitapları? Neden olmasın, nobele aday bile gösterilirler. Bir kere çoktan çok satanlar listesine girmişlerdir. İnsan ne diyeceğini bilemiyor.
 
Emin olun bir dönem bendenizde makam sahibiydi. Isparta Belediyesinde Basın ve halkla İlişkiler Müdüresiydim. Ve o günlerde gazetelerde teşredilmiş yüzlerce makalem bulunuyordu. Fırsatı değerlendirseydim. Makam gücümü kullanıp bu kitapları bastırmış olsaydım. Emin olun belediyenin işlerini üstlenen maatbaa bu işleri beleşe yapardı. Belki de fiyatını üçe katlayıp faturayı belediyeden tahsis ederdi. Bana bedavaya gelen bu kitapları etrafımda yağdanlık olarak döneleyenlerden almayan kimse kalmazdı. Ama ben elhamdülillah fırsatçılık eden hiç olmadım. Ve de kimsenin hakkını haksız yere üzerime geçirtmedim. Biz öyle güzel bir ailede yetiştirildik ki, haramın helalin ne olduğunu aklımız erdiği yaştan itibaren anneden babadan öğrendik çok şükür.
 
Günümüzde gazeteci-yazar olmanın bir esprisi kalmadı. Hergün her yerde özellikle sosyal alemde ve görüntülü medya dünyasında her gün herkes bir şeyler yazıyor, çiziyor. telefonuyla fotoğraf çekiyor. Paylaşıyor, hatta bu alanda şöhret bile olup parasını kazanıyor. Bizim meslek edinip üç kuruş maaşa koşuşturduğumuz günler geride kaldı. Kimse önemsemiyor. gazeteci olarak çalıştığımız dönemdeki anılarımızı kitaplaştırmamızın bile anlamı kalmadı. Kimse kitap okumuyor ki, okuyan azınlık da nerde gavurdan ilham alan, Müslüman'ın beynini yoran ağdalı kelimeler kullanan yzarlar varsa onları tercih ediyor. Biz hakiki gazetecilerin yazdığı yaşanmış hayat hikayeleri bile yayın evlerince mühimsenmiyor. Adamlar arkalıkları sayesinde isim yapmış datdiri duttiri yazarların uyduruk satırlarını göz kırpmadan editör denetiminden geçirtiyorlar. Bizim kitabımızı günahıyla sevabını ayırt etmeden basıp bitiriyorlar.
 
Devir döne döne ne hallere geldi. Allah bugünden beter etmesin. 
Ben daha evvelce de "okuyan yok yazan çok" diye bir sitemli makale yazmıştım. Galiba Milliyet Blog'da var hâlâ o yazım. Bu yazıma alınanlar olmuştu. Doğru söylüyoruz ya, dokuz köyden kovacaklar tabi, büyüklerinden öyle görmüş gelmişler. Bir tek sen mi yazıyorsun. Bizimde kalem tutmuşluğumuz var, diyenler oldu. Doğru her kalem tutmasını bilen, alfabeyi öğrenen yazı yazabilir. İçinde bulunduğumuz zamanda kalemede ihtiyaç yok, geç klavyenin başına, bas harflerin üzerine, içini dışa döktür. Herkes böyle yapıyor. Herkes şimdi herşey.
 
Yazmasına üşenen kopyala kes yöntemiyle, önceden bir başkasının yazdığından cümleler paylaşıyor. Velhasıl internet ortamı aklımızın alamayacağı kadar cümle dolu. Fakat okumasını nedense pek sevmiyoruz. Yazdıklarımız okunsun istiyoruz. Zira okursak beynimiz uyanır, gözümüz açılır diye korkuluyor olmalı ki, okuma aşkını ne evlerimizde, ne de okullarımızda aşılayan olmamış. Belki diyen olmuştur da üzerimize düşülmemiş. Bu bakımdan okumakta kısır kalmışız, buna karşın yazar bolluğumuzla ne derece öğünebiliriz? Bilemiyorum. Kültür Bakanlığı sitesine girin ülkemi,zde neredeyse her gün yüzlerce kitap basılıyor.Kim ne yazıyor, nerde, ne zaman yazıyor, her yazılanın basılmasına bakanlık niçin izin veriyor bilemiyorum. 
 
Velhasılı; kitab yazmakla-yazdırmak kitab ve makalelere konu olmak idarecilikte geçen koskoca 30 küsür seneyi aktarmak yazan için kolay şey olmasa gerek, hata yapmamak için, yağın dozunu kaçırmamak için hayli ter dökmüştür adamlar. Acaba kitabın son sözü "bütün bürokratların okuması temennisiyle" diye mi  bitiyor? Merak ediyorsan al oku, diyenlere ben kendim alasını yazıyorum. Başkasının yazıp başkasının adını koymasına içerliyorum. O bakımdan okumak istemiyorum. Bir de kafamı kurcalayan şu mesele var. Acaba bu karı koca idarecilerimiz kitapların basım paralarını kendi ceplerinden mi ödediler. Yok yahu, hangi yayın evi yayımladıysa bedavadan basım yapmıştır. Hediye olarak belki de bizim cebimizden bir uçak bileti kapmıştır. Hani devletimizin idarecileri biz vatandaşların cebinden paralarla yurt içi, yurt dışı her yere gidiyorlar ya. örneğin kitaba konu edilen Afrika gezisinin gideride vatandaşlarla sağlanmıştı. Hatta parmaklarda elmas, yakut yüzüklerle Afrikalı fakir çocukların yüzü okşanmıştı. Hah, hatırladınız işte. İşte o geziden izlenimler kitaplaştırılmış. Afrika halkıda alırsa bu kitapları iyi getirisi olur. Halk alamazsa Afrika'nın idarecileri mutlaka alır biliyorum. Karşılıklı jest derler, kitabına uyarlarlar. 
 
Son söz, herkes her şey olursa kimse bir şey değildir. Her önüne gelen kitap yazarsa, her kitap alan rafa dizer, hiç okumaz demektir. Okumayan insanlar koyun gibi güdülmeye layıktır. Bu böyle biline...
 
 
Turkish Arabic English